HAYATIM HİKÂYE

Somuncu Baba

Soğuk bir kış günüydü. Kazakistan’ın Türkistan şehrinde birlikte görev yaptığımız bir arkadaşla¸ Bakü’den Çimkent’e üniversite kütüphanesi için uçakla kitap götürüyorduk. Uçağımızın Çimkent’e inme vakti geldiği zaman¸ saat 23.05’i gösteriyordu.

─ Hava alanında buzlanma olduğu için uçak Çimkent yerine Taşkent’e inecektir¸ diye anons yapıldı.

Bu anons¸ uçakta kimseyi memnun etmedi. Yolcular homurdanmaya başladı. Gerçi Taşkent¸ Çimkent’e yakın bir yerdi. İki kentin arası¸ 120 km idi. Fakat gecenin bu saati

NİYET BOZULUNCA


 


Soğuk bir kış günüydü. Kazakistan’ın Türkistan şehrinde birlikte görev yaptığımız bir arkadaşla¸ Bakü’den Çimkent’e üniversite kütüphanesi için uçakla kitap götürüyorduk. Uçağımızın Çimkent’e inme vakti geldiği zaman¸ saat 23.05’i gösteriyordu.


Hava alanında buzlanma olduğu için uçak Çimkent yerine Taşkent’e inecektir¸ diye anons yapıldı.


Bu anons¸ uçakta kimseyi memnun etmedi. Yolcular homurdanmaya başladı. Gerçi Taşkent¸ Çimkent’e yakın bir yerdi. İki kentin arası¸ 120 km idi. Fakat gecenin bu saatinde hesapta olmayan bu zorunlu değişiklik sıkıntı oluşturacaktı. İnsanları memnun etmeyen buydu ama elden ne gelirdi.


Uçak kısa bir süre sonra Taşkent’e indi. Uçaktaki yolcular itiraz ediyor¸ uçaktan inmek istemiyorlardı. Bir süre burada bekleyip uçakla Çimkent’e gitmeyi istiyorlardı.


Derken bir görevli kapıdan tatlı Azericesiyle:


Efendiler¸ sohbetleşmeyin¸ düşün aşağı¸ deyince bütün yolcular çaresiz aşağıya indi.


Bu zorunlu değişiklik diğer yolcuların olduğu gibi bizim de hesabımızı bozdu. Çimkent’te misafir olacağımız yer hazırdı. Onlar bizim geleceğimizden haberdardı ve bizi bekliyorlardı. Özbekistan’a gelmiştik ama yanımızda Özbekistan parası yoktu. Gecenin bu saatinde doları da bozduramazdık.


Havaalanından çıkışta bir taksiciyle anlaştık. Taksici bizi gideceğimiz yere Kazakistan parası Tenge karşılığı götürecekti. Tenge ile Özbekistan parası arasındaki çapraz kuru da net bilmiyorduk. Taksiyle 120 Tenge’ye Taşkent’teki bir liseye kadar gidecektik. Bu fiyat Kazakistan’a göre epey yüksekti ama yapacak başka bir şey yoktu.


Kolileri taksiye yerleştirip yola çıktık.


Giderken polis¸ taksicinin bir hatasını tespit etti ve durdurdu.


Şoför¸ polislerin yanından döndüğünde oldukça sinirliydi.


Ona yaklaşık 100 Tenge ceza yazmışlardı.


Taksiciye polisin niye ceza yazdığını sorduk ama o hatasını bir türlü söylemiyordu.


Liseye vardık ve kitapları oraya indirdik.


Oradaki arkadaşlar¸ zorunlu gelişimizin macerasını dinledikten sonra taksiciye ne kadar verdiğimi sordular.


120 Tenge verdik çünkü yanımızda Sum yoktu¸ dedik.


Arkadaşlar:


Adam sizi çarpmış. 20 Tenge’ye getiriyorlar oradan¸ dediler.


