HİCÂZ NOTLARI V “HAYBER YOLCULUĞU”

Somuncu Baba

“Hayber'e gece yolculuğu yaptığımızdan yol güzergâhını pek görememiştik. Ancak dönüş yolunda 170 km'lik mesafenin oldukça zorlu ve çetin bir güzergâh olduğu anlaşılıyordu. Her ne kadar biz iki saatte buraya ulaşmış olsak da deve yolculuğu ile bir ordunun bu mesafeyi birkaç günde alması muhtemeldi.”

Aslında daha Türkiye'deyken Hicâz Araştırma ve İnceleme Gezi programımız içerisinde Hayber'in olacağını duymuştuk. Fakat Medine'de mihmandarlarımızın büyük araçlarla Hayber'e gidilemeyeceğini belirtmeleri üzerine neredeyse bu gezi askıya alınmak üzere idi. Ayrıca Bedir yolculuğunun karakolda bitmesi gezi ekibimizin moralini bozmuştu. Buna rağmen Doç. Dr. Mehmet Azimli ve Yard. Doç. Dr. Metin Yılmaz Hocalarım Hayber'e gidiş hususunda ısrarlı idiler. Ben de her halükârda bir programa uyabileceğimi belirtmiştim. O an için sadece aracımızda dördüncü kişi eksikti. Bu arada Metin Yılmaz Hocam¸ Doğu Türkistan kökenli bir yüksek lisans öğrencisi ile tanışmış¸ arkadaşın araç kiralanabileceğini ifade etmesi üzerine de bir araç kiralamıştık. Kendisi de bizim şoförlüğümüzü yapacaktı.   Mihmandarlarımızdan Hasan Bey daha yakın zamanlarda birkaç kişi ile birlikte Hayber'e gittiklerini ifade etmişti. Yolculuğun gece yapılmasını ve sabaha doğru da Hayber'de olunmasını tembihlemişti. Aksi takdirde Suudlu yetkililerin yasakları doğrultusunda bölgeye geçiş yapılamayabilirdi. Bütün bunları hesaba katmak zorunda idik.


Hâlen aracımızda bir kişilik boş yer vardı. Ayrıca Mehmet Azimli hocam da neredeyse bu gezi programında vazgeçmek üzere idi. Gerçi Metin Hocam ismiyle müsemma olarak metanetle ve metin bir duruşla bana “Kardeş kimse gelmese de biz ikimiz gideriz.” demişti de çok memnun olmuştum. Aracımıza dördüncü kişiyi bulmak için dört koldan çalıştık. Ne hikmetse hocalarımız yasak olması hasebiyle olsa gerek bu yolculuğu biraz riskli görüyorlardı. Uzun bir mücadele sonrasında aracımıza dördüncü kişiyi de bulduk:  Derneğimizin başkanı Prof. Dr. Mehmet Şeker Hocam.


 9 Temmuz 2010 Cuma sabah erkenden kalkarak yol için biraz hazırlık yaptık. Fotoğraf makinelerin şarjları kontrol edildi¸  yolda içeceğimiz sular dolduruldu. Saat dört gibi otelimizin önünden bizi alan Doğu Türkistanlı şoförümüzle birlikte Medine'den yola koyulduk. Sabah namazını şoförümüzün imamlığı ile yoldaki bir istasyon camisinde eda ettik. Şoför arkadaş aynı zamanda öğrenci idi. Yolculuk boyunca Mehmet Azimli Hocamla şoförümüzün İslâmî konular üzerinde yoğun bir tartışmasına şahit olduk. İlginçtir ki bu tartışma Hayber dönüşünde de devam etti ve akşamleyin geç vakitlere kadar da bitmedi.


Hayber'in takriben 170 km. olduğu bize söylenmişti. Oldukça rahat bir yolculuk sonrasında Hayber'e ulaşmıştık. Hava henüz aydınlanıyordu. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Eski şehir çoktan terk edilmiş ve yakın bir yere yeni şehir kurulmuştu. Yeni şehirden geçerek eski şehre doğru yola koyulduk. Etrafta yönümüzü soracak kimse yoktu ve ayrıca bizi birilerinin de görmesini istemiyorduk. Şoförümüzün daha önce buraya gelmiş olması bizim için bir avantaj teşkil ediyordu. Hemen aracımızı kimseciklerin de göremeyeceği metruk evlerin bulunduğu sokaklardan birine bıraktık.


