DÎVÂN-I HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ'DE EL-ESMÂ-İ HÜSNÂ

Somuncu Baba

"Es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi Hazretlerinin meşhur eseri Divân-ı Hulûsî-i
Darendevî'de yer alan birbirinden güzel mısraların arasına bu en güzel
isimleri bir rahmet damlası gibi serpiştirerek Müslümanlara öğüt vermiştir."

Bu makalemizde¸ Allah'ın en güzel isimleri olan Esmâ-i Hüsnâ'nın İslâmî kaynaklardaki dayanağı¸ bu isimlerin iman¸ ibadet ve ahlâkî hayatımızda meydana getireceği değişim ele alınacaktır. Sonra da es-Seyyid Osman Hulûsî-i Dârendevî Hazretlerinin meşhur Dîvân-ı Hulûsî'sinde yer alan en güzel isimlere değinilecektir.


Esmâ-i Hüsnâ'nın Önemi


Kur'an-ı Kerim¸ Yüce Allah'ı bilme imkânı üzerinde dururken¸ O'nun zâtını değil¸ nihâî zât'ın tabiat üzerindeki farklı tecellîlerini düşünmeye teşvik eder. Bu açıdan Allah'ın zâtını değil¸ mahlûkâtını düşünmek her mükellef üzerine gerekli olan bir sorumluluktur. Şu âyet bu hususa açıkça işaret eder: "Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler."[1] Gerçekten bu âyette¸ Yaratan Allah hakkında değil de yaratılan varlık üzerinde düşünmenin vurgulanmış olması anlamlıdır. Çünkü varlık üzerinde düşünmek¸ Allah'ın kudreti hakkında insanda hayret duygusunu artırır ve Allah'a olan imanı kuvvetlendirir.



Kur'an'da Allah'ın yüze yakın ismi geçer. Aynı konuda İmâm Tirmizî'nin Sünen'inde Ebu Hureyre (r.a)'den rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf'te de Allah'ın doksan dokuz isminin olduğu zikredilir: "Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. Bunları sayan cennete girecektir."[2] Hiç şüphesiz İslâm bilginlerinin genel kanaatlerine göre Allah'ın güzel isimleri salt doksan dokuzdan ibaret değildir. Bu isimlerin geleneksel tasnifte doksan dokuz olarak anılması¸ şerefli mânâlar bu rakamlara bâliğ olduğu içindir¸ adet olarak doksan dokuzda hasredildiği için değildir.[3] Bu isimleri sayı ile sınırlandırmak imkân dışıdır. Bilindiği gibi dillerde¸ "kırk" "yetmiş"¸ "yetmiş yedi"¸ "doksan yedi"¸ "doksan dokuz" defa şeklindeki ifadeler daha çok mübalağa ve çokluktan kinâye olarak kullanılmaktadır.


 


Dîvân-ı Hûlûsî'de En Güzel İsimler


İslâm düşünce tarihinde Müslüman müellifler¸ Kur'an ve sünnette geçen Yüce Allah'ın en güzel isimleri hakkında birbirinden muhteşem esmâ ile ilgili kitaplar yazmışlardır. Kimileri de İlâhî ahlâkı¸ nesir ve şiir diliyle anlatarak Müslüman insanın ahlâkî hayatını güzelleştirmeye çalışmışlardır. İşte bunlardan birisi de es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi Hazretleridir. O¸ meşhur Divân-ı Hulûsî-i Darendevî'de yer alan birbirinden güzel mısraların arasına bu en güzel isimleri bir rahmet damlası gibi serpiştirerek Müslümanlara öğüt vermiştir. Onun şiirlerinde yer verdiği Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden bazıları şunlardır:


ALLAH(C.C)


