AHLÂK BÜTÜNLÜĞÜ (ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN ESERLERİNDE)

Somuncu Baba

"Hulûsi Efendi'nin îrâd ettiği hutbeler bir bütün olarak değerlendirildiği zaman detaya girmeden ve can alıcı noktalara işaret edilerek muhataplarını irşad¸ teşvik ve ikaz gayesi güttüğü söylenebilir. Hutbelerde gerekli âyet ve hadisler yanında Hz. Peygamber (s.a.v.) ve sahâbe hayatından tablolara yer verilmesi de bu gayenin esas alındığını göstermektedir."

Giriş


Bir gönül¸ irşat ve eğitim insanı olan Hulûsi Efendi hayatını bu yolda tüketmiştir. Şerîat dairesinde kalmaya ve tarîkatte mutedil bir çizgi tutturmaya ne kadar önem verdiğini onun kendi ifadelerinden anlamaktayız[1]. Onun eserleri müstakil fıkıh kitabı niteliğinde değildir. Fıkıh adına onun kaleme aldıklarını daha çok Hutbeler adlı eserinde görmekteyiz. Bu sebeple tebliğimizi bu eserini dikkate alarak sunacağız. O¸ irşad yönteminin bir gereği olarak fıkhın özü ve ruhu diyebileceğimiz hikmet-i teşrî' üzerinde durmuştur. Diğer bir ifadeyle onun fıkıh adına yazdıklarını fıkhın özel bir bölümü ve türü olan hikmet-i teşrî' çerçevesine oturtmak mümkündür. Hulûsi Efendi¸ hutbelerinde mesaj yüklü¸ kısa¸ öz ve yer yer Osmanlıca ifadelerle ele aldığı iman¸ ibadet ve ahlâk gibi temel konularda¸ daha çok ilgili hükümlerin hikmetleri¸ ferdî ve ictimaî faydaları üzerinde durmaktadır. Îrâd ettiği hutbeler bir bütün olarak değerlendirildiği zaman detaya girmeden ve can alıcı noktalara işaret edilerek muhataplarını irşad¸ teşvik ve ikaz gayesi güttüğü söylenebilir. Hutbelerde gerekli âyet ve hadisler yanında Hz. Peygamber (s.a.v.) ve sahâbe hayatından tablolara yer verilmesi de bu gayenin esas alındığını göstermektedir.  Bu sebeple tebliğimizi namaz¸ oruç¸ zekât¸ hac ve fıtır sadakası gibi ibadetlere hikmet-i teşrî' bakımından Hulûsi Efendi'nin getirdiği yorumları esas alarak sunmak istiyoruz.


En kısa anlamıyla hikmet-i teşrî'¸ dînî hükümlerin hikmet ve sırlarından bahseden ilimdir. Dinî emir ve yasakların hikmetini açıklayan ilim olarak da tarif edilebilir[2]. Aynı zamanda İslâmî ilimler içerisinde bu ilim¸ dinin ve din kurallarının felsefesini yapan¸ neden ve niçin sorularına cevap arayan bir daldır. Hükümlerin ne için vaz' edildiğini akılla kavramak için bir nevi sorgulama içermesi dolayısıyla bu ilme "hükümlerin felsefesi" de denilebilir[3].


 


Hulûsi Efendi'nin hutbelerinde de bu husus yani hükümlerin teşrî' hikmetine yer verme dikkat çekmektedir. Burada onun ibadetlere dair ortaya koyduğu hikmet-i teşrî'den örnekler verilecektir.


Hulûsi Efendi'nin Yazılarında İman-İbadet-Ahlâk Bütünlüğü


Hulûsi Efendi'nin Hutbeler adlı kitabı iman¸ ibadet ve ahlâk şeklinde sistematize edilmiştir. Bu hutbeler muhtelif zamanlarda îrâd edilmiş olsalar da tertip edenlerin hutbelere bu başlıkları uygun bulmaları anlamlı ve isabetlidir. Bu¸ onun hutbelerinde iman-ibadet ve ahlâk bütünlüğünü kurduğunun bir göstergesidir. Bilindiği üzere iman-ibadet ve ahlâk bütünlüğü İslâm'ın temel hedefidir. Kur'ân ve Hz. Peygember (s.a.v.)'in sünneti de bize sürekli bu hedefi göstermektedir. Bu bütünlüğü en güzel şekilde ifade eden âyetlerden bazıları şöyledir:


"İman edip de iyi işler yapanlar¸ Rablerinin izniyle içinde ebedi kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle) karşılaştıkça söyledikleri¸ "selam" dır. Görmedin mi Allah nasıl bir misâl getirdi: Güzel bir sözü¸ kökü (yerde) sâbit¸ dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç)¸ Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misâller getirir"[4].