Evet¸ artık Hayber'deydik. Hayber¸ tarihte Medine'den Suriye'ye giden yol üzerinde yer alan önemli bir şehirdi. Hayber bir rivayete göre buraya yerleşen Yahudilerin bir lehçesine göre “Hisar” anlamına gelmektedir. Diğer bir rivayete göre ise bu ismin buraya ilk yerleşen Hayber b. Kâniye b. Mahlâ'il'den geldiği zikredilmektedir.[i] Eski Hayber¸ zengin hurma bahçeleri ve verimli ekin tarlalarının bulunduğu¸ oldukça mümbit üç bölgeden oluşuyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından fethedildiğinde Hayber'de 8 kale vardı. En-Netat bölgesinde Nâ'im¸ es-Sa'b b. Mu'âz ve Zübeyr kaleleri. Şıkk bölgesinde Übey ve Nizâr isimli iki kale. Ketîbe bölgesinde ise Kâmûş Vatîh ve Sülâlim kaleleri bulunuyordu.[ii]


Hayber'e gece yolculuğu yaptığımızdan yol güzergâhını pek görememiştik. Ancak dönüş yolunda 170 km'lik mesafenin oldukça zorlu ve çetin bir güzergâh olduğu anlaşılıyordu. Her ne kadar biz iki saatte buraya ulaşmış olsak da deve yolculuğu ile bir ordunun bu mesafeyi birkaç günde alması muhtemeldi. Hicretin 7. yılında (Mayıs 628) Hz. Peygamber (s.a.v.)'in liderliğindeki bin dört yüz piyade ve iki yüz süvariden oluşan İslâm ordusu bu mesafeyi yola çıkıldığı gün de dâhil olmak üzere 4 günde almıştı.[iii] Hz. Peygamber (s.a.v.) Hudeybiye Barış Antlaşmasıyla (6/628) Mekkelilerin arkasından saldırmayacağını garanti altına aldıktan sonra bu seferle¸ gittikçe büyüyen Hayber'deki Yahudi tehdidine bir son vermeye karar vermiştir.[iv]


Hayber Yahudilerinin 10 bin kadar savaşçı çıkarma imkânlarının olduğu zikredilmektedir. Onların sayılarına ve muhkem kalelerine olan güvenlerinden dolayı olsa gerek Medine'den kendilerine karşı herhangi bir saldırının tertip edebileceğini imkân dâhilinde görmedikleri anlaşılmaktadır.[v]


İslâm ordusu Hayber'e gece vakti ulaşmış¸ herhangi bir ani baskın yapmayıp sabahı beklemiş ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte harekete geçmiştir. Sabah erken tarla ve bahçelerine gitmek üzere şehirlerinden çıkan Hayberliler bu durum karşısında korkuya kapılmışlar ve hemen kalelerine sığınmışlardır.[vi] Yahudiler sayısal fazlalıklarına rağmen Gatafanlılar ve diğer başka kabilelere kendilerine yardımcı olmaları için Hayber'in mahsulünden vermeyi teklif etmişlerdi. Böylece sayıları İslâm ordusu karşısında daha da kabarmıştı. Hz. Peygamber (s.a.v) ilk önce Gatafanlıların Yahudilere desteğini bir hile ile kesti. Zira bunlar Yahudilere yardıma 4 bin kişilik bir ordu ile gelmişlerdi. Yurtlarında bıraktıkları kadınları ve çocukları ise silahsız ve savunmasızlardı. Kuşatma esnasında bu durum kendilerine bir şekilde hatırlatılınca Gatafanlılar korkuya düşmüşler ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'le anlaşıp taslarını taraklarını toplayıp ailelerinin yanlarına dönmüşlerdi.[vii] 


 Gatafanlı müttefiklerinin kendilerini terk etmeleri¸ kuşatma altındaki Yahudilerin morallerini bozmuştu. Ayrıca Simak adındaki bir Yahudi'nin kendisine emân verilmesi karşılığında şehrin zayıf noktalarını ve de kuşatma için gerekli olan mancınık ve debbabe gibi araçların hangi kalelerde olduğunu Hz. Peygamber (s.a.v.)'e söylemesi fethi kolaylaştırmıştır.[viii] Böylece Müslümanlar Hayber Kalelerini teker teker ele geçirmişlerdir. İlk olarak Nâ'im¸ ardından Kâmûs ve Sa'b b. Mu'âz kalelerinin ele geçirildiği¸ müteakiben de Vatîh ve Sülâlim kalelerinin fethedildiği kaynaklarımızda zikredilmektedir.[ix] Hayber'in fethiyle İslâm Devleti'ni tehdit eden Yahudi gücü bertaraf edilmiş ve Yahudilerin Hayber arazisinde yarıcı olarak çalışmaları ile de devletin hazinesine önemli miktarda gelir temin edilmiştir.[x]


