GÜNÜ ERTELEMENİN SEVİNCİ

Somuncu Baba

Muhsine her sabah olduğu gibi yardımcısının hazırladığı kahvaltıyı yaptıktan sonra¸ hazırlanmak için odasına çıktı. Yoğun bir gün olacaktı. Önce çantasını hazırladı. Akşamdan hazırladığı kahverengi keten takımını giydi. Takımın eteği bileklerinden biraz yukarıdaydı. Henüz birkaç gündür başını örtüyordu ve evden çıkmadan önce¸ uzunca bir süre başörtüsünü bağlamak için uğraşıyordu. Şirkettekiler bu yeni giyim tarzını özellikle başörtüsü takmaya başlamasını çok yadırgamışlardı ama asistanı Hülya'dan başka kimse olumlu ya da olumsuz bir laf etmemişti. Yalnız dün istemeden iki kişi

 Muhsine her sabah olduğu gibi yardımcısının hazırladığı kahvaltıyı yaptıktan sonra¸ hazırlanmak için odasına çıktı. Yoğun bir gün olacaktı. Önce çantasını hazırladı.  Akşamdan hazırladığı kahverengi keten takımını giydi. Takımın eteği bileklerinden biraz yukarıdaydı. Henüz birkaç gündür başını örtüyordu ve evden çıkmadan önce¸ uzunca bir süre başörtüsünü bağlamak için uğraşıyordu. Şirkettekiler bu yeni giyim tarzını özellikle başörtüsü takmaya başlamasını çok yadırgamışlardı ama asistanı Hülya'dan başka kimse olumlu ya da olumsuz bir laf etmemişti. Yalnız dün istemeden iki kişinin kendi aralarında konuşmasını duymuştu. Böyle kariyer sahibi bir kadının başını örtmesini anlamıyorlardı.   


Saat dokuzda önemli bir toplantısı vardı ve şimdiden üzerine çevrilecek merakla karışık¸ şaşkın bakışları görür gibiydi. Bu sabah şirkete gitmeyi hiç istemiyordu. Ama bugün gitmese de bu toplantı bir daha ki ay olacaktı ve başörtüsünü açmayacağına göre… Olsun bir ayda insanlar belki biraz daha alışırlardı yeni görünümüne tek bugün gitmesindi.


Arabasına doğru yönelirken birden akşam iş dönüşü servise bıraktığını hatırladı. Hemen taksi durağını aradı fakat durakta hiç taksi yoktu. Hava da ne kadar soğuktu. Hafiften kar atıştırmaya başlamıştı. Çaresiz yakındaki otobüs durağına yöneldi.


Zeliha'nın işinde ilk günüydü. Her zamankinden daha erken kalkıp hazırlandı. Kahvaltıyı hazırladı¸ ev halkını kaldırdı. İki oğlunu okula gönderdi¸ eşini uğurladı. Giyinirken kendi kendine gülümsedi. Bir işi olmasını ve işe giderken de şık giyinmeyi hayal ederdi hep. Şimdi tanımadığı bir eve temizliğe gidecekti. Bunun için şık giyinmeye gerek yoktu. Kafası bozulmasın diye üzerinde fazla düşünmemeye çalıştı. Eşinin işleri bir senedir çok bozulmuştu. Artık kendisi de çalışmak zorundaydı ve gündelikçilikten başka bir iş bulamamıştı.


Çıkmadan bir poşete orada takacağı tülbendini¸ giyeceği çorapla ince bir tişört koydu. Belki çalışırken kazak sıcak gelebilirdi. Sonra aklına bir arkadaşının "Minibüs ya da otobüste temizliğe giden kadınlar hemen ayırt ediliyor. Başörtüsü bağlama şekillerinden ellerinde poşet taşımalarına kadar onların ayrı bir tarzı var sanki…"  dediğini hatırladı. O zaman arkadaşını "İnsanları giyimlerine göre ayırman yanlış." diyerek uyarmıştı¸ ama ya sahiden onun dediği doğruysa… Poşettekileri daha küçük katlayıp biraz zorlanarak da olsa el çantasına yerleştirdi. Başına da bir arkadaşının hediyesi olan ipek başörtüyü bağladı. Ucuzluktan aldığı topuklu ayakkabılarını da giydikten sonra çıktı. Şimdi kimse evde çalışmaya gittiğini anlamazdı.


Otobüs durağına doğru koşar adımlarla ilerlerken soğuktan içi titredi. Pardösünün yakasını biraz daha kapamaya çalıştı. Kaç senedir mantosu yoktu. "Gündelikçilik de olsa bir işim var ya artık. Biriktirip bir manto alabilirim belki." Bir süre daha yürüdükten sonra yeni işini tekrar hatırlayarak¸ "Ahh! Bugün bir bitseydi." dedi kendi kendine. Farkında olmadan sürekli düşünüyor ve düşündükçe de içi daha çok sıkılıyordu.


