HAYIRLI İŞ

Somuncu Baba

"Bu güne kadar yaşadığı vurdumduymaz tavırları ve hiçbir sorumluluk almaması babasını çok kızdırıyor ve "Evlenip çoluk çocuğa karışırsa düzelir." diye umut ediyordu. İşe bile babasının zoruyla girmişti."

Şadi isteksizce kalktı yataktan. Ailesiyle aynı şehirde fakat ayrı evlerde yaşıyorlardı. Bu gün Sevda ile buluşup evlilik işlemleri için başvuracaklardı. Allah da biliyordu ya hiç istemiyordu evlenmeyi ve yazık ki babasına karşı koyamıyordu. Her zaman yaptığı gibi yataktan kalkınca önce odanın pencerelerini açtı ve bahçeye bakan pencerenin önüne geçip derin nefes alarak üç kez gerinme hareketi yaptı. Mutfağa geçip önce çayı koydu ve sonra da kendine portakal suyu sıktı. Sabahları babası kahvaltı etmeden çıkmazdı. Akşam bu yüzden ona gelirken bir poşet dolusu da kahvaltılık almıştı.


  Bu güne kadar yaşadığı vurdumduymaz tavırları ve hiçbir sorumluluk almaması babasını çok kızdırıyor ve "Evlenip çoluk çocuğa karışırsa düzelir." diye umut ediyordu. İşe bile babasının zoruyla girmişti. İş sahibi aile dostlarıydı ve babasının aldığı malumata göre fırsat buldukça kaytarıyordu. Şimdi onun münasip gördüğü bir kızla hem de iyi tanımadan evlenmek zorundaydı. Daha önce birkaç kez babasını ekmişti¸ ama bugün kaçarı yoktu. Zira babası akşamdan gelip onda yatmıştı.


Kahvaltı ederken babası


  Oyalanmadan hemen çıkalım. Sevda ile onda iskelede buluşacağız. Vapur kaçta kalkıyor biliyor musun?


  Baba vapura ne gerek var arabayla gideriz.


  Niye canım bu trafikte arabayı alıyon. Bu iskeleden karşı iskeleye gidecez. Oradan nikâh dairesi beş dakika zaten.


Şadi¸ ısrarın faydasız olduğunu bildiği için sustu. Çıkarken babası dik dik:


  Kimliğini ve sağlık raporunu unutursan işlemler başlamaz. Onları sağlam bir yere koy.


  Cüzdanımın içine koydum baba. Biliyorsun bugüne kadar hiç cüzdan çaldırmadım.


  Sen yine de dikkat et. Ne olur ne olmaz.


İskele meydanı birkaç gün öncesine göre çok kalabalıktı. Bunda kış ortasında havanın günlük güneşlik olmasının payı çoktu. Vapurların¸ kalkarken çaldıkları kalın düdüklerine martı çığlıkları karışıyordu. Telaşla vapura yetişmeye çalışan insanlar belirli aralıklarla yer almış çok sayıda seyyar satıcıya çarpmamak için¸ bazen etraflarını dolaşmak zorunda kalıyordu. Bu da yollarını uzattığı için sinirle yüzlerini buruşturuyorlardı.


 Şadi ile babası kalkmakta olan bir vapura son anda atladılar. Babasının isteği üzerine dışarıda bir yere oturdular. Vapurun uç tarafında bir çocuk elindeki ekmeği küçük parçalar hâlinde koparıp martılara atıyordu. Karnını doyurma telaşında olan kuşlar¸ daha fazla ekmek kapmak için¸ birbirleriyle yarışıyordu. Onlar ekmeği kaptıkça¸ çocuk dişleri dökülmüş üst damağını göstererek kahkaha atıyordu. Çocuğun bu sevincine rağmen ninesi söyleniyordu.


  Oğlum bu bedavacı kuşları sen mi doyuracan. Haydi dizlerim dondu. Azıcık içeri girelim.


Çocuk bir kuşlara baktı¸ sonra ninesine¸ bir an düşündü ve sonra omuzlarını silkti ekmek atmaya devam etti.


Vapurun içi de dışı gibi doluydu. Dışarıdakiler içerdekileri sade içeride oturdukları için kınayarak¸ kendilerini güneşin ışınlarına bırakmışlardı.


