DİLEDİĞİNE MADDÎ VE MÂNEVÎ NİMETLERİNİ BOL BOL VEREN, RUHLARI BEDENLERE YAYAN YÜCE ALLAH'IN EN GÜZEL İSMİ: EL-BÂSIT

Somuncu Baba

"Bir Müslüman¸ Cenâb-ı Hakk'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Bâsıt ismini kendisine ahlâkî ilke edinmelidir. Yüce Allah'ın izni ve inâyeti dâhilinde¸ bu isimden¸ hem beden diliyle zikir ve hem de hal diliyle maddî ve mânevî anlamda istifade etme imkânına kavuşabilir."

Arapça'da beseta fiili¸ kabzetmenin (zabt etmek¸ kapatmak) zıddı olup; genişletmek¸ açmak ve yaymak mânâlarına gelir.  İsm-i fâil şeklinde gelen el-Bâsıt da bir şeyi yayan ve genişleten demektir. Yerine göre bu iki anlamda¸ bazen de bu iki anlamdan birisi için kullanılabilir. Araplar¸ herhangi bir kimse hakkında  "elbiseyi serdi" dediklerinde bu fiili kullanırlar. Zaten sergi de bu kökten gelir. Her serilen/yayılan örtü demektir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçer: "Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır."[1] Bu âyette geçen "bısât" kelimesi "yayılarak genişletilmiş yeryüzü" demektir.  Bazıları beseta kelimesini istiâre yoluyla herhangi bir terkib¸ te'lif ve kâfiye gerektirmeyen her şey için kullanmışlardır. Bunun en açık misallerini şu âyetlerin kullanım mânâlarında görebiliriz:[2]


Bol bol vermek:


 "Kısıtlayan da bol bol veren de  Allah'tır."[3]


"Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi¸ yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O¸ dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O¸ kullarından haberdardır¸ onları görür."[4] 


Geniş imkân:


"Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti¸ onun bilgisini ve gücünü artırdı."[5] Mal ve ilim zenginliğine sahip olan bir kimse¸ bu nimetlerden kendisi faydalandığı gibi¸ başkalarını da faydalandırır. Bu¸ kişinin cömertliğini gösterir.


Elini uzatmak:


 "Köpekleri de ön ayaklarını mağaranın eşiğine uzatmıştı."[6]


Bir şey istemek:


"Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak¸ ağzına ulaşmayacağı halde¸ ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası dâimâ boşa çıkar."[7]


Almak:


"Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken¸ ‘Bana vahyolundu' diyen¸ ya da ‘Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim' diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin¸ ellerini uzatmış¸ ‘Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve onun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız' diyecekleri zaman hallerini bir görsen!"[8]


Sertlik ve Dövmek:


"Şâyet onlar sizi ele geçirirlerse¸ size düşman olurlar¸ size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler."[9]


Dağıtmak¸ Vermek ve Bağışta Bulunmak:


"Bir de Yahudiler¸ ‘Allah'ın eli bağlıdır' dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır¸ onun iki eli de açıktır¸ dilediği gibi verir."[10]


Yukarıdaki âyetlerde görüldüğü gibi beseta fiilinin temel anlamı yaymak ve genişletmektir. Aynı kökten gelen ve Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Bâsıt¸  nimeti nihâyetsiz olup¸ dilediği kullarına bol bol veren¸ geniş imkânlar sağlayan¸ iç huzuru veren ve ruhları bedenlerde yayan gibi anlamlara geliyor. Dolayısıyla¸ bütün varlıkların var olmazı veya yok olması Yüce Allah'ın kudreti dâhilindedir. Mülk'ün sahibi O'dur; mülkü dilediğine verir¸ dilediğinden de alır. O¸ yaptığı fiillerden sorumlu değildir. O'nun fiillerinde hikmet vardır. Bu bağlamda Yüce Allah¸ el-Bâsıt isminin bir tecellîsi olarak; kimi kullarının iç dünyalarına neş'e¸ sevinç ve sürûr tohumları eker¸ meyvesini verdirir. Kimilerine engin hazinesinden bol bol rızık¸ mal¸ mülk ve genişlik verir.


Bir Müslüman Cenâb-ı Hakk'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Bâsıt ismini kendisine ahlâkî ilke edinmelidir. Yüce Allah'ın izni ve inâyeti dâhilinde¸  bu isimden¸ hem beden diliyle zikir ve hem de hal diliyle maddî ve mânevî anlamda istifade etme imkânına kavuşabilir. Bu ismin fert ve toplum hayatında görünen mânevî ve maddî tecellîleri şunlardır:


BAST HÂLİNDE CEMÂLİ TECELLÎLER YAŞANIR.


