TASAVVUF VE KİŞİLİK

Somuncu Baba

Tasavvufun gayesi¸ "Hakk'ın rızasını kazanmak için nefisleri temizlemek¸ güzel ahlak sahibi olmaya çalışmak¸ kısaca Allah ve Rasulü'nün ahlakıyla ahlaklanmak"[1] şeklinde açıklanmaktadır. Bu durumda sûfî kişilik¸ bu gayeye ulaşmak için çaba harcar. Davranışlarını buna göre düzenler. Buna göre tasavvufî hayatın öngördüğü kişilik¸ dünyanın nimetlerine dönük ihtirasları aşabilen¸ Allah'la birliktelik duygusuyla dünyaya ve çevresine bakan¸ sevgi ve merhametle davranan insandır. Nitekim tasavvuf büyükleri¸ tasavvufu "boş el

Tasavvufun gayesi¸ "Hakk'ın rızasını kazanmak için nefisleri temizlemek¸ güzel ahlak sahibi olmaya çalışmak¸ kısaca Allah ve Rasulü'nün ahlakıyla ahlaklanmak"[1] şeklinde açıklanmaktadır. Bu durumda sûfî kişilik¸ bu gayeye ulaşmak için çaba harcar. Davranışlarını buna göre düzenler. Buna göre tasavvufî hayatın öngördüğü kişilik¸ dünyanın nimetlerine dönük ihtirasları aşabilen¸ Allah'la birliktelik duygusuyla dünyaya ve çevresine bakan¸ sevgi ve merhametle davranan insandır. Nitekim tasavvuf büyükleri¸ tasavvufu "boş el ve hoş kalp"[2]  şeklinde tanımlarlar.  Ancak bu düşünce ve duygulara sahip olabilmek belli bir eğitimi gerektirir. İşte bu açıdan tasavvuf¸ bir tür manevî kişilik eğitimi sistemi olarak da görülebilir. Hatta bu öyle bir sistemdir ki¸ herkesin eğitimi aynı olmaz. Tasavvufî eğitimde¸ bireyin mizaç özellikleri son derece önemlidir. Eğitim verilirken her şeyden önce bu dikkate alınır.


Tarihsel süreçte tasavvufî topluluk ve yapılara baktığımızda¸ bunların resmî olmayan birer eğitim kurumu gibi işlev gördükleri anlaşılmaktadır. Bu bağlamda tasavvuf ilmi¸ İslâm'ın ruhî cephesine talip olmuş ve bu yönüyle Müslümanları eğitmeye çalışmıştır demek yanlış olmayacaktır.[3] Bu eğitim sürecine giren bireyler¸ bir tür hiyerarşik bir şekilde nefsin aşamalarını geçerek¸ "kâmil insan" olmaya doğru yol alarak kişilik ve benliklerini eğitirler. Genellikle bu eğitim¸ bir eğitici gözetiminde olur. Bu eğitim sürecini tercih eden bireyler¸ dinî ve ahlakî davranışları gerçekleştirmek ve sürekli kişilik özelliği haline getirebilmek için bir tür içselleştirme eğitimi alırlar.


Tasavvufî eğitim¸ kendi içerisinde son derece sistematik ve görelik özelliği arz eder. Bu eğitimde her şeyden önce¸ bireyin kişiliğinin mizaç yönü dikkate alınır. Çünkü mizaç bireyin yaratılıştan gelen duygusal yönüdür. Mutasavvıflar¸ dinin hükümlerinin herkes için aynı olmasına karşın¸ bireyin mizaç ve eğilimleri dikkate alınarak bir eğitim verilmesi yolunu benimsemişlerdir. Onlara göre amaç aynı olmakla birlikte¸ tasavvufta farklı manevî eğitim yolunun izlenmesinin temel nedeni de budur.[4] Bireyin çeşitli kişisel hastalıklarına¸ yani onu ihtirasa ve benlik duygusunu öne çıkarmaya götüren zayıf yönlerine karşı¸ onun mizacı da dikkate alınarak özel eğitim uygulamaktır. Böylece birey¸ iç dünyasında manevî bir yolculuğa çıkarak ruhsal gelişimini sürdürür.[5] Bu bireyi Allah'a ulaşmaya hazırlayan manevî gelişim süreci¸ bir anlamda "yokluk tepesine tırmanmak"[6] şeklinde nitelendirilir. Sûfî dilinde bu sürecin ismi "seyr ü sülûk" olarak isimlendirilir. Tasavvufî literatürde seyr¸ "cehaletten ilme¸ kötü huylardan güzel ahlaka¸ kulun fani varlığından Hakk'ın varlığına" yönelmektir. Sülûk ise¸ tasavvuf yoluna girmiş kişiyi Allah'a ulaştırmaya hazırlayan ahlakî eğitimdir.[7] Bu süreçte¸ bireyin duygu¸ düşünce¸ tutum ve davranışlarında sürekli olagelmesi muhtemel tüm değişim ve manevî gelişimler¸ onun kişilik yapısının belirleyicileri olacaktır. Peki bu süreç¸ en genel şekliyle nasıl bir seyir takip eder? Birey¸ ne tür kişilik çatışmaları yaşayabilir? Bu süreçte olumlu ve olumsuz anlamda etkili olacak olan mekanizmalar nelerdir ve ne tür işlev görürler? İşte bütün bu sorular¸ tasavvufun kişilik konusunda ortaya koyduğu yaklaşımların temel zeminlerini oluşturur. Biz de şimdi kısaca önemli bazı mutasavvıfların bu sorulara cevap olabilecek açıklamaları ekseninde¸ tasavvufun genel olarak insan kişiliğine ilişkin çözümlemelerini¸ yani bir diğer deyişle¸ kişilik teorisinin temel noktalarını ve bunun işleyişine ilişkin yaklaşımlarını aktaracağız.


