HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)'E TÂBÎ OLMAK

Somuncu Baba

"Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yediklerini yemek¸ yediği gibi yemeye çalışmak¸ benzemek ve taklittir. Ancak helâl bir şeyi onun belirlediği edeb kuralları çerçevesinde¸ israfa kaçmadan ve tıka basa doymadan yemek¸ ona tâbî olmaktır."

Hz. Peygamber (s.a.v.) şefkat ve merhamet âbidesidir


Peygamberler¸ Allah'ın¸ insanlığa kurtuluş reçetesini ulaştıran elçilerdir. Onlar reçeteyi ulaştırmakla kalmaz aynı zamanda onun nasıl ve ne şekilde kullanılacağını¸ yani günlük doz mikdârını da gösterirler. Peygamberler sadece eczacı değil¸ kelimenin en kapsamlı şekliyle doktordurlar. Onların doktorluk alanı sadece gönül doktorluğuna hapsedilecek kadar dar da değildir. Allah'ın özel¸ güzel ve seçilmiş kulları olarak peygamberler insanları hem mânen hem de madden temizler ve tedâvî ederler. Bilumum tasavvuf ve ahlak kitapları Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mânevî tedâvîsini anlatır. Tıbbu'n-nebevî (Peygamber (s.a.v.)'in tıbbı) adını alan kitaplar da fiziksel hastalıkların tedâvîsinde Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tavsiyelerini gösterir. Buna göre Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Müslümanların hem ruh hem beden sağlığından sorumlu olacak kadar geniş bir mes'uliyete sahiptir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in insanların gönlünü temizlemekle sorumlu olduğunu ifade eden âyetler vardır[i]. Bunun yanında Kur'ân¸ onun mü'minlere şefkatli bir anne gibi düşkün ve onların başına gelen sıkıntılardan çok fazla etkilenen bir merhamet âbidesi olduğunu da bize anlatır. Onun bu yönünü şu âyet ne kadar güzel dile getirir:


"Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki¸ sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O¸ size çok düşkün¸ mü'minlere karşı çok şefkatlidir¸ merhametlidir."[ii]


Peygamber (s.a.v.)'e Neden Tâbî Olmalıyız?


Her şeyden önce Rasûl-i Ekrem'e tâbî olmamızı Allah emrettiği için uymalıyız. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olmak Allah'ın kesin emridir. O¸ peşinden gidilmesi gereken¸ bizi dâimâ iyiye¸ hayra ve doğruya götüren bir emin kılavuz olduğu için Allah onun izinden gitmemizi emretmiştir. O¸ insanlık için en güzel örnek "üsve-i hasene"¸ "nümûne-i imtisâl" olduğu için mü'minlerin ona tâbî olmaları farz kılınmıştır. Şu âyet bu hususu net bir şekilde dile getirmektedir:   


"(Rasûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. De ki: Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez."[iii]


Âyete dikkatle bakıldığında sanki Rabbimiz¸ bizi bir felâkete karşı uyarırcasına hitap etmektedir. Âdetâ yanlış yola sapıp dünya ve âhiretini zindana çevirecek insanlara¸ "Allah'ını seven Peygamber'e tâbî olsun!" demektedir. Bu yönüyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'i göndermek kadar¸ ona tâbî olmayı kesin bir şekilde emretmek de Allah'ın insanlara olan merhametinin bir sonucudur. İnsan aklıyla düşündüğümüz zaman¸ bir felakete karşı başkasını kim uyarır? Merhametli olanlar¸ başkasının iyiliğini isteyenler¸ kötü bir duruma düşmesinden üzülenler uyarır. Uyarmakla yetinmeyip ne yapacağını¸ ne tarafa gideceğini göstermek ise merhametin bir başka yönüdür. 


Allah ve Rasûlünü Sevmenin ve Tâbî Olmanın Alâmeti Nedir?


Bu âyete göre¸ Allah'ı sevmenin yolu Peygamber'e tâbî olmaktan geçer. Rasûlüllah'a tâbî olmak günahların bağışlanmasına da bir vesîledir.


Sehl b. Abdullah'ın dediğine göre¸ Allah'ı sevmenin alâmeti Kur'ân'ı sevmek; Kur'ân'ı sevmenin alâmeti Hz. Peygamber (s.a.v.)'i sevmek; Hz. Peygamber (s.a.v.)'i sevmenin alâmeti sünneti sevmektir. Bunların hepsini birden sevmenin alâmeti ise âhireti sevmektir. Âhireti sevmenin alâmeti insanın kendisini sevmesi¸ yani kendisiyle barışık yaşamasıdır. Kişinin kendisini sevdiğinin alâmeti dünyaya buğzetmesidir. Dünyaya buğzetmenin alâmeti ise ondan ancak ihtiyacına yetecek kadar azık almasıdır.


Ebudderdâ (r.a.)'nın anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ "Allah'ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin." âyeti ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "İyilik¸ takv⸠tevâzû ve nefsi hakir görme gibi konularda Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olanı Allah sever."


