BATI'NIN OSMANLI HAYRANLIĞI

Somuncu Baba

"15. yüzyıldan başlayarak Avrupa'da Türk müziğine¸ tekstiline¸ halılarına¸ yaşam tarzına gösterilen ilgi giderek büyümüştür. O yüzyılların en önemli medyası¸ sahnelenen opera¸ tiyatro ve bale eserleriydi. Türkler üzerine yapılan eserler sayesinde her gece tiyatroları dolduran seyirciler¸ sahnede Türk giyim-kuşamını¸ davranışlarını¸ yaşayışını ve saray yaşamını canlı bir biçimde görebiliyordu."

Osmanlı¸ her anlamda altın çağını yaşadığı zirve devrinde¸ Batı'ya sadece askerî ve siyasî sahada galebe çalmakla yetinmemiş¸ kültür ve medeniyet sahasında da üstünlüğünü tasdik ettirmiştir. Devlet-i Âli¸ kendi değerleri¸ dinamikleri¸ hayat tarzı ve dünya görüşü ile hâkim bir kültür ve medeniyetin temsilcisi sıfatıyla Avrupalıların karşısında boy gösterip varlığını benimsetmiştir. Her şeye doymuşluk ve müreffehliğin hâsıl ettiği gücün¸ kendiyle barışık bulunmanın¸ kuvvet ve kabiliyetine güven duymanın dışa aksettirdiği heybet ve haysiyetin yansıması olarak Batı âlemi'nde yaygın bir "Osmanlılaşma" akımının kök salmasına¸ özenti ve hayranlığına yol açmıştır. 


 


Batı'da Osmanlılaşma Akımı


Bahis konusu Osmanlılaşma akımı Avrupa'da sanattan mimariye¸ müzikten edebiyata¸ giyimden yemeğe kadar oldukça geniş ve rengin bir yelpazede varlığını hissettirmiş ve büyük halk kitleleri¸ sanat ve sosyete çevreleri¸ aydın ve devlet kesiminde hatırı sayılır mikyasta taraftar toplamıştır. Öyle ki¸ zamanla bütün Avrupa'da¸ Osmanlı'nın hayatı; kendine has üslubu ve rengiyle yaşama ve biçimlendirme tarzı; "Osmanlı Modası" adıyla umumileşmiş ve hatta evlerinde "Osmanlı Köşesi" bulundurmayan sosyete mensupları ayıplanır hâle gelmiştir.[1] Bu yüzden¸ ünlü Fransız oyun yazarı Molière (Jean-Baptiste Poquelin)¸ 1670 yılında kaleme aldığı "Kibarlık Budalası" isimli oyununda¸ Paris başta olmak üzere Fransa'nın değişen çehresini eleştirmiş; kültürü¸ yaşantısı¸ konuşması¸ insanî ve sosyal münasebetleri ile Osmanlılara benzemeye çalışan "Türk-perestleri" hicvetmiştir.[2] 18. yüzyıl Avrupa'sında¸ sırf Türklere özenmek için sarık sarıp¸ cübbe giyen¸ Türk usulü düğün yapan¸ şatolarda Türk halıları¸ Türk lâlesi¸ Türk içeceği kahve bulundurmayı âdet edinen soylular ile saraylılara sıkça rastlanıyordu. Fransız elçisi Herbette o dönemden bahsederken; "Paris âdeta İstanbul mahallelerinden biri hâline geldi." demekten kendini alamamıştır.[3]


Osmanlı'yı¸ Batı'ya tanıtan ilk resimli kitap olan "Sanctac Peregrinatones"ın¸ İtalyan Bernard von Breydenbach tarafından 1486'da neşredilmesiyle beraber Avrupa'da¸ Osmanlı kıyafetlerinin fevkalâde ilgi topladığını ve moda hâlinde rağbet gördüğünü kaynaklar belirtmektedir. 1510 yılında¸ VIII. Henry'ye itimadını arz etmeye gelen Essex Dükü ise¸ kralın pazar ayinine bir Osmanlı gibi giyinerek iştirak etmişti. Fransa Kralı II. Henry devrinde de¸ ülkeyi saran "bronle de malte dansı"¸ Osmanlı giysileriyle icra edilmiş ve bu dansı yapabilmek için Batılı zenginler Osmanlı ülkesinden kıyafetler getirtmişlerdir.[4] Özellikle 1721'de Yirmisekiz Mehmed Çelebi'nin Paris'e elçi olarak gönderilmesi Türk modasının daha da güçlenmesini sağlamıştır. Gerek Mehmed Efendi'nin¸ gerekse onu 20 yıl sonra 1742'de aynı vazifeyle giden oğlu Said Efendi'nin¸ götürdükleri hediyeler¸ giydikleri kıyafetler ve sergiledikleri davranışlar büyük ilgi uyandırmış ve Fransızların Türkleri daha yakından tanımasını sağlamıştır. Edebiyat¸ resim¸ sahne sanatları ve dekorasyon gibi alanlarda Türk temaları yaygınlaşmış¸ bilhassa Türk karakterlerinin yer aldığı romanlar¸ bale ve operalar sıklıkla görülmeye başlanmıştır. Balolarda Türk kıyafeti giymek¸ Türk kıyafetiyle portre yaptırmak dönemin yaygın modaları hâline gelmiştir. İşte 18. yüzyılda Fransa'da başlayan ve öteki Avrupa merkezlerine de yayılan bu Türk modasına "Turquerie" denmiştir.[5]