Rahat ev ve koltuklarımızda Hayber'in fethini siyer kitaplarında bir solukta okurken aslında bu seferin nasıl güçlükler içerisinde yapıldığı pek de düşünülmemektedir. 170 km'lik bir mesafe Mayıs sıcağında¸ kızgın kum ve taşlardan oluşan çöl yürünerek aşılmış ve Hayber'e ulaşılmıştır. Yahudilerle bunlara yardıma gelen Gatafan ve diğer kabilelerin sayılarının fazlalığı da hesaba katıldığında kuşatmanın çok zor şartlar içerisinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerçekten satırlarda okumakla mekânda tespit ve gözlemlerde bulunmak arasındaki büyük fark bulunuyor. Özellikle de bugün bir tepe üzerinde halen ayakta duran Kâmus Kalesi'ni görünce kuşatmanın ne denli zorluklar içerisinde yapıldığını daha iyi anlamış olduk. Şehrin zayıf noktalarının içeriden birisi tarafından gösterilmese ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Gatafanlıları hile ile Yahudilerden uzaklaştırma siyaseti olmasa idi bu kuşatmanın çok daha zor geçeceği bütün açıklığı ile ortadaydı.


Arabamızı park ettiğimiz yerden ellerimizde fotoğraf makineleriyle yürümeye başladık. İlk tepeye Metin Hocam ve ben çıktık. Oradan özellikle Kâmus Kalesi'nin umumi fotoğrafını alabildim. Bu arada Mehmet Şeker ve Mehmet Azimli Hocalarım Kâmus'a doğru ilerliyorlardı. Tepenin üzerinden şehrin yerleşimi kısmen görülebiliyordu. Kâmus'un eteklerinde metruk halde kerpiç evler bulunuyordu. Şehrin düzlükleri ise hurma ağaçlarının yer aldığı bahçelerle kaplıydı. Yine kerpiç duvarlarla bahçeler birbirlerinden ayrılıyorlardı. Tepeden yakılmış ve yıkılmış halde çok sayıda hurma ağacını görebiliyorduk. Buradan inip de bahçelere girdiğimizde ise bu yıkımın boyutları daha da belirginleşmişti. Yukarıda söylediğimiz gibi burası çoktan terk edilmişti ve hatta buradan sonra yerleşim alanı haline getirilen kısım da şimdiki yerine nakledilmişti. Kerpiç duvarlar arasında yer alan bahçelerden birine girdik. İçerisinde halen suyun olduğu bir kuyu bulunuyordu. Ama etrafın her haliyle bakımsız olduğu görülüyordu. Zamanla tahrip olan kerpiç evlerin terk edilmesi anlaşılır bir şeydi¸ fakat bahçelerdeki hurma ağaçlarının bakımsız halde bırakılmasını anlayabilmiş değildim. Zira Hayber'in suyunun bol¸ toprağının da bereketli bir yer olduğu gün gibi açıktı.


Bütün bunları düşünürken bir taraftan da bahçeler arasındaki dar yollardan geçip gözüme hoş gelen yerlerin fotoğraflarını çekiyordum. O ara kalenin eteklerine varmıştım. Metin Hocam kalenin arka kısmına yönelmiş idi Azimli ve M. Şeker Hocalarım ise dönmek üzereydiler. Zira kalenin etekleri çepeçevre tel örgü ile kuşatılmıştı ve girişin yasak olduğunu belirten bir de levha bulunuyordu. Bu levhalardan daha öncede görmüştük. Özellikle Kuba'daki Osmanlı Kalesi de bu şekilde girişe kapatılmış ve girenlerin cezalandırılacağına dair bir uyarı levhası vardı. Bu da onun gibiydi. Hocalarımız bunun için dönüyorlardı. Metin Hocam ise arka kısma ulaşmış ben de bu arada kalenin eteklerindeki dar sokakların etrafında yer alan metruk kerpiç evlerin fotoğraflarını çekiyordum. Evlerin ikinci ve belki de üçüncü katları kalın hurma ağacı gövdelerinin yerleştirilmesiyle oluşturulmuştu. Yıkılan katlardan arda kalan hurma gövdeleri boylu boyunca yatmakta idi. Zamanın bütün tahribatına rağmen evlerin içlerindeki nişler¸ kapılar pencereler daha henüz terk edilmiş gibi duruyorlardı.  Kuşatma tekrar zihnimde canlanmaya başladı.