Biz:


Adam bizi çarptı belki ama onu da polis çarptı¸ diyerek yoldaki olayı anlattık.


Arkadaşlara bu sözleri söylerken içimden: “Allah’ım ne kadar âdilsin¸ ne kadar hızlısın…” diyordum.


 


EMİN OLMAK


 


Kardeş ülkelerdeki üniversitelerden birinde ders veriyordum. Hani derler ya; kahve bahane. O hesaptan¸ derslerin yanı sıra öğrencilere dinî hakikatleri de anlatmak için gayret ediyordum. Öğrencilerin dikkat kesilip dinlemeleri beni daha bir aşka şevke getiriyordu.


Birbirinden güzel örnekler bulmaya çalışıyor¸ öğrencilerin anlamalarını daha bir kolaylaştırmak istiyordum.


Yine bir gün dersin sonunda konular bitince Allah’tan bahsediyordum.


Arkada oturan öğrencilerden birisi:


Hocam bir soru sorabilir miyim¸ dedi.


Ben:


Tabii sorabilirsin¸ dedim.


Öğrencim:


Siz hiç Allah’ın varlığından şüphe etmiyor musunuz¸ diye sordu.


Beklemediğim bir soru ile karşılaşmıştım¸ ama hiç beklemeden en uygun cevabı bulmakta gecikmedim:


Kendimin var olduğundan ne kadar eminsem¸ Allah’ın var olduğundan da o kadar eminim.


 


DUANIN GÜCÜ


 


Akşam saatleriydi. Derbent’te sokaklar sakin; hatta boştu.


Öğrencilerimizin kaldığı yurttan çıkmış¸ kucağımdaki bir buçuk yaşındaki kızımla¸ karanlık ve boş sokaklarda yürüyerek arkadaşlarımın kaldığı bir eve gidiyordum.


Sokakta köpek sesleri duyuluyordu. Gerçi hiç eksik olmazdı. Birbirlerini kovalar dururdu sokaklardaki köpekler.


Yolda giderken köpekler çevremi bir anda sarıverdi. Yaklaşık on tane köpek.


Dairenin tam ortasındaydım. Kucağımda minik kızım Afra Aybike…


Çevremi saran on köpek ve hepsi dişlerini göstere göstere havlıyordu.


Mücadele ve müdahale edecek durumum yoktu.


Sokakta yardım isteyeceğim kimse de yoktu. Sokaklar boş ve karanlıktı. Çaresizdim. Bütün şartlar sükût etmişti.


Köpeklere hiçbir müdahalede bulunmadan Kur’an-ı Kerim’den ilgili durumda okunmasında fayda olduğu söylenen “Sağır¸ dilsiz ve kördürler onlar. Onun için hakka dönemezler.” (2/Bakara¸ 18) mealindeki ayeti okudum.


O durumda başka yapacak ne vardı ki… Şartlar buydu. Tek yardımcı vardı ve O’na sığındım.


Kızım korkup ağlamaya başlamıştı. Korkan kızıma sımsıkı sarıldım. Kalbime bastırdım onu.


Ayeti okuyup bitirdiğim anda köpekler susuverdi. Sadece bir tanesi¸ bir iki defa daha havladı ve sonra hepsi dağılıp gitti.


Rabbime şükrettim. Kalpten edilen duanın gücünü yakînen görmüştüm. Hem de çok hızlı bir şekilde. Kimsesizler Kimsesi’nin¸ her an zor durumda kalan kulunun yanında olduğunu görmüş¸ anlamıştım.

O¸ hep yanımızdaydı¸ fakat bizler zaman zaman O’ndan uzaklaşıyorduk. Oysa Allah¸ ne denli mücrim olsak da O’na sığındığımızda bizlere yardım etmekten geri kalmıyordu. Derbent sokaklarında yaşadığım bu olayı hiç unutamadım.

Sayfayı Paylaş