Zümrüt çocuk mahkemesinde hâkimdi. Bugün önemli bir dava hakkında karar verecekti. On altı yaşındaki Sami¸ töre cinayetiyle karşısına gelmişti. Hem de ablasını öldürerek. İlk davada¸ ailesinin namusunu temizleyen (!) biri olarak¸ karşısında çok gururlu bir duruşu vardı. Ancak ikinci duruşmada omuzları çökmüş¸ bakışlarında pişman bir çocuk uysallığı ve acı gördü Zümrüt. İki senedir bu mahkemede hâkimlik yaptığı halde yine de alışamamıştı çocuklar hakkında hapis kararları vermeye. Çoğunlukla büyükler eliyle suça itilen bu çocukların¸ yıllarca cezaevinde yatmalarına gönlü razı olmuyordu. Yazık ki ortada işlenen bir suç vardı ve yasalar çerçevesinde cezası verilmeliydi. Sami bu gün en az on beş sene yerdi. On sekiz yaşından sonra büyüklerin olduğu koğuşa alınacaktı. Savunmasız bir çocuk¸ büyük mahkûmların arasında kim bilir… Birden parmak uçlarına kadar irkildi.


 Keşke bugün işe gitmeme şansı olsaydı. Ya da çocuk¸ cinayet¸ karar bütün bunları düşünmeyeceği bir işi olsaydı. Yok¸  keşkilerin sonu gelmeyecekti. En iyisi üzerinde fazla durmamaktı. Yüzüne çarpan soğuk havayla düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı. Hava çok soğuktu ve kar atıştırıyordu. "Bu havada arabayla uğraşamayacağım."  diyerek yolunun üzerindeki taksi durağına yöneldi. İş saati olduğu için hiç taksi yoktu. Mecburen otobüsle gidecekti. Kar yağışı sanki artıyor gibiydi.


Üç ayrı sokaktan üç ayrı meslekten Muhsine¸ Zeliha ve Zümrüt. Bugünü hiç yaşamamak istercesine¸ biri arkadan itekliyormuş gibi zorla aynı otobüse bindiler. En arka sırada boş üç koltuğa yan yana oturdular. Birbirlerinin içindeki sıkıntılardan habersiz yeniden kendi içlerine döndüler.


Soğuktan dışarı görünmüyordu ama sonraki durakta binenlerin üzeri kar doluydu. Bir süre gittikten sonra kar yağışı iyice arttı. Zeliha bir yandan gideceği evde yaşayacaklarını düşünürken¸ hemen önünde ayakta duran iki kadının konuşmalarına kulak kabarttı. "Bugün Saime Hanım'dayım. Kardeş bir görsen her yerden altıda çıkarken Saime Kadın yedi buçukta zor bırakıyor. Arada bir kızının eskilerini veriyor ya buna hakkı var sanıyor. Hasta olduğu için saygımdan da bir şey diyemiyorum."


"Cemal bir şey demiyor mu o kadar geç kalmana?"


"Demez olur mu kızıyor. Zaten bu gün de geç bırakırsa bir daha gitmicem. Bulsun başkasını."


Zeliha iki kadını baştan aşağı süzdü. Arkadaşının dediği gibi giyinmişlerdi ve ellerinde birer poşet vardı. "Neyse benim gündeliğe gittiğimi kimse anlamaz." dedi kendi kendine. Sonra birden utandı kendi düşüncelerinden.


Muhsine hafif kar yağışıyla nemlenip önü bozulan başörtüsünü düzeltmeye çalışırken istemeden iyice bozdu. "Keşke yanıma yedek bir örtü alsaydım. Bu şekilde toplantıya nasıl gireceğim?" diye hayıflandı. Sonra da biraz sonra toplantıda kendine çevrilecek gözlerdeki ifadeyi düşündü. İçi iyice sıkıldı.


Zümrüt¸ elleri kelepçeli Sami'yi düşündü. Onunla göz göze geldiklerinde¸ çocuğun gözlerindeki acıyı hatırladı tekrar. Etraftan duyulmasına aldırmadan derin bir "Off!" çekti.


Bu arada iki durak kadar gitmişlerdi ki otobüs iyice yavaşladı ve bir süre sonra da durdu. Kar bir anda bütün yolu kapatmıştı. Arabaların ilerlemesine imkân yoktu. Kar yağışının ardından çıkan sert rüzgârla yerler buzlandı. Her şey çok kısa bir sürede olmuştu. Hava giderek kapanıyordu. Şoför yerinden kalktı ve yolculara dönüp;


– Yol kapalı. Ekipler açmak için yola çıkmış ama buraya gelmeleri saatler alır.


Yolcuların çoğu söylenerek indi. Muhsine¸ Zeliha ve Zümrüt kardan okulları tatil olmuş çocuk sevinciyle inip¸ karlara bata çıka evlerine doğru yürümeye başladılar. Birbirinden habersiz aynı sevinci paylaşan üç kadın bu havada bu karda iki durak yürüyeceklerdi ama ne gam. Bu günü ertelemişlerdi ya önemli olan buydu.

Sayfayı Paylaş