SAFLARI SIKLAŞTIRMANIN ZAMANI

Somuncu Baba

"Yaşadığımız dönemde düzeltmemiz gereken öyle yanlışlar¸ ellerinden tutmamız gereken öyle insanlar var ki! Bunları düzeltmek dururken¸ gele gele gözümüzün önüne Müslüman kardeşlerimizin hatasının gelmesi nefsin ve şeytanın birer oyunundan başka bir şey değildir. Özellikle de Allah rızası için yürütülen faaliyetler bağlamında söz konusu olan hatalara karşı gözleri kapatıp ağızları açarak yüklenmek bugüne kadar hep zıtlaşmaya sebebiyet vermiştir."

Müslümanlar olarak birbirimize karşı son derece müsamahakâr ve bağışlayıcı olmamız gerekir. Yanlışlarını görsek bile bunu dilimize dolamamamız¸ kendi hizmetimizle meşgul olmamız uygun düşer. Çünkü kardeşlerimizin hatalarının peşine düşmek¸ elimizdeki imkânlar vasıtasıyla bunları gündemde tutmak¸ ortalığa yaymak bugüne kadar biz Müslümanlara bir şey kazandırmadı. Çünkü böyle bir şeye tevessül etmek¸ birbirimize düşmemizi arzulayanların eline malzeme olmakta¸ mü'minler arasında ihtilaf ve düşmanlık varmış izlenimi yayılmaya çalışılmaktadır. Hiçbir şeye sebep olmasa bile mü'minler arasında soğukluğa sebebiyet vermektedir.


Bunu göz önünde bulundurarak¸ karşımızdaki kardeşlerimiz gerçekten hata yapmış olsa bile öncelikle sakin olmasını becerebilmeliyiz. Bunu yapmadan hatanın üzerine gitmek¸ bir araya gelmeden neyi murad ettiğini sual etmeden uzaktan değerlendirmelerde bulunmak arada husumete neden olmaktan öteye gitmez. Özellikle kanaat önderlerinin sözlerini bu şekilde tenkitlere tabi tutmak¸ onun ardındaki insanların sevgisini kazanmak yerine uzaklaştırmaya¸ hatta düşman etmeye neden olur. Böyle hatalara düşmemenin belki de en güzel yolu¸ önce kendimizi sözün sahibinin yerine koyup samimiyetinden şüphe etmediğimizi anlamak¸ ardından da sözünün yukarısını ve aşağısını göz önünde bulundurmak olacaktır. Bu şuna benzemektedir:


Hocaefendi camide abdest bahsini anlatmaktadır. Sohbet esnasında "Merkebin sesini duyarsa abdesti bozulur." sözünü söylerken camiye cemaatten biri girer. Zanneder ki¸ merkebin sesini her ne vakit işitirsem abdestim bozulur. Artık tarlada¸ bağda¸ bahçede merkep sesini her duyuşundan sonra namaza durmak istediğinde abdeste yönelir. Hatta bu bilgisini sağda solda anlatmaya koyulur. Sonunda söz sahibini yani hocaefendiyi bulur. Kendisini çağırtıp neden böyle ulu orta mesnetsiz konuştuğunu sorunca¸ "Hocam¸ ben bunu sizden işittim." der. Hocaefendi biraz daha onu konuşturunca meseleyi anlar ve ona şöyle der: "Ben öyle demedim ki! Ben "Adamın biri merkebine suyunu¸ azığını yükleyip yolculuğa çıksa¸ yolda bir yerde mola verse ve uykuya dalsa¸ uyandığında bir de baksa ki merkebi gitmiş. Bu insan sağı solu taradığı halde su bulamazsa teyemmüm edip namaza dursa¸ kılarken de merkebin sesini duysa namazı bozulur."


