TASAVVUFÎ GÖRÜŞLERİYLE EBÜ'L-HASAN EL-HARAKÂNÎ'

Somuncu Baba

“Hucvîrî¸ çağdaşı Kuşeyrî'nin Harakânî hakkındaki şu değerlendirmesini aktarmaktadır: ‘Harakânî'nin bulunduğu şehre vardığım zaman¸ o şeyhin haşmetinden fesâhatim sona ermiş¸ ifadem yok olmuş ve dilim tutulmuştu. Hatta velâyetimden azledildiğimi zannetmiştim.”

Ebü'l-Hasan el-Harakânî (k.s.)'nin tasavvufî intisâbı¸ âriflerin sultanı Bâyezîd-i Bistâmî (k.s.)'yedir. Seyr ü sülûk eğitimini Bistâmî'nin rûhâniyetlerinden almıştır.[1] Kaynakların ifadesine göre Harakânî (k.s.)¸ Bâyezîd-i Bistâmî'nin meşrebindendir. Onun gibi coşkulu¸ cezbesi ve sekri sahvına galiptir. Fenâ ve bek⸠sekr ve sahv ile tevhîd ve vahdet konularında çok sözler söylemiş¸ Hallâc-ı Mansûr gibi “Ene'l-Hak” anlayışına uygun terennümlerde bulunmuştur. Aynı zamanda Harakânî¸ cezbeli ve coşkulu meşrebi ile Sıddîkî üslûbu geliştirmiştir.[2] Bu tür yaklaşımları ile Bistâmî'nin tasavvuf tarzını benimseyen Harakânî'nin Hakk'a ermek için zor riyâzetlere¸ çetin mücâhede ve çilelere katlandığı bilinmektedir.[3] Molla Câmî onu¸ Ebü'l-Abbâs el-Kassâb'ın müridi olarak sunmakta ve Kassâb'ın onun hakkında; “Benden sonra ziyaretçilerim ona yönelecekler.” dediğini belirtmektedir.[4]


Altın silsilenin önemli bir halkasını teşkil eden ve üveysiliği ile dikkat çeken Harakânî (k.s.)¸ Aynülkudat el-Hemedânî (ö.525/1131)¸ Necmeddîn-i Dâye¸ Ferîdüddîn-i Attâr¸ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi büyük mutasavvıfları derinden etkilemiş¸ etkisi¸ 10 Muharrem 425/5 Aralık 1033 tarihinde vukû bulan ölümünden sonra da uzun süre devam etmiştir.[5]


Bulunduğu Şehrin Şeref Âbidesi


Hucvîrî kendisini¸ “gözde imam¸ halkın şeref âbidesi¸ meşâyıhın büyüklerinden¸ o dönemin evliyâsı tarafından övgüye lâyık görülen isim” olarak tanıtmaktadır.[6] Sözlerinin devamında Hucvîrî çağdaşı Kuşeyrî'nin Harakânî hakkındaki şu değerlendirmesini aktarmaktadır: “Harakânî'nin bulunduğu şehre vardığım zaman¸ o şeyhin haşmetinden fesâhatim sona ermiş¸ ifadem yok olmuş ve dilim tutulmuştu. Hatta velâyetimden azledildiğimi zannetmiştim.”[7]


Kendisini ziyaret eden bir diğer sûfî şahsiyet Ebû Saîd Ebü'l-Hayr idi. Harakânî ile aralarında değişik ilmî alanlara dair görüşme ve konuşmaların gerçekleştiğini söyleyen Ebû Saîd¸ yanından ayrılacağı zaman da şeyhin kendisine; “Veliahdım olmaya seni seçtim.” dediğini beyan etmektedir.[8] Ebû Saîd'in müridi Hasan b. Müeddeb de¸ şeyhinin¸ Harakânî'nin huzurundaki duruşunu şu şekilde açıklamaktadır:


“Ebû Saîd¸ Harakânî'nin huzuruna varınca¸ hiç konuşmaz¸ sadece onu dinler ve sorularını cevaplandırırdı. Ebu Saîd'e; ‘Efendi¸ Harakânî'nin huzurunda neden sessiz kalıp susuyorsunuz?' dediklerinde ise ‘Bir hususta iki tercümana gerek yok.' diye cevap vermişti.”[9]


Attâr da İbn Sînâ'nın¸ devrin şathiyeleriyle ünlü sûfîsi Ebü'l-Hasan el-Harakânî ile görüştüğünü kaydeder. İbn Sîn⸠Harakânî'nin evine vardığında şeyhi evde bulamaz. Şeyhin nerede olduğunu eşinden sorunca¸ karısı; “O sahtekâr ve zındığı ne yapacaksın?” gibi şeyh hakkında uygunsuz sözler söyler. Bir süre şeyhi bekleyen İbn Sîn⸠sonunda şeyhin yükünü bir aslana taşıtarak geldiğini görür ve ona; “Efendim¸ bu ne hâl?” diye sorar. Şeyh de; “İşte böyle¸ biz o kurdun (karısı) yükünü çekemezsek¸ aslan bizim yükümüzü bu şekilde çeker.” diye cevap verir.[10]


