İNSANLARI ÖLDÜKTEN SONRA TEKRAR DİRİLTEN: EL-BÂİS

Somuncu Baba

"Tasavvuf literatüründe ölüm olgusuna; sevgiliye kavuşma¸ ten kafesinden kurtuluş¸ sırlanma¸ mekân değiştirme¸ şeb-i arûs¸ Hakk'a yürüme¸ ebedî yurda intikâl gibi isimlendirmeler yapılmıştır. İnsan düşüncesinde ölüm olgusuna böyle bir bakış¸ insanda ölüm korkusunu yenmekle kalmaz¸ ölüm düşüncesinin insan psikolojisi üzerinde yıkıcı ve tahrip edici etkisini de asgarî düzeye indirir."

Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Bâis ismi¸  Arapça'da "ba's" kökünden türemiş olup¸ "göndermek"¸ "sevketmek" ve "diriltmek" mânâlarına gelir. Zaten bu kelimenin aslı¸ bir şeyi harekete geçirip yönlendirmektir. Ancak yönlendirmek ve teşvik etmek kendisine bağlayan şeye göre değişir. Dinî ıstılahta ise "ba's"¸ "kıyâmet koptuktan sonra sûr'a ikinci defa üfürülmesiyle bütün canlı yaratıkların hesap vermek üzere diriltilmeleri" mânâsı taşır. Dolayısıyla öldükten sonra tekrar dirilten O'dur. Kur'an'da Yüce Allah'ın el-Bâis isminin işlevi şöyle anlatılır:


"Ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O'na döndürülürler."[1]


 "Allah'ın onları hep birden diriltip yaptıklarını kendilerine haber vereceği günü hatırla. Allah onları sayıp zapt etmiş¸ onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir."[2]


"İnkâr edenler¸ kesinlikle¸ öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: ‘Hiç de öyle değil¸ Rabbime and olsun¸ mutlaka diriltileceksiniz¸ sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu¸ Allah'a kolaydır."[3]


 "(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir¸ hakkıyla görendir."[4]


İslâm Düşüncesinde Diriliş İki Şekilde Meydana Gelir


İslâm düşüncesinde diriliş iki kısımdır: Bunlardan birisi insânî ba's olup¸ devenin ya da bir insanın bir iş için bir başka yere gönderilmesi gibidir. İkincisi ise¸ ilâhî ba'stır. Bu da iki şekilde meydana gelir. İlki¸ şahısları¸ cinsleri ve türleri yoktan var etmektir. Bu durum sadece Yüce Yaratıcı'ya mahsustur. Allah'tan başka hiçbir kimsenin gücü buna yetmez. Diğeri ise¸ ölüleri diriltmektir. Bu esâsen Yüce Allah'a mahsustur; ancak olağanüstü düzeyde Hz. İsa peygamber gibi¸ Allah'ın mazhar kılması ile¸ bazı Allah dostlarının da hususiyetlerinden biri olmuştur.


Yüce Allah'ın şu sözü bu "ba's kelimesinin bu anlamını ifade etmektedir:[5]


"Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: ‘Andolsun¸ siz¸ Allah'ın yazısına göre¸ yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz."[6] Bu âyette geçen diriliş günü¸ mahşer günü anlamına gelir.


İslâm'da iman esaslarından birisi¸ öldükten sonra dirilmedir. Yüce Allah¸ mahşer günü mahlûkatı diriltir¸ kabirlerde yatan ölüleri kaldırır ve sinelerde gizlenenleri tek tek ortaya çıkarır. Nitekim bir âyette el-Bâis isminin tezahürü şöyle anlatılır: "Allah kabirlerde olanı diriltir."[7]  Allahu Teâlâ'nın en güzel isimleri arasında yer alan el-Bâis¸ İmâm-ı Gazzâlî'nin özgün tanımıyla; "İkinci bir inşâ ile ölüleri dirilten" mânâsına gelir.[8] İslâm inancında ölüm bir yokluk değildir. Herhangi bir varlığı ilk defa yaratan Allah¸ o varlık için ikinci hayatı da yaratacaktır. “Allah ilkin mahlûkunu yaratır¸ (ölümden) sonra da bunu (yaratmayı)¸ tekrarlar. Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz." [9] Açıkça bu âyette ikinci yaratılışın Allah'a daha kolay geldiği anlatılmaktadır. Gerçek anlamda yaratılışı tekrarlayan ve  “Muîd" olan Allah'tır.  O¸ önce insanları hiç yoktan yaratmış¸ sonra da onları yine iâde edecek¸ yani¸ ölümden sonra yine diriltecektir. Bütün mahlûkat O'ndan gelmiştir ve yine O'na dönecektir. Meydana geliş O'ndandır ve yine O'na olacaktır.[10] Çünkü yaratma¸ yaratıcının Zât ve sıfatından başka hiçbir ön şart ve illete bağlı değildir. İlk yarattığını¸ tekrar yaratır¸ sonuna ulaştırır. İşte Allah böyle¸ önceye de¸ sonraya da hâkimdir.