Ebû Abdullah'ın anlattığına göre de Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah'ın kendisini sevmesini istiyorsa doğru sözlü olsun¸ emâneti yerine getirsin ve komşusuna eziyet etmesin".   


Âyet¸ mü'minlerin dinî rehberlik konusunda Allah'ı ve Rasûlü'nü¸ yani Kitap ve Sünneti birbirinden ayırmamalarına ve beraber değerlendirmelerine de işaret etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kendisinden sonra bu konudaki sapmaları âdetâ görmüş gibi ikazları olmuştur. Meselâ bir keresinde şöyle buyurmuştur: "Sakın sizden birini¸ emrettiğim ya da nehyettiğim bir husus ken­disine ulaşınca koltuğuna yaslanmış bir halde "Benim aklım ermez. Biz Allah'ın Kitabında ne bulursak ona uyarız." derken bulmaya­yım."[iv]  


Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Tâbî Olmanın Ölçüsü


İslam âlimleri içinde Hz. Peygamber (s.a.v.)'in her fiilinin¸ hatta sükûtunun bile bizim için örnek ve hüküm kaynağı olduğunu söyleyenler vardır. Onlar Âl-i İmrân sûresinin yukarıda meâli verilen âyetini dikkate alarak bu görüşlerini desteklerler. Derler ki¸ âyette hiçbir kayıt konulmadan her fiil ve hareketinde Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olmak emredilmiştir. O zaman onun her davranışı bizim için örnektir.


Fıkıh usulü âlimleri Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yapıp ettiklerinden hangisine dînen tâbî olmamız gerektiği konusunda büyük çabalar sarfetmişlerdir. Sonuçta¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in dine¸ dinin teblîğine ve dinin açıklanmasına yönelik olan bütün davranışlarına tâbî olmamız gerektiğini söylemişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bize hem sözleri¸ hem fiilleri ve hem de dinî hüküm adına duyup onayladıkları örnektir. Onun davranışları içerisinde öldüğü yere gömülmek¸ devamlı teheccüd namazı kılmak¸ iki gün peş peşe iftar etmeden oruç tutmak gibi kendine mahsus özellikleri de vardır. Bu konularda ona tâbî olmamız emredilmemiştir. Yeme¸ içme¸ giyme¸ saç tarama gibi tamamen insan olmasından kaynaklanan davranış özellikleri de tâbî olmak için zorunlu değildir. Ancak zorlamamak ve dinî anlamda zorunlu olduğunu düşünmemek kaydıyla¸ rol/model olma anlamında bunları da yapabilenler niyetlerine göre sevap alırlar. Çünkü bir işi sırf Hz. Peygamber (s.a.v.) yaptığı için yapmak da ona tâbî olmanın bir parçasıdır.


Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olmakla¸ onu taklit etmek¸ onu örnek almak ve ona benzemek birbirine karıştırılmamalıdır. Yüce Allah bizden Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olmamızı isterken¸ esâsen şeklen ona benzememizi değil¸ onu rehber edinmeyi ve örnek almayı emretmektedir. Örnek almak¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaptığını¸ yaptığı sebeple ve yaptığı maksadı dikkate alarak onun gibi yapmaktır. Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)'e saygı göstermek onun emir ve yasaklarına boyun eğmekle olur. Yoksa Hz. Peygamber (s.a.v.) beyaz giydiği için beyaz giyip diğer dinî emir ve yasaklara riâyet etmemek Peygamber (s.a.v.)'i örnek almak sayılmaz.


Büyük âlim İmam Gazâlî'nin ifadeleriyle söylemek gerekirse; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yediklerini yemek¸ yediği gibi yemeye çalışmak¸ benzemek ve taklittir. Ancak helâl bir şeyi onun belirlediği edeb kuralları çerçevesinde¸ israfa kaçmadan ve tıka basa doymadan yemek¸ ona tâbî olmaktır. Onun kendi örf ve coğrafyasına uygun olarak giydiklerinin aynısını giymek benzeme ve taklittir. Ancak gösteriş ve israfa kaçmadan¸ edeb yerlerini örterek giymek ona tâbî olmak ve onu örnek almaktır.

Dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)'den sadır olan her fiili yapmak ona tâbî olmak için yeterli değildir. Esas ittib⸠yapış maksatlarını da dikkate alarak yapmaktır. Bu bilinç ile Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbî olmak¸ onun mesajını ve davranışlarını evrenselleştirecektir. Ona tâbî olan Müslümanlar şekle takılıp kalmayacak¸ her çağda Peygamber (s.a.v.)'i hayatlarında yaşatacak ve rehberliğinden istifade edebileceklerdir. Böylece Rasûl-i Ekrem tarihî bir şahsiyet olarak kalmayacak tarihlere sığmayan ebedî bir rehber ve kılavuz olarak yolumuzu aydınlatacaktır.




[i] Örnek olarak bk. 62/Cum'a¸ 2.



[ii] 9/Tevbe¸ 128.



[iii] 3/Âl-i İmrân¸ 31-32.



[iv] Ebû Dâvûd¸ Sünnet¸ 5; Tirmizî¸ İlim¸ 3; İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 2.

Sayfayı Paylaş