AĞLAMAK

Somuncu Baba

“Peygamber Efendimiz
(s.a.v.) oğlu İbrahim'in
vefatında ağlamış
ve bunu garipseyen
sahabeye: “Kalp
hüzünlenir¸ göz ağlar.”
buyurmuşlardır.
Demek ki ağlamanın
doğal olduğu ve
dinen yasak olmadığı
anlaşılmaktadır. Sadece
dinimiz; ağıt yakarak¸
üst-baş yırtarak ve
isyan ederek ağlamayı
yasaklamıştır.”

Toplum olarak yufka yürekli bir millet olduğumuzdan mı¸ nerde bir ağlayan görsek¸ hemen onu teskin etmeye çalışırız. Ağlamayı âcizlik ve zayıflık olarak görür ‘Ağlamayı bırak ayıp oluyor¸ sana yakışmıyor.' gibi cümleler kurarak teskin etmeye çalışırız. Oysa ağlayarak dünyaya gelen insanoğlu tıpkı bebeklikte olduğu gibi ihtiyaçlarının ve sıkıntılarının giderilmesi için kurduğu bir iletişim şeklidir.


Ağlamak; duygu yoğunluğunun beden diliyle ifade edilen bir şekli olmakla beraber bir rahatlama ve bir tepki ifadesidir de…


İki damla gözyaşının insanı rahatlattığı bir gerçektir. Ağlamak insanın en zor zamanlarındaki en iyi arkadaşı¸ en iyi sırdaş ve en iyi yoldaşıdır.


İki damla gözyaşı¸ cümlelerle anlatılmayan ve sayfalara yazılamayan duyguların ifadesidir. Anlatamadığımız birçok şeyi iki damla gözyaşı ile anlatılıveririz.


Ağlamak; kişinin karşısındaki ile sessiz ve duygusal olarak iletişim kurması demektir. Ağlamak empati adına kendini başkasının yerine koyma ve karşıdaki kişinin acılarını paylaşması demektir.


Ağlamak; sözel iletişimle anlatılamayan duygu yoğunluklarının iki damla gözyaşıyla duygusal olarak anlatılması demektir.


Ağlanması gereken yerde ağlanılması kişinin benliğin parçalanmasını önlemektedir. Düşünün bir yerde yapayalnızsınız ve çok korkmuşunuzdur. Yapabileceğiniz tek şey ağlayabilmektir. Bu¸ bir kaybolma¸ terk edilme¸ korkunç bir yaratıkla burun buruna gelme¸ bir deprem¸ bir kaza olabilir. Bizim bu durumda yapabileceğimiz tek şey ağlayabilmemizdir. Vücudumuzun katatonik (donup kalma) hâle geçmemesi için ağlamamız gerekir. Ani şoklarda ya donup kalacaksınız ya da oturup ağlayacaksınız. Üçüncü bir şık yoktur.  Üçüncü şıkta ya benliğini kaybetme ya da kriz geçirme vardır.


İnsanlar yine bir yakınını veya değerli bir malını kaybettiği zamanlar da ağlar. Bunun yanında korktuğunda¸ âciz kaldığında¸ heyecanlandığında¸ duygulandığında¸ ani tepkilere ve haksızlığa maruz kaldığında da ağlar.


Ağlanması gereken yerlerde ağlamak insan vücudunun fizyolojik dengesini koruduğu gibi strese bağlı psikolojik hastalıklara karşı da korur.


Ağlamak¸ insanı strese bağlı psikolojik bir hastalık olan psikosomatik bozukluklar dediğimiz (migren¸ damar hastalığı¸ hipertansiyon¸ mide ülseri¸ sinirsel kusma¸ sinirsel kabızlık¸ baş ağrıları¸ diyabet¸ anoreksiya ve bulimiya nevrozu¸ aşırı şişmanlık¸ egzama türü deri hastalıkları¸ âdet düzensizlikleri¸ kabızlık¸ alejiler¸ kas ağrıları ve bazı kanser türleri gibi) ruhsal faktörlerin önemli rol oynadığı bedensel rahatsızlıklardan korumaktadır.


 Yine bunun yanında sıkıntıları içe atmayıp ağlanması gereken yer ve zamanda ağlamak insanı; dolaşım ve kalp rahatsızlıklarından¸ saldırganlık ve öfke nöbetlerinden¸ depresyon¸ sinir ve kasların gevşetilmesinden ve uyuşturucuya sığınmaktan korur.