Ölüm Düşüncesi¸ İnsan Hayatına Anlam Katar


İslâm imanında ölüm ötesi hayat¸ egzistansiyel bir değer ifade eder. Bu sebeple Kur'an'da önce ölümün sonra da hayatın zikredildiği şu âyet çok çarpıcıdır: "Ölümü ve hayatı yaratan Allah'tır."[11] Niçin önce hayat değil de ölüm olgusu başa alınmıştır? Bu sorunun cevabı çok basittir. Hayata anlam katan¸ hayatı yaşanılır kılan ölüm duygusudur. Sûfîlerin "tefekkür-i mevt/ölüm üzerine düşünme" dedikleri uygulama işte budur. Ölüm¸ insan hayatına anlam katar¸ insanda sorumluluk duygusunu canlı tutmak suretiyle iyi yönde ahlakî gelişimine büyük katkı sağlar. Çünkü ölüm¸ Allah'ı hatırlatır¸ Allah'ı hatırlayan kimse müteyakkız olur. Hayatı¸ amaçlı yaşamaya çalışır. Bundan dolayı tasavvuf literatüründe ölüm olgusuna; sevgiliye kavuşma¸ ten kafesinden kurtuluş¸ sırlanma¸ mekân değiştirme¸ şeb-i arûs¸ Hakk'a yürüme¸ ebedî yurda intikâl gibi isimlendirmeler yapılmıştır. İnsan düşüncesinde ölüm olgusuna böyle bir bakış¸ insanda ölüm korkusunu yenmekle kalmaz¸ ölüm düşüncesinin insan psikolojisi üzerinde yıkıcı ve tahrip edici etkisini de asgarî düzeye indirir.


Ölüm ötesi hayata ve tekrar dirilişe iman¸ Allah'a rağmenliği besleyen duyguların etkisinde gelişme gösteren dünyevîleşmeyi aşmada insana yardımcı olur. Ebedîlik düşüncesinin buraya¸ "şimdi"ye değil¸ "öte"ye ait olduğunu insan şuurunda sürekli yaşatır. Bu iman¸ insan yaşamını altüst edecek acı ve ıstırapları¸ gönül huzuruna çevirir. İnsan¸ başta kendisi olmak üzere çevresi ve içinde yaşadığı toplum düzeniyle barışık hale gelir. Müfsid bir insan olmaktan çıkar¸ muslih bir insana dönüşür. Güçlü ölüm ötesi diriliş inancı¸ yüce ahlâkî hedeflere ulaşmayı arzu eden insana¸ yaşama sevinci kazandırmakla kalmaz¸ hayatında karşılaşabileceği tüm olumsuzluklara karşı¸ direnme gücüne kuvvet üstüne kuvvet katar. Böyle bir ruh haline sahip olan insan için¸ "Gökten belâ kar gibi yağsa¸ onun adına aşk denir." İşte gerçek anlamda özgüven duygusu da budur.


Ölümden Kaçış Mümkün Müdür?