Birden ani bir gürültü oldu. Bir anda yükselen dalgalar dışarıda oturanların üzerinden geçerek camlara çarptı. Dışarıdakiler boydan boya ıslanmanın şokunu yaşarken¸ içeridekilerin dikkati kısa bir süre onlara yöneldi. Şadi'nin de pantolonu dizinin üstüne kadar ıslanmıştı.


  Şimdi ne olacak baba. Bu halde nasıl gidecem?


  Ne varmış yani biraz ıslandıysan. Hava güneşli. Birazdan kurur.


Şadi sustu. Ne yapsa kurtulamayacağını biliyordu. İçeride ise kimileri dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle ve "Erken gelen bahara aldanan kuş ayazda kalır." anlamında mırıldandılar. Kısa bir süre sonra dışarıdakileri unutup eski hâline döndü. Biraz sonra içeri giren dilenci bir kadın¸  nerdeyse ağlayacak bir ses tonuyla çocuğunun hasta doğduğunu ve tedavisini yaptıracak durumda olmadıklarını anlatırken bir taraftan da çocuğun belini açtı. Çocuğun belinde iki tane derin çukur vardı. Boş bulunup bakanlar yüzlerini buruşturup hemen bakışlarını kaçırdılar. Dilenci manzaranın insanlar üzerindeki etkisinden memnun¸ aynı ses tonuyla konuşup insanlar arsında dolaşmaya devam etti¸ ama para verme konusunda aynı ilgiyle karşılaşmayınca söylenerek arkasını dönüp çıktı. Biraz sonra rüzgâr çıkınca önce Şadi ile babası¸ ardından ninenin ısrarları üzerine çocukla ninesi içeri girdiler.


Önlerde bir yere otururken Şadi¸ arka cebinde her zaman hissettiği cüzdanının orada olmadığını fark etti. Birden sevinsin mi üzülsün mü karar veremeyerek babasına baktı. Babası "N'oldu?" der gibi yüzüne bakınca


  Cüzdanım yok. Yerinde değil.


  Nasıl yok.


Şadi babasının gözlerindeki inanmaz ifadeyi görünce çaresiz son sesiyle "Hırsız var! Cüzdanımı çalmışlar!" diye bağırmaya başladı.


Onu duyan herkes çantasını ve ceplerini kontrol etmeye başladı. Yanlarında çocuk olanlar elleriyle sıkıca ellerini tuttu. O sırada biraz arkalardan bir ses daha duyuldu.


  Benim de yok. Benimkini de yürütmüşler.


Görevli geldi


  Kimse yerinden kımıldamasın. Herkesi arayacağız. Dedi ve cüzdanı çalınan iki kişi dışında bütün yolcular tek tek arandı. Kimsede çıkmayınca görevli


  Çalan kimse korkuyla bir yere atmış olmalı. Siz karakola gidip şikâyetinizi yapın. Bulununca sizi ararlar.


O sırada vapur iskeleye yanaşmıştı.  Önce cüzdanı çalınan diğer adam indi ve yakınlardaki bir caminin tuvaletine gidip cebinden Şadi'nin cüzdanını çıkardı. Kredi kartlarını ve nakit üç bin lirayı cebine koydu. "Ben insaflı bir hırsızım." diyerek kimlik ve sağlık raporunu tekrar cüzdana yerleştirdi. Sonra cebinden küçük bir peruk çıkarıp taktı. Tuvalet parasını öderken cüzdanı uzatıp:


  Bunu yerde buldum. Biri düşürmüş olmalı. Sen bi zahmet polise veriver.


Caminin bahçesinden çıkarken "Kısa günün kârı. Yarın da şehirlerarası denerim." diye güldü kendi kendine.


Şadi ise vapurdan inerken¸ cüzdanının çalınmasına rağmen üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Hep birlikte caminin karşısındaki karakola girerken Sevda'ya dönüp


  Her şeyde bir hayır var. Ben en kısa zamanda tekrar bir kimlik çıkarınca başvururuz. Aceleye mahal yok. Babası "Aceleye mahal yok." sözünü duyunca "Ben bilirim senin en kısa zamanını." diyerek dirseğiyle böğrüne olanca gücüyle vurdu. Şadi acı ile kıvranırken gülümsemeye çalıştı ve Sevda'ya

Hayırlı işlerde beklemek olmaz. Yarın hepsini hallederiz inşallah¸ dedi.

Sayfayı Paylaş