Bu âyetlerde iman-ibadet ve ahlâk bütünlüğü çok veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Buna göre hakîkî mü'min olmanın temel şartı imandır. İmanı taze ve zinde tutan¸ sarsıntı ve şüphelere karşı koruyan ise ibadetlerdir. İbadetlerin¸ kişi üzerinde meydana getirmesi gereken en önemli şey ise ahlâktır. Ağaç benzetmesiyle ifade edilirse¸ ağaç iman¸ bakımı ve dalları ibadet meyveler ise ahlâktır.


Hz. Peygamber (s.a.v.) de hadislerinde bu nokta üzerinde ısrarla durmuştur. Onun konuyla ilgili bazı hadisleri şöyledir:


"Sizin en hayırlımız¸ ahlâken en iyi noktada olanınızdır." buyurduktan sonra şunları da ifade etmiştir: "Emanete riâyet etmeyenin imanı kemâle ermemiştir." "Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapan gerçek imana henüz kavuşmamıştır." "İnsanlar iyi ahlâk sayesinde oruç tutan ve namaz kılanların derecesini elde ederler." "Kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın tiâarî ilişkilerine bakın".


Hulûsi Efendi de hutbelerinde bu nükteyi yakalamış ve kendi üslubunca güzel bir şekilde işlemiştir.


İman başlığını taşıyan hutbelerinde Allah sevgisi¸ imanın vasıfları¸ mü'minin niteliği¸ Allah'ı sevmek ve Allah tarafından sevilmek¸ âhirete iman¸ Allah'ı tanımak¸ iman¸ ihsan ve Allah'ı zikretmek konularını ele almıştır[5].


İbadet başlığı altında namaz¸ oruç¸ hac¸ zekât ve kurbanın önemi¸ faydaları ve bazı temel prensipleri üzerinde durmuş ve bunlarla ilgili meselelere yer vermiştir[6].


Ahlâk başlığı altında ise âdâb-ı muâşeret¸ kardeşlik¸ ana-babaya itaat¸ iyilik¸ yardımlaşma¸ doğruluk¸ edeb¸ hay⸠komşulara iyi davranmak¸ dili korumak¸ adaletli olmak gibi güzel hasletler ve erdemleri ele almıştır. Bunlar yanında kötü huylardan olan yalanın zararları¸ rüşvet¸ istihzâ ve gıybetin zararları gibi hususlara değinmiştir[7].


İbadet-ahlâk münasebetini konu ettiği bir hutbede şu görüşlere yer verir:


"Müslümanlığın en büyük ehemmiyet verdiği bir şey var¸ o da ahlâktır¸ ahlâk güzelliğidir. Ahlâkın yükselmesi İslâm dininin yegâne gâyesidir. Müslümanlıkta ahlâkî emirlerin¸ hem dinî esaslarla¸ hem de fer'î ibadetlerle çok sıkı bir münasebeti vardır. O kadar ki¸ ahlâkî vazifeleri¸ sırf dinî olan emirlerin¸ vazifelerin hâricinde tutmak mümkün bile değildir."


"Bir Müslüman namaz kılmayı¸ oruç tutmayı¸ malının zekâtını vermeyi nasıl dinî bir vazîfe olarak tanırsa¸ dili ile eli ile komşularını incitmemeyi; başkalarına zarar verecek her türlü hareketten sakınmayı¸ insanlara güler yüz göstermeyi¸ dargınları barıştırmayı¸ dâimâ insanların iyiliğine¸ memleket ve milletin yükselmesine çalışmayı¸ rûh ve beden temizliğini¸ sıhhatini korumayı¸ sârî hastalıklardan sakınmayı¸ âilesiyle hoş geçinmeyi¸ âilesinin nafakasını kazanmak için çalışmayı da yine dinî bir vazîfe olarak telakkî etmeli ve o sûretle çalışmalıdır. Bunların her ikisi de Allâhu Teâlâ'nın kitabı ve Peygamberimizin sünneti ile sâbit olan emirlerdir. Ahlâkî olanlar da nâssa müsteniddir¸ dinî mâhiyettedir".


Hutbelerinde iman-ahlâk bütünlüğü yanında dünya-âhiret dengesine de sıkça vurgu yapan Hulûsi Efendi şu ifadelere yer verir:


"Hayır¸ hayır… insanlar başka bir alemde lâ-yemûtâne (ölmeyecek) bir halde yaşayacaklar¸ dünyadaki amellerinin semerelerini o âlemde göreceklerdir. Yazıklar olsun o gâfillere ki¸ bu gibi zâhir hakîkatleri inkâra cür'et eder dururlar".