Yaşadığımız modern zamanlarda her türlü ahlakî ilkeleri ve toplumsal kuralları bir bariyer¸ bir engel¸ bir duvar olarak algılayan; çalışmayan¸ üretmeyen¸ sadece eğlence ve cinsel hazlara odaklanan hedonist yaşam tarzları¸ felsefî bir anlayış olarak "ölümden kaçış" üzerine kuruludur. İnsan neden mânevî hazları ihmal ederek maddî hazlara bu kadar mübtelâ olur? İnsan neden maddî hazlar uğruna insânî ve ahlâkî değerleri hiçe sayar? Çünkü ölüm olgusu¸ Allah'a iman ve öteki dünya fikri¸ onun hayatına yapıcı bir kuvvet olarak girmemiştir. Zaten Batı uygarlığının temel kabullerinden biri de budur. Özünde Allah'a ve O'ndan gelenlere yabancılaşan Batı medeniyeti¸ ölüm ötesi hayatın ve tekrar dirilişin inkârı üzerine kurulmuştur. Eğer yaşadığımız bu dünya hayatına ölüm ışık tutmuyorsa¸ bu hayatı aydınlatmıyorsa¸ bu hayat neyle aydınlatılır? Gündelik hayatta pek çok şey¸ hayata bakış açımızla yakından ilgilidir. Siz hayatın içinde saklı olan küçük mucizeleri¸ detayları¸ sürprizleri görmeye ayarlamışsanız şuurunuzu¸ size bir çiçeğin açışı¸ bir bebeğin yürüyüşü¸ bir kuşun ötüşü¸ estetik bir görünüm taşıyan bir kar taneciği¸ mevsimlerin değişmesi¸ gecenin gündüze inkılâbı… Bütün bunlar¸ aklını kullanan ve ölüm ötesi hayata iman eden¸ o duyarlılığı sürekli yaşatan bir insana¸ mânevî haz verir. Önemli olan¸ insanın aşkınlığı bütün benliğiyle içselleştirmesi ve yakalamasıdır. Bu da ancak insanın kendisini aşmasıyla gerçekleşebilir. Kendini aşma¸ kendi benliğinin üstünde anlamlara yönelebilme¸ öteyi aramak ve bulmak demektir. Öteyi keşfeden ve bütün bir yatırımını öte inancına göre yapan bir insan için ölüm olgusu yapıcı bir kuvvete dönüşür. Bu kişiler için hayat¸ zafer değil¸ seferdir. İnsan¸ özgür iradeli bir varlık olarak yaratılış gereği¸ yaratılışının amacına uygun bir şekilde iyi yere yolculuk edebilme kararını verebilir. Bu bağlamda zaferi önemseyen insanlar maddî hazlar peşinde koşar. Bu dünyayı¸ bir ağacın altında oturup tekrar sefere başlamak olarak gören¸ yani seferi önemseyen insanlar; mânevî olanın¸ mânevî hazzın¸ oluş ve tekâmülün peşinde koşarlar. İnsanı insan kılan şey¸ yolda olduğunun şuurunda olması¸ hayatı bir bütünlük duygusuyla yaşaması¸ maddî olanı elinin tersiyle itmemesi ama asıl olanın ruhun arayışı olduğunu fark etmesidir.[12]


 Unutmayalım ki¸ bu farkı fark etme şuuru¸ ölüm ötesine kuvvetli bir imanla ilişkilidir. Öte dünyanın huzuru¸ bu dünyadan geçmektedir. Bir medeniyet¸ yapıp edilenlerden öte dünyada hesap verme şuuru üzerine kurulmadıkça¸ bu dünya hayatı bütün insanlık için zehir olacaktır. O halde¸ gelin yeniden içinde yaşadığımız bütün bir dünya insanına ölüm ötesi hayatın gerçekliğini kavratma yolunda akıl-gönül dilini birlikte harmanlayıp yeni bir seferberlik başlatalım. Nihâî hakîkat¸ Allah'tır ve O'na aittir.  O'nun ötesinde çağrılan ve tapılan her şey¸ bâtıldır¸ boştur.


 






[1] 6/En'âm¸ 36



[2] 58/Mücâdele¸ 6



[3] 64/Tegâbün¸ 7



[4] 31/Lokmân¸ 28



[5] İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 68-69.



[6] 30/Rûm¸ 56



[7] 22/Hacc¸ 7



[8] Gazâlî¸ Kitâbu'l-Esn⸠s. 88.



[9] 30/Rûm¸ 27



[10] Gazzâlî¸ a.g.e.¸  s.94.



[11] 67/Mülk¸ 2



[12]  Geniş bilgi için bakınız. Kemal Sayar'la "Hazcılık Üzerine Bir Söyleşi"¸ Ömer Baldık¸ Zafer Dergisi¸ Ağustos 2006.

Sayfayı Paylaş