İslâm itikadında Allah kavramı¸ hem lafız ve hem de mânâ olarak sadece ve sadece Yüce Yaratıcı'nın adına tahsis edilmiş­tir. İsmin Yüce Allah'a mahsus oluşundan dolayı Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Hiç sen¸ O'nun adıyla anılan birini bilir misin?"[4] Arapçada "ilâh"  lafzı¸ her tür mabut için kullanılan bir isimken¸ özel bir isim olan Allah lafzı ise¸  bütün güzel isimlerin (esmâ-i hüsnâ) anlamlarını kendisinde toplamış Gerçek İlah'a delâlet eden özel bir isim olup¸ doksan dokuz ismin en büyüğüdür. Çünkü O¸ ulûhiyet sıfatlarını kendisinde toplayan İlâhi Zât'ın ta kendisidir. Bu sıfat ve güzel isimlerin hiçbiri O'ndan hariçte kalamaz. Allah lafzının dışındaki diğer isimlerin her biri ayrı ayrı bir mânâya işaret eder. Mesel⸠Yüce Allah'ın Alîm ismi¸ yalnız ilme; Kadîr ismi yalnız kudrete delalet eder. Allah ismi ise¸ isimlerin en özelidir. Mecâz da hakîkat olarak da Allah'tan başkası için kullanılamaz.  Oysa diğer isimler başkaları için de isim olarak verilebilir.  Mesel⸠kadîr¸ alîm¸ rahîm gibi.. İşte bu iki sebepten dolayı Allah ismi¸ doksan dokuz ismin en büyüğüdür.[5] Bundan dolayı es-Seyyid Osman Hulûsi Hazretleri Dîvan'ında sekiz defa bu esmânın tâcı olan "Allah" ismine yer verir. Ona göre¸ insan kendi yaratılışından hareketle Allah'a ulaşabilir. Nitekim bir beytinde bu durumu şöyle anlatır: "Hulûsî kim ki kendinde şuhûd eyledi Allâh'ı  / O cân erdi visâle bulduğu yârın visâlidir.[6] Bu sebeple her daim mü'min şunu söylemelidir:


 


 


"Her büyüklüğe lâyık Sensin Yüce Allâh'ım


  Bize lütf u kerem et gündüz gece Allah'ım"[7]


er-RAHMÂN


Rahmân ve Rahîm¸ rahmet kökünden türetilmiş iki isimdir. Rahmân sıfatı¸ ancak Allah için kullanılır¸ başkası için değil. Zira Rahmân¸ rahmeti her şeyi kuşatan demektir. er-Rahîm ismi başkalarına da verilebilir.[8] Yüce Allah'ın bu dünyada mü'min ve kâfir ayırımı yapmadan her hastaya merhametle şifa vermesi; bütün kullarına belâ ve musîbetler karşısında merhametle davranması; ister iman¸ isterse küfür cinsinden olsun¸ imtihanın anlamlı olabilmesi yolunda tüm kullarına fiilerini özgür iradeleriyle yapma gücü ve kudreti vermesi; damaklara lezzet¸ burunlara koku algılama gücü¸ kulaklara sesleri duyma imkânı¸ gözlere görme idraki vermesi¸ hep Rahman sıfatının varlığa tecellîsinden başka bir şey değildir.  Bu sebeple Hulûsi Efendi¸ ibadetlerdeki ihlas ve samimiyet üzerinde durur. Eğer ibadetler ihlâsla yapılmazsa¸ sürekli kötülüğü emreden nefsin¸ insanı Rahmân'a yöneltmeyeceğini söyler:


"İhlâs ile hâs eylemeden gönlü Hulûsî


Emmâre-i nefsin yönü Rahmân'a yönelmez"[9]


el-HÂLIK


"Yaratıcı" anlamındaki¸ Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Hâlık ismi¸ bizzat Kur'an'da geçer.[10] Herşeyin yaratıcısı Allah'tır. Aynı zamanda takdir mânâsına gelen halk¸ bir şeyi belli bir ölçüye göre yaratmak mânâsını da taşır. Bu bağlamda Yüce Allah¸ her şeyi belli bir ölçü ve plana göre takdir edenlerin en güzelidir. O yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.[11] Eğer mü'min insan¸ yaratılışı üzerinde derin derin tefekkür etse Hulûsi Efendi'nin deyişiyle "ma'rifet-i Hâlık"ı bulabilir. Hele bir de O'nun mü'minin gönlüne nazar ettiğini bilirse¸ halinden utanır.[12] Burada Hulûsî Efendi¸ "Varlığımızın delillerini onlara ufuklarda ve kendi canlarında göstereceğiz."[13] âyetinin bağlamında kevnî bir âyet olan yaratılışı üzerinde insanın düşündüğü takdirde Yüce Allah'ın el-Hâlık mührünü bulabileceğine işaret etmiş olmaktadır.