1700'lerin Fransa'sında Türk elbiseleri giyerek portre yaptırmak moda olmuştur. Mesela¸ Fransız sarayı soylularından Madame de Pompadur ve Madame de Burry dönemin ünlü ressamı Carle Van Loo'ya Türk elbiseli portrelerini sipariş etmişlerdir. Van Loo'nun kendisi de Türk kıyafetiyle dolaşmıştır. Avrupa'da Osmanlı furyası¸ İngiliz Kraliyet Sarayı'nda da kendisini güçlü bir şekilde göstermiştir. Kraliçe Charlotte¸ 1764'te ressam Johann Zoffany'e yaptırdığı resimde oğlu Wales Prensi George'a Roma kıyafeti giydirirken¸ ilerde York Dükü olacak diğer oğlu Frederick'i ise¸ Osmanlı Şehzadesinin kıyafetiyle kuşatmıştır. Bu tablo hâlen Buckingham Sarayı'nda sergilenmektedir.


 


Sanattan Müziğe Osmanlı Rüzgârı


Dönemin ünlü rokoko ressamları J.H. Fragonard¸ S. Watteau¸ J. M. Nattier¸ N. Lancret¸ M. Q. Latour Türk figürleri çizmişler¸ modellerine Türk elbiseleri giydirerek pek çok portre yapmışlardır. Avrupa resminde "Turquerie" akımının yayılmasında önemli rolü olan bir başka ressam da J.E. Liotard'dır. Turquerie'den oryantalizme geçişi simgeleyen İsviçreli ressam¸ 1738-1742 yılları arasında İstanbul'da kalıp Türkçe öğrenmiş¸ Türk kıyafetleri giymiş ve Türkiye'de yaptığı portrelerle ve Türk hayatını gerçekçi bir şekilde resmetmesiyle tanınmıştır. Avrupa'da "peintre turc" (Türk ressam) adıyla tanınan Liotard¸ Türkiye'den dönünce birçok Avrupa saraylısının da Türk kıyafeti ile portresini yapmıştır. Kontes Mary ve Maria Adalaide'yi Türk kıyafeti içinde resmettiği tablolar meşhurdur. Kısacası¸ 18. yüzyılda soyluların Türk kıyafetiyle tablolarını yaptırmaları vazgeçilmez bir âdet hâline gelmiştir. O dönemlerde Avrupa'da yapılan düğünlerde bile¸ Osmanlı izlerini görmek mümkündür. 1719'da Avusturya sarayından Maria Josepha ile evlenen Saksonya Prensi Friedrich August¸ düğünü için aynı boyda güçlü 315 kişiyi vazifelendirmiştir. Bu gençler ‘moustache a la Turque' yani Türk bıyığı bırakmış ve düğünde yeniçeri kıyafeti giyip¸ mehter eşliğinde yürümüşlerdir. Ayrıca yemekler¸ hilâl şeklindeki masada yine Osmanlı kıyafetindeki hizmetliler tarafından servis edilmiştir. Osmanlı elçisinin de davetli olduğu düğünde gelin Dresden yakınlarında yine Türk eserleriyle süslenmiş bir gemiden alınmıştır.[6]


