"ASLA MAĞLUP OLMAYAN DAİMA EGEMEN VE GÜÇLÜ OLAN": EL-AZÎZ

Somuncu Baba

"Gerek mülkünde ve gerekse melekûtunda kendisine gâlip gelecek hiçbir güç yoktur. Bütün güçler O'nun kudreti karşısında izâfîdir¸ itibârîdir. O¸ kendisi mağlup edilemeyen fakat hep gâlip olandır. Bütün izzet¸ şeref ve onur O'nundur. Ancak O dilediğine izzet verir¸ dilediğini zelil eder."

Arapça'da  ‘ızz' kökünden sıfat olan "Azîz"; kudretli¸ şerefli¸ saygın¸ soylu¸ nâdir¸ az bulunan v.b. anlamlara gelir. Bu bağlamda Yüce Allah'ın güç ve kudretiyle ilgili en güzel isimlerinden olan el-Azîz; "Asla mağlup olmayan¸ aksine daima egemen ve güçlü olan¸ ortağı ve benzeri bulunmayan" tek varlık demektir. Çünkü gerek mülkünde ve gerekse melekûtunda kendisine gâlip gelecek hiçbir güç yoktur. Bütün güçler O'nun kudreti karşısında izâfîdir¸ itibârîdir. O¸ kendisi mağlup edilemeyen fakat hep gâlip olandır. Bütün izzet¸ şeref ve onur O'nundur. Ancak O dilediğine izzet verir¸ dilediğini zelil eder. Şu fânî âlemde¸ her izzet kırılabilir¸ ancak O'nun izzetinin sahasına tecavüz edilemez. O'na karşı gelmek isteyenler¸ sonunda mağlup¸ zelil ve hakir olurlar. O¸ dilediğini yapar. Alçaklığı¸ ahlaksızlığı¸ küfrün her çeşidini¸ zulüm¸ bozgunculuk¸ isyan ve nankörlük gibi kötü eylemleri asla sevmez. Cezalandıracağı ve intikam alacağı kimseleri hiçbir kudret O'ndan alamaz.


En güzel isimler arasında yer alan el-Azîz ismi¸ Kur'an-ı Kerîm'de doksan küsur âyette Yüce Allah'ı tavsif etmek için gelmiştir. Bu âyetlerde Allah'ın mutlak kudret ve üstünlüğü dile getirilir. Özellikle el-Azîz ismi¸ esmâ-i hüsnâdan on isimle terkip edilmiştir. El-Azîz isminin diğer isimlerle birlikte kullanıldığı bazı misaller şöyledir:


"Azîz Hakîm": Bu terkip Kur'an'da kırk yedi defa geçer.


“Ey Mûsâ! Gerçek şu ki¸ ben mutlak güç sahibi¸ hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım.”[1]


"De ki: “Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O¸ mutlak güç sahibi¸ hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır.”[2]


Bu ve benzeri pek çok âyette el-Azîz isminin el-Hakîm ismiyle birlikte geçmesi mânâ ve fonksiyon bakımından çok anlamlıdır. Eğer el-Hakîm isminin herhangi bir canlı varlığı zulüm yapmaktan men etmek¸ kontrol altında tutmak¸ kayıt altına almak¸ istediği şekilde yönlendirmek gibi mânâlara geldiği dikkate alınırsa; kahredilmeyen¸ kahreden mânâsına gelen el-Azîz ismiyle örtüştüğü görülür. Dolayısıyla Yüce Allah hikmetlerle dolu olan Azîz ve Hikmetli kitabıyla anlaşmazlıkları çözümler ve zâlimi zulmünden men eder.


"Azîz Alîm":  Bu iki isim birlikte Mekkî olan altı âyette yer alır.


"O¸ karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı¸ güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin¸ hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir)."[3]


Mutlak Galip


Olmuş olanı¸ olmakta olanı ve gelecekte olacak olan şeyleri tüm ayrıntısına varıncaya kadar bilen Rabbimiz¸ elbette el-Azîz isminin bir tecellisi olarak bildiği her şey üzerinde mutlak egemendir.  Onun için her mü'min¸ mülkünde kendisine gâlip gelecek bir başka varlık söz konusu olmayan Allah'ın el-Azîz ve el-Alîm isimleri karşısında asla özgüveni elden bırakmamalı¸ içini daima serin ve huzurlu kılmalıdır. Çünkü bu inanç ona da mânevî anlamda güç katacaktır.


"Kavî Azîz": Yedi âyette birlikte geçen Yüce Allah'ın "el-Kavî ve el-Azîz" isimleri O'nun sonsuz gücünü ve kudretini en açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Müslümanlar¸ O'nun yolunda yürürken önüne çıkan dünyevî engeller karşısında yılmamalı¸ Allah'ın güçlü ve kahredici hâkimiyeti karşısında tarihteki tevhîd erlerinin yaptığı gibi morallerini üstün tutmalıdırlar.