Tasavvufun geleneksel kişilik anlayışına göre¸ her ne kadar insan¸ beden ve ruhtan oluşsa da¸ ruh yönü daha önemlidir. Daha doğrusu¸ insanın asıl özü ruhudur. Ruh insanda olduğu sürece insan gören¸ duyan¸ düşünen ve konuşan bir varlıktır.[8] İşte çeşitli psikolojik mekanizmalar ve işlevleri de¸ bu ruhla ilintilidir. Bu mekanizmanın en temel kavramı¸ merkezî işleve sahip olan kalptir. Bütün mutasavvıflar için kalp¸ öncelikli mekanizmadır. Aynen bireyin fiziksel varlığının temel organı olduğu gibi¸ ruhsal hayatının temel dinamiği de kalptir. Eğer kalp¸ ruhsal açıdan sağlıklı olursa¸ kendisine yönelecek olumsuz etkiler karşısında bile güçlü olur ve manevî açıdan güçlü ve huzurlu bir kişiliği destekler. Aksi durumda bireyin¸ manen sağlıklı bir kişilik yapısına ulaşması mümkün değildir. Bireyin doğru ve iyi dinî ve ahlakî davranışlara yönelmesi bağlamında kalp¸ bir tür pusula gibi görülür.[9] Bu durumda kalbin hangi yönü göstereceği¸ daha doğrusu bireyin kalbinin yol göstericiliğinde ne tür davranışlar ortaya koyacağı son derece önemlidir. İşte bu noktada kalbin iletişim ve etkileşim içinde olduğu akıl ve nefs kavramıyla tanımlanan mekanizmalar da önemlidir. Burada hemen belirtelim ki¸ tasavvufî düşüncede ruh kavramı¸ başta belirttiğimiz genel anlamının yanında¸ kalp üzerinde olumlu tesirde bulunan özel anlamlı bir mekanizma olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında ruh¸ kalbi perdelenmekten yani yaratılışa aykırı ve dinî açıdan olumsuz görülen davranışlara yönelmekten koruyan ahlakî bir etkiye sahiptir.[10]


Sonuç olarak tasavvuf ve kişilik arasında dinamik ve sürekli bir ilişki vardır. Bunu daha iyi anlayabilmek için¸ önemli mutasavvıfların kişilik eğitimine ilişkin yaklaşımlarına bakılabilir.






[1] Selçuk Eraydın¸ Tasavvuf ve Tarikatlar¸ İstanbul¸ 2004¸ s. 56.



[2] Abdü'lkerim El-Kuşeyri¸ Risale-i Kuşeyri¸ çev. Ali Arslan¸ İstanbul¸ 1980¸ s. 326.



[3] Şakir Gözütok¸ Tasavvufta Şahsiyet Eğitimi¸ İstanbul¸ 1996¸ s. 159.



[4] Kadir Özköse¸ Tasavvuf ve Gönül Eğitimi¸ Ankara¸ 2007¸ ss. 17-19.



[5] Adem Ergül¸ Kur'an ve Sünnette Kalbî Hayat¸ İstanbul¸ 2000¸ ss. 73-76.



[6] Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi¸ Âmâk-ı Hayal¸ haz. Dursun Gürlek¸ İstanbul¸ 2002¸ ss. 21-23.



[7] Kadir Özköse¸ a.g.e.¸ s. 13.



[8] Hüseyin Aydın¸ Muhasibi'de Tasavvuf Felsefesi¸ Ankara¸ 1976¸ s. 31; Peker¸ a.g.e.¸ ss. 38-39.



[9] Ergül¸ a.g.e. ¸ s. 11.



[10] Bkz. Muhammed Ecmel¸ "Sufi Ruh Bilimi¸" Sufi Psikolojisi (Haz. Kemal Sayar)¸ İstanbul¸ 2000¸ ss. 78–80.

Sayfayı Paylaş