Bunlardan ilki¸ Yüce Allah'ın el-Bâsıt isminin fert ve toplum hayatında mânevî imkânların açılması şeklindeki tecellîsidir. Tasavvufta bast hâli; neş'e¸ sevinç¸ rahat ve huzur hâlidir. Bir başka ifade ile ruhun feyz¸ kalbin ilham alma ve Cemâlî tecellîleri müşâhede etme hâlidir. Bast sahibi bu hâli muhafaza etmede çok dikkatli olmalıdır. İnsanın iç âlemi inşirâh¸ huzur¸ genişlik¸ neş'e¸ sevinç ve huzurla dolduğu zaman¸ bu dışına¸ yüzüne ve davranışlarına yansır. Mutluluk alâmeti olarak¸ dâimâ çevresindeki insanlara pozitif enerji verir.  Bunda elbette Yüce Allah'ın el-Bâsıt isminin Cemâlî yansıması büyük rol oynar. Bu konuda Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dan gelen şu rivâyet çok açıklayıcıdır: "Mü'minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu¸ mü'minden başka hiç kimse de yoktur. Kendisine varlık isâbet ederse şükreder¸ bu onun için hayırdır. Darlık isâbet ederse sabreder¸ bu da onun için hayırdır."[11] Yine İlâhî tecellî olarak bast hâli¸ yerine göre Müslümanların hayatında "Allah'ın günleri" diye isimlendirebileceğimiz tarihî dönemlerin açılması şeklinde de tezâhür edebilir. Birey ve toplumlar inanç ve ifade özgürlüğü sayesinde darlık ve sıkıntı hâlinden kurtulurlar. İslâm'ı yaşamada önleri açılır¸ zafer ve fütûhâtlar nasip olur¸ iyi bir aileye¸ iyi bir eşe¸ hayırlı evlatlara kavuşurlar¸ sadık arkadaşlara sahip olurlar.  Cemaat ruhundan doya doya istifade ederler. Ulemâ-i âmilînden ve sulehâ-i sâlihînden olan mâneviyat önderleriyle feyizlenirler. İlmî hayatlarında imkânlar sonuna kadar açılır.


el-Bâsıt isminin maddî hayattaki tecellîsi¸ ticaret hayatına ve kazançlara bolluk ve bereket olarak yansımasıdır. Şu âyette belirtildiği gibi: "Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Rızkı dilediğine bol bol verir¸ dilediğine de ölçülü verir. Çünkü O¸ her şeyi kemâl üzere bilendir."[12] Çünkü rızk¸ kendisiyle yarar sağlanan şeydir. İslâm inancında¸ iktisadî hayatın gerçek düzenleyicisi¸ Yüce Allah'tır. Her ne kadar iktisat bir insânî ilimse de insanda kazanma ve biriktirme duygusuyla birlikte ihtiyaç duygusunu yaratan yine Allah'tır. Bu açıdan meseleye bakacak olursak¸ rızk konusu kaza ve kader inancıyla bağlantılıdır. Bu inanç hiçbir zaman çalışmayı ve üretmeyi askıya almayı gerektirmez. Hiçbir kimse¸ kaderini okuyarak hareket etmez. Müslümanlar¸ çalışmak¸ üretmek ve emek harcamak gibi fiilleri gerçekleştirmekle yükümlüdür. İşin neticesini yaratacak olan Allah'tır.


Netice olarak söylemek gerekirse¸ bir Müslüman'ın hayatında Yüce Allah'ın el-Bâsıt ismi¸ İlâhî ahlâkın önemli bir unsuru olarak hayat bulmalıdır. Bazen bu ismin Cemâlî tecellîsi mânevî hayatımızda yerine göre iç huzuruna dönüşür; yerine göre mutlu bir aile düzeni şeklinde tezahür eder; bazen de ilmî genişlik olarak kendini gösterir. Yerine göre hem mânevî zenginlik ve hem de maddî zenginlikle birlikte bulunabilir. Her iki genişlik ve rahatlık durumunda da insan şımarmamalı¸ haddini bilmeli ve edebe uygun hareket etmelidir. Çünkü insan varlıkla da yoklukla da imtihan hâlindedir. Bast hâli ancak¸ şükür ve sabır ehli olmakla korunabilir.


 






[1] 71/Nûh¸ 19.



[2] El-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 60–61.



[3] 2/Bakara¸ 245.



[4] 42/Şûr⸠27.



[5] 2/Bakara¸ 247.



[6] 18/Kehf¸ 18.



[7] 13/Ra'd¸ 14.



[8] 6/En'âm¸ 93.



[9] 60/Mümtehine¸ 2.



[10] 5/Mâide¸ 64.



[11] Müslim¸ Zühd¸ 13.



[12] 42/Şûr⸠12.

Sayfayı Paylaş