"(Helâk) emrimiz geldiğinde Sâlih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâkten ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir¸ hüküm ve hikmet sahibidir."[4]


"Azîz Zü'ntikâm": Dört âyette beraber geçen el-Azîz ve Zü'ntikam isimleri¸ Allah'ın gücü ve kudreti karşısında hiçbir fânî gücün duramayacağını gösterir. Bu isimler ancak¸ mü'minlerin imanlarını kuvvetlendirir ve kulluklarındaki sürekliliğe ivme kazandırır. Şu âyetlerde bu husus çok açıktır:


"Allah kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah mutlak güç sahibi¸ intikam sahibi değil midir?"[5]


 "Şüphesiz¸ Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak güç sahibidir¸ intikam sahibidir."[6]


"Azîz Gaffâr": Bu iki güzel isim¸ üç âyette birlikte zikredilir. Azîz¸ her yönüyle güçlü olan mânâsına geldiğine göre¸ asıl erdem¸ güçlü ve muktedir olanın bağışlamasıdır. Bu bağlamda¸ Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Gaffâr; affı çok olan¸ günahları tekrar tekrar bağışlayan¸ bütün günahları bir tek defada affeden¸ fakat defalarca günaha dönen mücrim insanı yine bağışlayan demektir. Kur'an'da el-Azîz ve el-Gaffâr isimleri şöyle kullanılır:


“O¸ göklerin¸ yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir¸ çok bağışlayandır.[7]


"Azîz Hamîd": Bu isimler de üç Mekkî âyette birlikte geçmiştir. Kullarına sayısız nimetleri ancak hazinesi engin olan âlemlerin Rabbi Allah verir. O¸ ilâhî rahmetini hiç esirgemez¸ sayısız ikram ve lütuflarda bulunur. Dolayısıyla Yüce Allah¸ övülmeye en lâyık olandır¸ yücelerin yücesidir. O¸ ilâhî zâtında her güzelliği¸ her üstünlüğü toplayıcı¸ her türlü hamd ve hürmete müstahaktır. Bu sebeple¸ mutlak güç sahibi olan Rabbimize ne kadar şükr etsek ve ne kadar hamd etsek yine de O'na karşı tam olarak ne şükrümüzü ve ne de hamdimizi yerine getirebiliriz.


Güçlü Olanın Nimetleri De Sonsuzdur


 "İyi bilin ki¸ o mutlak güç sahibidir¸ çok bağışlayandır."[8]


"Azîz Muktedir": Bilindiği gibi¸ her şeye egemen olan¸ aynı zamanda bütün alanlarda iktidar sahibidir. Cezaya müstehak olanları cezalandırmak istediği zaman hiçbir fânî O'nun ilâhî kudreti karşısında duramaz. Nitekim şu âyette Cenâb-ı Hakk'ın el-Azîz ve el-Muktedir isimlerinin işlevselliği çok açık ve net bir şekilde izah edilir:


 "Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık."[9]


"Azîz Vehhâb": el-Vehhâb¸ sebepsiz olarak kullarına bol bol in'amda ve karşılıksız hibede bulunan anlamına gelir. Bu anlamdaki gerçek hibe¸ ancak cömertliği nihayetsiz olan Allah'tan elde edilir. Çünkü güçlü olanın nimetleri de sonsuzdur. Bu maksatla¸ Rabbin verdiklerini O'nun uğruna vermekten sarfınazar eden kimseler şöyle kınanır:


"Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?"[10]


 Azîz¸ izzet ve şeref mânâsına da gelir. Bundan dolayı¸ Müslümanlar¸ üstünlüğü Allah'a kullukta ve Rasulünün sünnetine bağlılıkta aramalıdırlar. Bu hususa Kur'an'da şöyle işaret edilmektedir:


"Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki¸ şan ve şeref bütünüyle Allah'a aittir."[11]


"Asıl üstünlük¸ ancak Allah'ın¸ Peygamberinin ve mü'minlerindir."[12]


Görüldüğü gibi bu âyetlerde izzet ve şeref dünyevî makam ve mevkilerde değil¸ bizi âhirette kurtaracak olan iman ve salih amel bütünlüğündedir.  Bu ilâhî amacın dışında onur aramak bir onursuzluktur. Eğer bugün¸ bütün bir yeryüzünde Müslüman dünyanın onuru ve haysiyeti yara almışsa¸ bunun ilacı yeniden dinî referans sistemlerimiz olan Allah'ın kitabı ve Rasulünün sünnetine dönmekten geçer. Çünkü bu iki kaynak¸ bizi her türlü sapmalardan koruyacak ve asıl kıblemizi¸ yürüyeceğimiz istikameti tayin etmeye yarayacaktır. Gerçek Müslüman kimliğini temsil edenler¸ yeni bir bakış açısıyla yeryüzünde izzetli bir hayatı kurabilirler. Bu hayat sadece kendilerine onur kazandırmakla kalmaz¸ bütün bir varlığa saygının da yolunu açar.


Ne mutlu el-Azîz Olan'ın ilâhî ahlakıyla ahlaklanan ve bu şerefi modern zamanlara taşıyarak  merhametin¸ şefkatin ve onurlu yaşamanın dili ve soluğu olabilen irfan erlerine!..


 


 






[1] 27/Neml¸ 9.



[2] 34/Sebe'¸ 27.



[3] 6/En'âm¸ 96.



[4] 11/Hûd¸ 66.



[5] 39/Zümer¸ 37.



[6] 3/Âl-i İmrân¸ 4.



[7] 38/Sâd¸ 66.



[8] 39/Zümer¸ 5.



[9] 54/Kamer¸ 42.



[10] 38/Sâd¸ 9.



[11] 35/Fâtır¸ 10.



[12] 63/Münâfikûn¸ 8.

Sayfayı Paylaş