Bağrışmalar¸ ok vızıltıları¸ kalkan sesleri¸ at kişnemeleri¸ deve böğürüşleri. Hz. Peygamber (s.a.v.) şehre girerken hangi yolu kullanmıştı¸ şehrin ganimetlerini nerede taksim etmişti. Kendisini zehirlemek isteyenler¸ ziyafeti hangi hurma dibinde ya da evde vermişti…


Hiç vakit kaybetmeden fotoğraf ve video çekimlerim de tüm hızıyla sürüyordu. Saat yediye doğru geliyordu. Ortalık artık iyice ışımıştı. Bir ara uzaktan duymakta olduğumuz köpek seslerinin bize yaklaştığını fark ettik. O zaman bir telaşımız oldu. Mehmet Şeker Hocam da artık daha fazla burada durmamızın dikkatleri üzerimize çekebileceğini söyledi. Aslında köpek sesleri bizi biraz ürkütmüştü. Bir de yasak olan bir iş yapmıştık. Bahçelerde diğer hocalarımızla buluştuğumuzda ne olur ne olmaz diye fotoğraf makinelerimizdeki hafıza kartlarını yenileri ile değiştirdik. Hemen aracımızı bıraktığımız yere hareket ettik. Arabamıza bindiğimizde kısa sürede olsa Hayber'i ziyaret etmiş olmanın buruk sevincini yaşıyorduk. 

Yine de Hayber'den hemen ayrılmadık. Benim teklifim üzerine yol boyunca en azında birkaç kilometre gidip geldik. Yol boyunca kayalık arazi dikkati celp ediyordu. Hemen hemen eski ve yeni Hayber'in dışındaki bütün arazi volkanik kayalardan oluşan geniş bir arazi idi. Uzaktan Hayber'i fotoğrafladık. Dönüş yolumuz boyunca uykularından kalkan tek tük Hayberliyle karşılaşıyorduk. Daha fazla duramazdık. Kısa sürede olsa tarihî şehir Hayber'i görmüştük. Yeni Hayber'de bir ihtiyaç molası verdikten sonra Medine'ye doğru yola çıktık. Saat 10 sularında vardığımız Medine'deki otelimiz Diyâru'l-Ma'mura'nın kahvaltı salonunda Hayber sohbetine koyulmuştuk bile…




[i] Yâkût el-Hamevî¸ Şihâbuddin Ebû Abdullah Yâkût b. Abdullah er-Rûmî¸ (626/1228)¸ Mu'cemu'l-Buldân¸ II¸ 409;  bkz. Adolf Grohmann¸ “Hayber”¸ İA¸ İstanbul 1987¸ V-1¸ 25.



[ii] Yâkût el-Hamevî¸ age¸ II¸ 409; bkz. Abdurrahman et-Tayyib el-Ensârî¸ Hayber¸ Riyâd 2006¸ s. 59.



[iii] İbrahim Sarıçam¸ Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı¸ Ankara 2007¸ s. 230.



[iv] İbrahim Sarıçam¸ age¸ 230.



[v] Muhammed b. Ömer Vakidî¸ (207/822-823)¸ Kitâbu'l-Meğâzî¸ (Thk.: Marsden Jones)¸ byy 1984¸ I¸ 637.



[vi] Vâkidî¸ age¸ I¸ 642¸ 643; İbrahim Sarıçam¸ age¸ 230¸ 231.



[vii] Vâkidî¸ age¸ I¸ 650-652. Başka rivayetlerde de Hz. Peygamber'in ordusuyla farklı bir yoldan geçerek Gatafanlıların merkezine yöneldiği zikredilmekte ve bunu haber alan Gatafanlıların ise ailelerini savunmasız bıraktıklarının farkına varıp¸ ailelerinin yanına döndüklerini söylenmekte ve bundan dolayı da Hayber kuşatması esnasında Yahudilere yardımda bulunamadıklarından bahsedilmektedir. Muhammed Hamidullah¸ İslâm Peygamberi¸ (Çev.: Salih Tuğ)¸ İstanbul 1980¸ I¸ 640; Muhammed Hamidullah¸ Hz. Peygamber'in Savaşları¸ (Çev.: Nazire Erinç Yurter)¸ byy trz.¸ s. 110; Eyüp Baş¸ İslâm'ın İlk Döneminde Müslüman Yahudi İlişkileri¸ İstanbul 2004¸ s. 64.



[viii] Vâkidî¸ Kitâbu'l-Meğâzî¸ I¸ 648.



[ix] Halife b. Hayyât¸ Ebû Amr b. Ebû Hubeyre el-Leysî el-‘Usfurî¸ (240/854)¸ Tarih¸ (Haz.: Mustafa Necib Fevvâz-Hikmet Fevvâz)¸ Beyrut 1995¸ s. 37; Taberî¸ Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerîr¸ (310/932)¸ Tarihu't-Taberî¸ (Tarihu'l-Umem ve'l-Mülûk)¸ Beyrut 1997¸ II¸ 135.



[x] Eyüp Baş¸ İslâm'ın İlk Döneminde Müslüman Yahudi İlişkileri¸ 66.

Sayfayı Paylaş