"İnsan o dur ki¸ seciye-i ahlâkîyyesini ihlâl edecek şeylere asla temâyül göstermez. Faîilet ve diyânet dairesinde sebattan zerre kadar ayrılmaz".


"Hem meşrû surette dünyasına çalışır¸ nâfi' mesleklerden birine sülûk eder. İsraftan¸ neticesi muhataralı şeylerden ictinâb ederek¸ i'tidal dairesinde yaşar. Hem de âhiretini temine çalışmaktan geri durmaz. Dünyanın bütün varlığı¸ bütün ezvâkı uğrunda bir dakikalık neşve-i rûhâniyyesini bile fedâ etmez"[8]. 


İbadetlerde Aslolan Hikmet Değil İtaattır


Hutbelerinde ibadetlerin teşrîî hikmeti üzerinde duran Hulûsi Efendi¸ ibadetlerin bir takım hikmetleri bulunmakla birlikte onların emredilmesinin ve yerine getirilmesinin esas gayesinin Allah'a itaat ve teslîmiyet olduğunu isâbetle ifade eder. Yani ibadetler belli hikmetler taşısa da¸ mükellef bunları öncelikle sadece Allah'ın emri olduğu için taabbüd niyetiyle yapar. Onun konuyla ilgili yorumlarından biri şöyledir:


"Tekmîl ibadetlerimizin ve orucun maddî ve rûhî ne şekilde ve ne mertebede faydası olursa olsun¸ bunlar o ibadetlerin farz olmalarının yegâne illeti ve hikmeti değildir. İbadetlerin ve orucun farz olmasının asıl hikmeti; Allah'ın emirlerine itaatle kulluk ve vazife zevkini tatmak ve böylece ruhlarımızı riyâ ve gösterişlerden temizleyerek ahlâkımızın samimiliğini artırmak ve kendimizi bizzat Allah (c.c)'ın vikâyesine tevdî için nefisle mücadele etmektir"[9]. 


Namazın Teşrîî Hikmeti


Hulûsi Efendi namazla ilgili hutbelerinin birine şu âyetle başlar: "Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır."[10] âyeti kısaca yorumladıktan sonra ailenin namaz eğitimine ve bu konuda ebeveynin sorumluluğuna işaret eder. Âyetin nazil olması üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bir ay kadar her sabah Hz. Ali (r.a.) ve Fâtıma (r.anh)'nın evlerine gidip onları namaz için uyandırdığı bilgisini nakleder. Daha sonra namazın teşrîî hikmetlerine şu cümlelerle işaret eder:


"Hâsılı¸ namaz pek ulvî bir ibadettir. Namaz mü'minlerin miracıdır. Kurbiyyet-i mânevîyyeye vesîledir. İnsan namaz sayesinde rûhen yükselir¸ kalben münşerih olur¸ kendisinde pek güzel duygular husûle gelir"[11].


Namazın dinin direği olduğunu ifade eden hadisten sonra Hulûsi Efendi'nin yaptığı yorum şöyledir:


"İşte namaz bu kadar mühimdir. Namaz insanı beşeriyet çukurundan arş-ı ehadiyyete çıkaran bir merdivendir"[12]¸ "İnsanın kibrini kıran namaz¸ aynı zamanda insanın ruhuna öyle bir yükseklik verir ki bu i'til⸠en haşmetli hükümdarın huzurunda bulunmak şerefinden daha yüksektir. Namaz zâhirde bilinmeyen bir haysiyetle Allahu Teâlâ Hazretlerine ittisaldir. Hulasa namazda bütün beşerî hayatın suret ve merâtibi mündemiçtir"[13].


Onun değerlendirmesine göre en resmî namazda bile muntazaman namaz kılanlar şu kazançları elde ederler:


Kalp ve beden temizliği


Allah sevgisinin ve Allah korkusunun kalbe yerleşmesi


Kalbin kuvvet bulması


Fenâlıktan uzak kalmak


Vakitlerini intizam altına almak[14]


Hikmet-i şerîfine uymak kaydıyla: Usulüyle kılınan namazlar insanda günahtan¸ maddî ve mânevî pislikten eser bırakmaz"[15].