Dolayısıyla duyduğumuz sözü bütün olarak değerlendirmek yanında¸ müsbet olarak yorumlamak ve tevil etmek imkânımız varsa bunu dahi yapmamız icap eder. Çünkü hayra yormak en azından kamplaşmaya sebebiyet vermeyeceği ve ülfeti devam ettireceği için kârdır. Peygamber Efendimizin hâkimlerle ilgili tavsiyesi Müslümanların hatalarını değerlendirme hususunda bugün bizlere yol göstermektedir: "Hâkimin affederek hataya düşmesi¸ cezalandırarak hataya düşmesinden daha hayırlıdır."[1]


Bunları söylerken şunu da kabul ediyoruz: O insan gerçekten hatalı konuşmuş¸ tevili imkânsız bir ifade kullanmış olabilir. Bu hemen onun üzerine üzerine gitmeyi gerektirmemelidir. O da bizim gibi bir beşerdir. En azından bizim yaptıklarımız kadar hata yapabilir. İslâm'a yaptığı hizmetleri göz önünde bulundurduğumuzda¸ sarf ettiği söz şimdiye kadarki hayatıyla çelişiyorsa konuşmasında hata etmiştir¸ meramını iyi ifade edememiştir demekten başka çıkış yolu yoktur. Bunun tersi bir tutum takınarak¸ onun bir iki kelamına bakarak önceki hayatındaki tüm güzellikleri görmezlikten gelmek¸ niyetini sorgulamak¸ karalamak bizlere bir şey kazandırmaz. Ayrıca hatasını ortaya dökmemiz sebebiyle kıyasıya eleştirdiğimiz insanın İslâm nâm-ı hesâbına yürüttüğü faaliyetler zarar görecekse bunun mes'ûliyeti altına girmek bir Müslümanın arzulayacağı bir sonuç olamaz. Bu yönden bakıldığında¸ sorumluluk altına girmemiş¸ taşıdığı yük tenkit ettiği insanın yükünün binde biri kadar olmayan insanların uzaktan karalamalarda bulunmaları dinî açıdan doğru davranışlar değildir. Çünkü bugüne kadar müşâhede edilen durum¸ böyle tavırların mü'minlerin arasının daha iyi pekişmesine değil buğza sebebiyet verdiğidir. Bu bile vebâl olarak yeter.


Yaşadığımız dönemde düzeltmemiz gereken öyle yanlışlar¸ ellerinden tutmamız gereken öyle insanlar var ki! Bunları düzeltmek dururken¸ gele gele gözümüzün önüne Müslüman kardeşlerimizin hatasının gelmesi nefsin ve şeytanın birer oyunundan başka bir şey değildir. Özellikle de Allah rızası için yürütülen faaliyetler bağlamında söz konusu olan hatalara karşı gözleri kapatıp ağızları açarak yüklenmek bugüne kadar hep zıtlaşmaya sebebiyet vermiştir. Ülkemizde çok güzel işlerin yapıldığı şu dönemlerde¸ hata olarak görülen hususlara karşı İslâm'ın bizlere öğrettiği edep dairesinin dışına çıkmayan bir üslûp kullanmak¸ yıkıcı olmamak yararlı olacaktır. Belki de böylesi hatalı sözleri olanların hayır yönlerini zikretmek çok daha iyi olacaktır.


Biz bunları söylerken yanlışlara dikkat çekmeyelim¸ sessiz kalalım demiyoruz.  Bilakis kimseyi incitmeden¸ herkesin önünde değil de ferdî olarak ikaz etmenin yollarını arayalım. Ve bunun üslûbunu çok iyi ayarlayalım. Onaralım derken yıkmayalım. Sonunda karşımızdakinin Müslüman kardeşimiz olduğunu bilelim. Demek istediğimiz budur.


Sözün özü¸ birbirimize her zaman çok ihtiyacımız var. Görünen güzellikler bizleri birbirimize yaklaşmaya ve kaynaşmaya mecbur ediyorken gözlerimizi hasenâta kapamayalım. Aynı ana caddenin tâlî yolları olan hizmet kervanlarının erlerine hitap eden Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tavsiyesi her zaman belleğimizde olmalıdır: "Şeytan¸ sürünün peşindeki kurt gibi insanların peşindedir. Sürüden ayrılıp ileri gidenleri ve geri kalanları kapar. Sakın tefrikaya düşmeyin. Birlikte ve mü'minler topluluğuyla bir arada olun."[2]


 






[1] Tirmizî¸ 1424



[2] Müsned¸ 5/243

Sayfayı Paylaş