VARLIĞININ SONU OLMAYAN, ÖLÜMSÜZ: EL-BÂKÎ

Somuncu Baba

"Biz bu süreli dünyaya¸ süreli varlıklar olarak geldik. Her canlı kendisi için takdir edilen süresini yaşadıktan sonra fânî olacaktır. Eğer insan¸ mecâzî anlamda var olmayı istiyorsa¸ Yüce Allah'ın el-Bâkî isminin bir tecellîsi olan kendisini sâlih amelleriyle yaşatabilir."

El-Bek⸠"bir şeyin ilk hali üzere olduğu gibi durması" olup yok olmanın zıddıdır. Bâkî¸ iki çeşittir: Birisi¸ kendiliğinden bâkîdir ve varlığı belli bir süreye bağlı olmayandır. İşte o¸ "hüve'l-bâkî" olan Yüce Allah'tır. El-Bâkî gibi en güzel isme sahip olan Yaratan için fânîlik yoktur. Bir diğeri de¸ başkasıyla bâkî olandır. Bu da Allah'tan başka şeylerdir ki¸ onlar için fânîlik vardır.  Bu bağlamda Yüce Allah tarafından bâkî kılınanlar iki kısımdır;  Birincisi¸ Allah'ın kendisini yok edeceği zamana kadar bizzat kendisi var olanlardır.  Bunlar gök cisimleri gibi şeylerdir. Kıyamet kopuncaya kadar varlığını sürdüreceklerdir. İkiciler ise¸ kendisi ve bölümleriyle değil¸  türü ve cinsi ile bâkî olanlardır.  Bunlara örnek de insan¸ hayvan ve bitki gibi türlerdir. Bu tür ve cins varlıkların her biri eceli geldiği zaman ölür ama kıyamet gününe kadar üreme yoluyla nesillerinin varlığı devam eder. Nasıl ki dünya hayatında Allah'ın kendilerini yaşatacağı süreye kadar varlıklarını devam ettirecek; nesne¸ cins ve türler varsa¸ aynı şekilde âhirette de cennetlikler gibi¸ bizzat kendisi bâkî olanlar vardır. Bunlar belli bir süreye kadar değil¸ ebedî olarak cennette kalacaklardır. Nitekim bir âyette şöyle buyrulur: "Orada ebedî olarak kalacaklardır."[1] Diğer bir kısmı da türü ve cinsi ile bâkîdir. Biz buna misali¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'den gelen: "Cennetlikler için hazırlanmış olan meyveleri¸  cennet ehli onları dalından koparır yerler¸ sonra onların yerine benzerleri gelir"[2] rivâyetinden öğrenmiş oluyoruz.  Görüldüğü gibi âhirette olanlar sürekli ve bâkîdir. Nitekim bu mânâda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur:[3]


"Mallar ve evlatlar¸ dünya hayatının süsüdür. Bâkî kalacak sâlih ameller ise¸ Rabbinin katında¸ sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır."[4]


Bâkî Kalacak Sâlih Ameller Nelerdir?


İslâm âlimleri¸ bu âyette geçen "bâkî kalacak sâlih ameller" pasajı hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır: İbn Abbas¸ İbn Cübeyr¸ Ebû Meysere ve Amr b. Şurahbil bunların beş vakit namaz olduğunu söylerler. Çünkü namaz¸ dua¸ zikir¸ rükû'¸ sücûd¸ kıyâm¸ tahiyyât gibi bütün ibadetle ilgili unsurları ihtivâ eder.  Yine bir kısım âlimler; "Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim/Sübhanellah¸ Hamd¸ Allah'a mahsustur/Elhamdülillah¸  Allah'dan başka hiç bir ilah yoktur¸ Allah en büyüktür/Lâilâhe illa'llâh Allâhü Ekber¸  Her türlü güç ve takat¸ ancak yüce ve büyük olan Allah iledir/Velâ havle vela kuvvete illâ bi'llâh gibi zikirler olduğunu ifade etmişlerdir."[5] Sahâbeden Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bâkî kalacak olan sâlih amelleri çokça işleyiniz." "Onlar hangileridir ey Allah'ın Rasûlü?" diye sorulunca¸  şöyle buyurmuştur: "Tekbîr (Allahu ekber)¸ Tehlîl (La ilahe illallah)¸ Tesbîh (Subhanallah)¸ (Tahmîd) Elhamdülillâh ve Lâ havle velâ kuvvete illâ bi'llâh'tır/bütün güç ve kudret ancak Allah iledir."[6]


O halde hayır ve tâat cinsinden yapılan ve Allah'ın rızâsı kastedilen her türlü ibadet¸  kalıcı olan sâlih ameller içerisine girer. Yüce Allah'ın: "Allah'ın bakiyesi sizin için daha hayırlıdır"[7] sözü bu an­lamdadır. Âyette¸ devamlılığın O'na izâfe edilmesi anlamlıdır. Önemli olan itikattan ibadete¸ yapılan bütün amellerde¸ Allah'ın rızâsının gözetilmesi¸ helal ve haram sınırlarına riâyet edilmesidir. Müslümanca sâlih ameller yerine getirilirken¸ "Çevremizdeki insanlar ne der?" diye değil¸ "Allah ne der?" niyetiyle hareket edilmelidir. İşte o zaman¸ Yüce Allah ihlâsla yoğrulan dinî hizmetlerimizi/çalışmalarımızı bereketlendirecek ve faaliyetlerimiz somut anlamda üretime dönüşecektir. Bu noktada Allah'ın rızâsından başka bir rızâ gözetilmeyen sâlih ameller¸ kişinin daha dünyada iken Sırat'ı geçmesine ve Cennet'e girmesine zemin hazırlayacaktır.