İlk çocuğunu 5 yaşında¸ ikinci çocuğunu 7 yaşlarında¸ üçüncü çocuğunu da 25 yaşında torununa hamile iken kaybeden bir anne şöyle anlatıyor: “Büyük kızım torunuma hamile iken ciğerlerine su toplamasına bağlı olarak vefat edip cenazesi İstanbul'dan köye getirildiğinde tüm köylü başsağlığına geldi. Başsağlığına gelen herkes gibi köyün ileri gelenleri dahi bu duygu yoğunluğunun içinde konuşamadılar. Onlar aslında bana bir şeyler anlatmak istiyorlar; fakat duygu yoğunluğundan anlatacaklarını anlatamıyorlardı. Onların ve benim döktüğüm iki damla gözyaşı her şeyi anlatmaya yetiyordu.”


Yine aynı anne 33 yaşındaki eşini kalp krizi sonucu kaybeden kadının acısını dindirilmesi için hastanede iğne yaptırılmasını isteyenlere: “Hayır¸ bırakın ağlasın; şimdi ağlamasa ileride daha çok ağlar.” diyerek sıkıntıların bastırılmamasını ya da ertelenmemesi gerektiğini vurgulamaktadır.


Bırakın ağlasın; belki gözyaşları biter fakat kendi kalır diyordu. Acı büyük¸ acının büyüklüğü oranında ağlar insan diyordu. İnsanların hayalleri var hayallerine ağlar diyordu.


 Çocuklarına ağlıyor; çocuklarını babasız büyüteceği için. Kendine ağlıyor; hayat ortağını ve dayanağını kaybettiği için. Geleceğine ağlıyor; kolu kanadı kırıldığı için…


Bırakın ağlasın; yarın ağlamaması için. Bastırmayın duygularını¸ ayıplamayın gözyaşlarını¸ bırakın ağlasın; yeter ki gelecekte kendine ağlamasın diyordu bu anne.


İlkokulu mezunu ve psikolojinin ne anlama geldiğini dahi bilmeyen bu anne¸ aslında insanın acılar karşısındaki psikolojisini anlatmaktadır.


Bu durumlarda ne tıbbın ne de psikolojinin çok fazla yapacağı bir şey yoktur. Sadece bu zamanlarda kişinin kendine ve dinine zarar vermemesine dikkat edilmelidir.


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) oğlu İbrahim'in vefatında ağlamış ve bunu garipseyen sahabeye: “Kalp hüzünlenir¸ göz ağlar.” buyurmuşlardır. Demek ki ağlamanın doğal olduğu ve dinen yasak olmadığı anlaşılmaktadır. Sadece dinimiz; ağıt yakarak¸ üst-baş yırtarak ve isyan ederek ağlamayı yasaklamıştır.


Dr.William Frey ise: “Ağlamaktan çekinen veya ağlamayıp bütün üzüntüsünü ve sevincini içine atan kişiler¸ belli hastalıklara daha çabuk yakalanıyor. Gözyaşı analizlerinde de keşfettiğim gibi¸ bu hastalıklar mide ülseri ve kalp rahatsızlıklarına yol açıyor. Ayrıca zor ağlayan kişiler soğuk algınlığına karşı daha hassas oluyorlar.” der. Yine Moudsley'in dediği gibi: “Gözyaşlarıyla dağıtılmayan keder¸ diğer organları ağlatabilir.” der. (Saygılı¸ Sefa Doç. Dr. Mutluluk Elimizde. Elit Yay.2005)


Ağlayan kimseler için yapılabilecek en güzel şey onu teskin etmek yerine daha rahat ağlaması için ona sarılmak ya da elinizi omzuna koyarak rahat ağlamasını sağlamaktır. Yoksa Henry Moudsley'in dediği gibi: “Gözyaşlarıyla dağıtılmayan keder¸ diğer organları ağlatabilir.”

Sonuç olarak ağlanması gereken yerlerde ağlamak insanı fizyolojik hastalıklardan koruduğu gibi ruhî hastalıklardan da korumaktadır. Bu durumda sıkıntıları içe atmayarak ağlanması gereken yer ve zamanda ağlamak insanı; dolaşım sistemi¸ kalp rahatsızlıklarından¸ saldırganlıktan¸ öfke nöbetlerinden¸ depresyon¸ sinir kasların gevşetilmesinden ve uyuşturucu sığınmaktan koruduğu bir gerçektir.

Sayfayı Paylaş