el-ĞAFFÂR


Kullarının günahlarını bağışlamak suretiyle örtmek anlamına gelir. Çünkü günahları bağışlayan O'dur.[14] "O mutlak güç sahibidir¸ çok bağışlayandır."[15] O halde el-Ğaffâr¸ "günahları tekrar tekrar¸ çokça bağışlayan" demektir.  Bu sebeple¸ "bütün günahları bir defaya mahsus olmak üzere bağışlayan" anlamındadır. Defalarca günaha dönen insan¸ bu durumda olanları bağışlamayan el-Ğaffâr ismine layık olamaz.[16] O'nun için Yüce Allah'tan günahlarını bağışlamasını dileyen bir Müslüman es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi gibi şöyle dua etmelidir:


"Ayıpların Settâr'ısın mücrimlerin Gaffâr'ısın


Âlemlerin Hünkâr'ısın yâ Rabbenâ fağfirlenâ."[17]


Sonuç


Cenâb-ı Hak'ı bilmenin çeşitli yolları vardır. Bunlardan birisi de kendi zatını ve sıfatlarını ifade eden ilâhî isimleridir. Kur'an-ı Kerim'de yaklaşık 100 civarında geçen bu en güzel isimler O'nu bize tanıtır. Bir Müslümana düşen sorumluluk da bu güzel isimleri kavramak ve ahlâkî hayatına bir değer yargısı olarak aktarabilmektir. İnsanın ahlâkî  anlamda kemâli elde etmesi ve iç dünyasında da mutluluğu yakalaması bu isimlerin her birini ahlâkî  bir değer olarak yaşamasına bağlıdır. "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak" gerçek anlamda kişiyi insân-ı kâmil yapar. Bu sebeple sûfîler¸ müntesiblerine bu isimleri talim ederken¸ yaşantılarıyla da tatbikatını göstermek suretiyle güzel model oluşturmuşlardır.


Kur'an-ı Kerim'in ulûhiyeti tanıtmada kullandığı bu isimlerin % 90'ı neredeyse bize ilâhî rahmetin¸ sevginin¸ barışın ve iyiliğin müjdeciliğini yapmaktadır. Çünkü İslâm korkuya değil¸ sevgiye¸ merhamete¸ paylaşmaya ve bağışlamaya dayanan bir dindir. Bu sebeple es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi Hazretleri de bir öğüt niteliği taşıyan Dîvan-ı Hulûsî'de Yüce Allah'ımızın bu isimlerin bir kısmına vurgu yapmak suretiyle ilahi ahlakın önemine işaret etmekle kalmamışlar¸ bu isimleri öğrenme ve yaşamanın insanı şerefli kılacağına değinmişlerdir.[18] Onun ifade ettiği gibi¸ gerçek hürriyet¸ Hakk'a esarettir. Hâl ve kâl Müslümanlığı birlikte harmanlanırsa ancak bir anlam ifade edebilir. İşte bize düşen görev de bu güzel isimleri hayatımızın her alanında canlı bir şekilde yaşamak suretiyle temsil Müslümanlığını görünür kılabilmektir.


 


 


 






[1]  3/Âl-i İmrân¸ 191



[2]   Tirmiz Sünen¸ " Da'avât"¸ 82.



[3]   bk. Beyhakî¸ Hüseyin b. Ali¸ el-Esmâ ve's-Sıfât¸Beyrut¸ ts.¸  s. 6-8; Gazzâlî¸ el-Maksadu'l-Esn⸠Kahire¸ ts.¸ s.124-25.



[4]   19/Meryem¸ 65.



[5]   Gazâlî¸ Kitâbu'l-Esn⸠s. 37.



[6]   Darendevi¸ es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Dîvân-ı Hulûsi-i Dârendevî¸ İstanbul¸ 2006¸ s. 71. Ayrıca bkz. 100¸ 331¸ 369¸ 378¸ 415¸ 418¸ 426.



[7]   Dîvân¸ s. 337.



[8]   Râzî¸ Fahreddîn¸ Şerhu Esmâillahi'l-Hüsn⸠Beyrut¸ 1984.s. 168–169.



[9]   Dîvân¸ s. 143.



[10] 59/Haşr¸ 24.



[11] 32/Secde¸ 7.



[12] Dîvân¸ 337.



[13] 41/Fussilet¸ 53.



[14] 40/Mü'min¸ 3.



[15] 39/Zümer¸ 5.



[16] Gazâlî¸ el-Maksadü'l-Esn⸠s. 17.



[17] Bkz. Dîvân¸ s. 5¸ 6.¸ 192.



[18] Bkz. Dîvân¸ s. 6.

Sayfayı Paylaş