Ticarî-kültürel alışverişe verilebilecek en güzel misaller biri de "Türk halıları"dır. Osmanlı'nın saray envanterleri¸ 14. yüzyıldan başlayarak Batı Anadolu halılarının Fransa'ya bir lüks eşya olarak ithal edildiğini göstermektedir. Osmanlı halılarının ne ölçüde yaygınlaştığını görmek için Hans Holbein¸ Lorenzo Lotto¸ Bernardino Pinturicchio¸ Sebastiano del Piombo gibi 16. yüzyıl ressamlarının tablolarına bakmak yeterlidir. Alman¸ İtalyan ve Hollandalı usta ressamlar¸ desen ve renklerinin tesirinde kaldıkları Türk halılarını tablolarında sıklıkla kullanmışlardır. Hatta bu tablolarda resmedilen desenler¸ Osmanlı halılarının Holbein¸ Memling veya Lotto halısı diye sınıflandırılmasına yol açmıştır. Mesela¸ Pinturicchio'nun Siena'da katedral kitaplığına yaptığı freskolarda görünen halılar Holbein III diye sınıflandırılmıştır.[7]


Öte yandan Mozart¸ Haydn ve Beethoven gibi klasik Batı müziğinin büyük bestecilerinin de aralarında bulunduğu dünyaca ünlü pek çok sanatçı¸ "Mehter"in harikulâde ritimlerine ve ezgilerine eserlerinde yer vermişlerdir. Ünlü 9. Senfoninin son bölümlerinde ve Türk Marşı'nda kullanılan enstrümanlar ve ezginin¸ Mehterin orijinal bir savaş marşından uyarlandığı bilinmektedir. C. S. Fvart Soliman¸ "II ou Les Trois Sultanes" adlı komedisinde Kanuni ve Hürrem Sultan'ın muhabbetlerini ele almıştır. Rameau'nun ilk olarak 1735'te sahnelenen "Les Indes Galantes" adlı operasının¸ birinci perdesinde de ("Le Turc généreux"-Gönlü Yüce Türk) Türk teması işlenmiştir. Daha ilginci¸ İngilizlerin dünyaca meşhur şair ve tiyatro yazarı William Shakespeare¸ Osmanlı Şairi Fuzulî'den fazlaca etkilenmiş ve bazı şiirlerinde ondan alıntılar yapmıştır. Sahne sanatlarında Türk karakterleri ve mehter melodileri¸ Mozart'ın ünlü "Die Entführung aus dem Serail" (Saraydan Kız Kaçırma) operasıyla daha da yayılacaktır. Mozart'ın ayrıca "Rondo alla Turca" ve "Menuett alla Turca" besteleri ve "Gran Partita" sonatı Turquerie akımının örnekleridir. Mozart'ın dışında Beethoven "Marcia alla Turca" adlı bestesinde¸ Rossini ise ‘II Turco in Italia" adlı operasında Türk temasını ve melodilerini kullanmıştır.[8]


Metin And'ın şu tespitleri buraya kadar ifade ettiğimiz bilgileri doğrular ve destekler mahiyettedir: "15. yüzyıldan başlayarak Avrupa'da Türk müziğine¸ tekstiline¸ halılarına¸ yaşam tarzına gösterilen ilgi giderek büyümüştür. O yüzyılların en önemli medyası¸ sahnelenen opera¸ tiyatro ve bale eserleriydi. Türkler üzerine yapılan eserler sayesinde her gece tiyatroları dolduran seyirciler¸ sahnede Türk giyim-kuşamını¸ davranışlarını¸ yaşayışını ve saray yaşamını canlı bir biçimde görebiliyordu. Mozart'ın ünlü ‘Saraydan Kız Kaçırma' ve Topkapı Sarayı'nda geçen ‘Zaide' operaları; yine Mozart'ın Topkapı Sarayı'nda geçen ve kahramanı Kanuni Sultan Süleyman olan ‘Saray Kıskançlıkları' adlı balesi; Rossini'nin dört operası önemli örneklerdir. Avrupa başkentlerinde halkın Türk giyim-kuşamını ve müziğini tanıması için güzel fırsatlardan biri de yeni atanan Türk elçisinin görkemli bir alayla Mehter müziği eşliğinde kente girişi ya da kralın sarayına kabulüydü. Bu görkemli alay¸ halkın üzerinde kolay kolay silinmeyen izler bırakıyordu."[9]