El-Bâkî; Ebedî ve Ezelî Demektir.


Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Allahu Teâlâ'nın en güzel isimleri arasında el-Bâkî ismi de yer alır. Kur'an-ı Kerîm'de: "Allah daha hayırlı ve daha bâkîdir."[8] buyrulur.  Bir güzel isim olarak el-Bâkî¸ İlâhî Zât'ının varlığı zorunlu olan mevcut¸ yani varlığı kendisinden ve kendiliğinden demektir. Fakat O¸ zihinde geleceğe izâfe edildiği zaman bâkî¸ geçmişe izâfe edildiği zaman ise¸ kadîm ismini alır. Mutlak Bâkî¸ istikbaldeki/gelecekteki varlığı düşünüldüğü zaman bir ‘son'a dayanmayandır. Bu açıdan düşünüldüğünde O'nun hakkında¸ "Ebedîdir" denilir. Mutlak kadîm de¸ geçmişteki varlığı bir ‘evvel'e dayanmayandır. Bu açıdan bakıldığı zaman Yüce Allah hakkında "Ezelîdir"  tabiri kullanılır. Bu isimlerin böyle kullanılması¸ ilâhî varlığın¸ zihinde¸ geçmişe ve gelecek zamana izâfe edilmesi hasebiyledir.[9] Yoksa zaman ve mekân mahlûktur¸ izâfîdir¸ nisbîdir. Yüce Allah her türlü zaman ve mekândan münezzehtir.


El-Bâkî olan Yüce Allah'ın ne başlangıcı ve ne de sonu vardır. Bu "bekâ" denilen mefhûm¸ bize zamanı çağrıştırmaktadır. Bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.v.): "Dehre sövmeyin¸ çünkü dehr¸ Allah'tır." buyuruyor.[10]  Yüce Allah dehre izâfe edilen hayrın ve şerrin¸ iyiliğin ve kötülüğün fâilidir/yaratıcısıdır. Cahiliye döneminde Araplara bir felâket ve bir musîbet gelince "kör olası zaman" derlerdi. Bu işleri zamana nisbet edip¸ ona küfrederlerdi. Gerçekte¸ bütün işleri yaratan Allah'tır. Dolayısıyla zamana sövmekle başlarına gelen hâdiselerden dolayı Allah'a hakaret etmiş olmaktadırlar. İşte bu itibarla İslâm'da dehre sövmek yasaklanmıştır.[11]


Sonuç


Netice itibariyle¸ Yüce Allah'ın el-Bâkî ismi hayatımıza yansımalıdır. Mezarlıklarda çoğu insanın kabir taşında  "Hüve'l-bâkî" yazar. Bu geride kalan insanlara bir mesajdır. Nitekim şu âyette bu husus çok güzel anlatılır: "Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin Zât'ı bâkî kalacaktır."[12] Biz bu süreli dünyaya¸ süreli varlıklar olarak geldik. Her canlı kendisi için takdir edilen süresini yaşadıktan sonra fânî olacaktır.  Eğer insan¸ mecâzî anlamda var olmayı istiyorsa¸  Yüce Allah'ın el-Bâkî isminin bir tecellîsi olan kendisini sâlih amelleriyle yaşatabilir. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir rivâyette şöyle buyurmuşlardır: "İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye¸ istifâde edilen ilim¸ kendisine dua eden hayırlı evlat."[13] İslâm inancına göre¸ bir insan için ölüm¸ dünya hayatının sonu¸ ebedî olan âhiret hayatının da başlangıcıdır. Dolayısıyla ölüm gerçeği¸ insanın¸ dünyadaki amellerini ve sevabını da sona erdirir. Biraz önce değindiğimiz rivâyetten öğrendiğimiz gibi¸ insanın dünyada işlediği Kur'an ve sünnette övülen bazı ameller vardır ki¸ kesildikten sonra da sevabı devam eder. Bunlar¸ sadaka-i câriye/hayrı devam eden iyilikler¸ faydalanılan ilim ve anne babasına dua eden Müslüman evlattır. İlmi ve bilgiyi sadece öğrenmek değil¸ fakat aynı zamanda başkalarına öğretmek ve kendisinden sonraki nesillere en iyi yollarla aktarmak gerekir. Bu üç vasıf bir Müslümanda var olduğu sürece o kimse mecâzî anlamda Yüce Allah'ın el-Bâkî isminden nasiplenmiş olmaktadır. Herhalde rahmetli Necip Fazıl'ın "ölümsüz gerçek" dediği şey budur.


 


 






[1] 2/Bakara¸ 162.



[2] Suyûtî¸ Durru'l-Mensûr I¸ 97.



[3] Isfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 74.



[4] 18/Kehf¸ 46.



[5] Bkz. Mâtürîdî¸ Ebû Mansûr¸ Te'vîlâtü'l-Kur'an¸ tahk. Murat Sülün¸ İstanbul¸ 2007¸ IX¸ 64.



[6] İmam-ı Mâlik¸ el-Muvatta' "el-Kur'an" 491; Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸  IV¸ 268.



[7] 11/Hûd¸ 86.



[8] 20/Tâh⸠73.



[9] Gazâlî¸ Kitâbu'l-Esn⸠s. 108.



[10] Müslim "Elfâz ve Edeb" 2.



[11] İbn Kesîr¸ Tefsir¸ III¸ 311.



[12] 55/Râhmân¸ 26¸ 27.



[13] Müslim "Vasiye" 14; Ebû Dâvud "Vasâyâ" 14; Nesâî "Vasâyâ" 8.

Sayfayı Paylaş