Sûfî ‘Yok Olan' Kimsedir


Kendisine gerçek anlamda sûfînin kim olduğu sorulduğunda Harakânî (k.s.) şu şekilde cevap vermiştir: “Kişi¸ yamalı elbise ve seccâde ile sûfî olmaz. Sûfî belli kurallar ve âdetlerle de sûfî olmaz. Sûfî ‘yok olan' kimsedir.”[11] Bu sözü ile Harekânî¸ müntesiblerini fenâ bilincine ermeye¸ kendi nefsinden fânî¸ Hakk'ın varlığı ile bâkî olmaya davet etmektedir. Bir başka tesbitlerinde de bu yaklaşımını perçinlemektedir. Sûfînin gündüz güneşe¸ gece de ay ve yıldızlara ihtiyacının olmayacağını¸ varlık kisvesine ihtiyaç duymayan bir kimlik olduğunu beyan etmektedir.[12] Dervişliği takv⸠cömertlik ve insanlara karşı müstağnî davranmak olarak tarif eden¸ Harakânî¸[13] vesvesenin de üç kaynağı bulunduğundan bahseder: “Göz¸ kulak ve lokma. Kişi gözle kalbi meşgul etmemesi gereken şeyi görür¸ kulakla kalbi meşgul etmemesi gereken şeyi duyar ve haram lokma ile de kalbi kirletir. İşte bu üç etkenle vesvese ortaya çıkar.”[14]


Harakânî¸ tevbe¸ teslimiyet¸ rız⸠sabır¸ şükür ve ihlâsı tarikatın binâsı;[15] ilmi¸ hilmi¸ zühdü¸ takvayı¸ kanaati ve yakîni tarikatın altı hükmü;[16] ihsanı¸ zikri¸ istek ve arzuları terk etmeyi¸ dünyayı terki¸ havf ve şevki tarikatın altı gereği;[17] gayreti¸ ayıpları örtmeyi¸ özür dilemeyi ve sükûtu dervişlerin dört derecesi;[18] güneş gibi şefkatli olmayı¸ deniz gibi cömert olmayı¸ yeryüzü gibi tevazu sahibi olmayı fakrın üç nişanesi;[19] iyilik istemeyi¸ Allah (c.c.)'ın rızasını¸ ayıpları örtmeyi¸ hırka giyinmeyi¸ sabrı¸ şükrü ve kanaati dervişliğin yedi mertebesi[20] olarak dile getirmiştir.


Seyr ü Sülûk risâlesinde tavsiye ve telkinleri ile müntesiblerine kemâle ermenin yollarını öğreten Harakânî¸ şu öğütleri ile eserine son vermektedir:


“Hak yolunda yürümek isteyen kimsenin şu dört gurubun sözlerini dinlemesi gerekir: Âlimler¸ muttakîler¸ evliy⸠yol gösteren mürşidler. Geçen ömür geri gelmez. Ey dost¸ doğru yola ermek istersen¸ yol gösterici mürşidden iste. Çükü bu hususta yol yordam bilmek fayda verir.”[21]


Makalemi¸ onun şu hikmetli sözleri ile tamamlamak istiyorum:


* Sen Allah (c.c.)'ı zikreden biriyken sana Allah (c.c.)'tan başkasını hatırlatan kişiyle asla dostluk yapma.


* Hep sevindirici şeyler arama. Bazen seni üzecek şeylere yönel. Ağla¸ gözyaşların aksın. Çünkü Allah (c.c.) gözyaşı akıtanları çok sever.


* Bir insanın¸ vesîle edinerek Allah (c.c.)'ı bulmaya çalıştığı işlerin en güzeli Kur'ân-ı Kerim'dir. Allah (c.c.)'ı Kur'ân-ı Kerim ile arayın.[22]


 






[1] Molla Câmî¸ Nefahâtü'l-Ünş s. 444.



[2] Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 65.



[3] Süleyman Uluda𸠓Harakân DİA¸ c. XVI¸ s. 93.



[4] Molla Câmî¸ Nefahâtü'l-Ünş s. 431.



[5] Süleyman Uluda𸠓Harakân DİA¸ c. XVI¸ s. 94.



[6] Hucvirî¸ Keşfü'l-Mahcûb¸ s. 193.



[7] Aynı eser¸ s. 194.



[8] Hucvirî¸ Keşfu'l-Mahcûb¸ s. 194.



[9] Aynı yer.



[10] Ferîdüddîn-i Attâr¸ Tezkiretü'l-Evliy⸠s. 676.



[11] Molla Câmî¸ Nefahâtü'l-Ünş s. 444.



[12] Aynı yer.



[13] Harakânî¸ Nûru'l-Ulûm¸ s. 33.



[14] Harakânî¸ Nûru'l-Ulûm¸ s. 35.



[15] Harakânî¸ Risâle der Tarîk-ı Edhemiyye ve Külâh-ı Çâr-Terk¸ s. 46.



[16] Harakânî¸ Risâle der Tarîk-ı Edhemiyye¸ s. 46.



[17] Aynı eser¸ s. 47.



[18] Aynı eser¸ s. 47.



[19] Aynı eser¸ s. 47.



[20] Aynı eser¸ s. 48.



[21] Harakânî¸ Risâle der Tarîk-ı Edhemiyye¸ s. 50.



[22] Nakşbendî¸ Altın Silsile¸ s. 120.

Sayfayı Paylaş