And'ın da temas ettiği gibi Osmanlı elçi heyetinin ziyaretleri Avrupa'da hep büyük alâka uyandırmıştır. 1665 yılında Viyana'ya gönderilen (aralarında Evliya Çelebi'nin de yer aldığı sanılan) Kara Mehmet Ağa'nın elçilik heyetindeki Mehter takımının Viyana'da yaptığı gösteriler¸ bu müziğin Avrupa'da tanınmasını sağlamış ve müzik sahasında derin tesirler (Mozart'ın besteleri gibi) bırakmıştır. Dönemin ünlü oyun yazarı Molière¸ "Le Bourgeois Gentilhomme" adlı oyununa Türk töreni eklemiş; 1702'de sahnelenen bu temsilde Türk kıyafetinde oyuncular yer almıştır. André Campra da¸ "L'Europe Galante" adlı opera-balesinde bir perdeyi Türklere ayırmıştır.[10]


1669'da XIV. Louis'ye gönderilen Osmanlı elçisi Süleyman Ağa'nın ziyareti daha fazla ilgi uyandırmış; Süleyman Ağa aynı zamanda Paris'te kahve içme âdetine örnek olmuş¸ bu yeni âdet soylular arasında moda olmuştur. Fransa'ya yerleşen Rum ve Ermeniler¸ Osmanlıların kahve pişirme ve kahvehane adabını Fransızlara öğretmiştir. Pascal adında bir Ermeni'nin de Paris'te ilk kahveci dükkânını açtığı bilinmektedir. 1615 dolaylarında kahvenin Venedik'e ulaştığı ve ilk kahvehanenin 1630'da burada açıldığı rivayet edilmektedir. Avusturya ise Osmanlı ile yaptığı harplerde esir düşenlerden "Türkentrank"¸ yani Türk içeceği dedikleri bu "sıcak siyah suyu" duymuştur. Bu esirler arasından serbest bırakılan askerî tarihçi Graf Luigi Ferdinando Marsigli (1658-1730) "Bevanda Asiatica" adında kurduğu bir şirketle kahve ticaretine girecektir. Diğer taraftan¸ Paris'te entelektüel kesimin uğrak yeri olan kahvehaneler¸ Londra'da da yükselen burjuvaziye hitap etme özelliği kazanmıştır. Kahvehane¸ 18. yüzyılda Avrupa şehirlerinde sosyal hayatın vazgeçilmez bir parçası olacaktır.[11]


 


 






[1] Mehmed Niyazi¸ Medeniyet Ülkesini Arıyor¸ İstanbul 1991¸ s.51.



[2] Bkz. Molière¸ Kibarlık Budalası¸ Çev: Sonat Kaya¸ İstanbul¸ 2005¸ Bordo Siyah Yay.



[3] İnalcık ve Günsel Renda¸ Osmanlı Uygarlığı¸ C.2¸ İstanbul¸ 2003¸ Kültür Bakanlığı Yay.¸ s. 1052.



[4] Türklerde İnsani Değerler ve İnsan Hakları¸ 2.Kitap¸ İstanbul 1992¸ Türk Kültürüne Hizmet Vakfı¸ s.31.



[5] İnalcık¸ Renda¸ age¸ aynı yerler; Özlem Kumrular¸ "Köpekler ve Domuzlar Savaşında Kanuni'nin Batı Siyasetinin Bir İzdüşümü Olarak Türk İmajı." Dünyada Türk İmgesi¸ İstanbul¸ 2005¸ Kitap Yay.¸ s. 7¸ 118; Ahmet Hazar¸ "17-18. yy Avrupa Kültür ve Sanatında Osmanlı Tesirleri"¸ Sızıntı Dergisi¸ Aralık 2006¸ Sayı: 335.



[6] İnalcık¸ Renda¸ age¸ s.1112-1113; "Turquerie¸ Turkomanie¸ "alla turca"-Die Türkenmoden Europas."; M. Ali Eren¸ "Türkler'in Zamanı"¸ Aksiyon Dergisi¸ 16-22 Kasım 1996 Sayısı¸ s.37; Hazar¸ agm.



[7] İnalcık¸ Renda¸ age¸ s.1054¸ 1097; Hazar¸ agm.



[8] Fatih Aygün¸ "Osmanlı Hakkında Bunları Biliyor musunuz?"¸ Konya Osmanlı Özel¸ Mart-Nisan 1999¸ Sayı: 24.



[9] Metin And¸ "Avrupa'da Türk Modası"¸ Skylife Dergisi¸ Eylül 2002¸ Sayı: 230¸ s.118-119.



[10] İnalcık¸ Renda¸ age¸ s.1103-1104; Hazar¸ agm.



[11] Tom Fürstner¸ "Tulpe und Kaffee- Neues aus dem Orient"¸ Karlsruher Türkenbeute¸ Badisches Landesmuseum; www.turkenbeute.de; Hazar¸ agm.

Sayfayı Paylaş