Namazın hikmetlerini anlatırken nâfile ibadetlerden biri olan teheccüd namazına da değinen Hulûsi Efendi bu namazın teşrîî hikmetiyle ilgili olarak şu görüşe yer verir:


"Bir Müslüman gece yarısında¸ tatlı uykusunu bırakıp ma'bûd-ı kadîmine arz-ı ubûdiyyet için lâ ekall (en az) iki rekât namaz kılması ne güzel¸ ne samimi bir ibadettir. Bütün âlemîn sükûna dalmış olduğu bir zamanda¸ hâlis bir mü'minin uyanık bulanarak¸ secdeye kapanması¸ sonra ellerini icâbetgâh-ı ulûhiyyete çevirerek kalbî niyâzda bulunması ne rûhânî bir ibâdettir¸ ne şâyân-ı takdîr bir harekettir. Aleyhi's-salâtu ve's-selâm Efendimiz¸ hutbede okuduğum hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki: "Gecede bir sâat vardır ki¸ bir Müslüman bu sâatte Cenâb-ı Hakk'a dua eder de¸ dünyâ ve âhirete müteallik hayırlı bir şey isterse Cenâb-ı Allâh o şeyi o müslümana elbette ihsân buyurur." Bu icâbet sâati her gecede mevcûdtur. El verir ki yapılan duâ o sâate isâbet etsin."


"İmam Gazâli diyor ki: Bazı zevât Cüneyd-i Bağdâdî Hazretlerini vefâtından sonra rüyâda görmüş¸ kendisine: "Ya Eba'l-Kâsım ne cezâ var?" diye sormuş. Hazret-i Cüneyd de şöyle cevâb vermiş: "Zâhirî ilimler zâyi' oldu¸ bâtinî ilimler fenâ buldu¸ bize gece içinde kıldığımız bir kaç rek'at namazdan başka hiçbir şey fâide vermedi". İşte gece namazının fâidesi"[16].


Sonuç


İrşad ve irfan insanı olan Hulûsi Efendi¸ muhataplarını bilgilendirmek¸ ikaz etmek ve gönüllerine girebilmek için aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.v.)'in irşad yöntemlerinden biri olan hutbe îrâdı yolunu kullanmıştır. Hutbelerinde veciz¸ net ve mesaj dolu bir üslup takip etmiş¸ bazen de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bazı hutbelerini olduğu gibi nakletmekle yetinmiştir. Hutbelerin dil¸ üslup ve boyutu kadar konuları da çok önemlidir. Zira tamamı incelendiğinde hitap kitlesinin ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda hutbelerin iman-ibadet ve ahlâk bütünlüğü etrafında îrâd edilmiş olması çok manidardır. Hutbelerde fıkhın en önemli bölümlerinden biri olan hikmet-i teşrîin seçilmesi ayrıca önem arzetmektedir. O¸ sadece ibadetlerin ve ahlâkî güzelliklerin hikmet ve sırlarını ele almakla yetinmemiş¸ kötü alışkanlık ve huyların insanı sürükleyeceği felaketlere de dikkat çekmiştir. Böylece Kitap ve sünnetin irşad yöntemini ârif kişiliği ile birleştirerek kullanmıştır.


 


 






[1]   Örnek olarak bk.¸ Hutbeler¸ İstanbul 2006¸ 62.



[2]   Bir başka tanım da şöyledir: Her hukûkî hükmün konuluşunda¸ asıl itibariyle adalet ve maslahat temeline dayalı olarak amaçlanan hedefler ve gayeler. Bk. Ali Pekcan¸ İslam Hukukunda Gaye Problemi¸ İstanbul 2003¸ 28. Ayrıca bk. Süleyman Uludağ¸ İslam'da Emir ve Yasakların Hikmeti¸ Ankara 1988¸ 17.



[3]   Bk. İzmirli İsmail Hakkı¸ Hikmet-i Teşrî'¸ İstanbul 1328¸ 3. Bilgi için ayrıca bk. Abdullah Kahraman¸ "Darülfünûn Müfredatında Bir Ders: Hikmet-i Teşri' ve Bir Metin"¸ İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi¸ sayı¸ 15¸ sene¸ 2010¸ 345-370.



[4]   14/İbrâhîm¸ 23-25.



[5]   Hutbeler¸ 3-58.



[6]   Hutbeler¸ 61-149.



[7]   Hutbeler¸ 153-285.



[8]   Hutbeler¸ 62.



[9]   Hutbeler¸ 74.



[10] 20/Tâh⸠132.



[11] Hutbeler¸ 63-64.



[12] Hutbeler¸ 64.



[13] Hutbeler¸ 130.



[14] Hutbeler¸ 132.



[15] Hutbeler¸ 132.



[16] Hutbeler¸ 64-65.

Sayfayı Paylaş