TÜRKÜ SÖYLEYEN ŞEHİRLER

Somuncu Baba

"Ben oldum olası
memleketimizi¸
memleketin şehirlerini
anlatan kitapları
öncelikle alır okurum¸
onlara kanım
daha çok kaynar.
Onlarla hemencecik
kaynaşırız. Samimi
dillidirler bir kere…"


 Başka hiçbir milletin edebiyatında görülmeyen bir nazım türü olarak sunar şehrengizi Sayın İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğünde. "Şehrengiz" maddesini şöyle tanımlar: ‘'Divan edebiyatında bir şehir ile o şehrin mahbupları hakkında yazılan manzum eser. Küçük kitapçıklar halinde olabildiği gibi şairlerin divanları içinde görülen küçük manzumelerden müstakil büyük eserlere varasıya dek değişik boyutlarda yazılmıştır.Haklarında şehrengiz oluşturulan şehirler ise daha çok eski medeniyet merkezleri olan İstanbul¸ Edirne¸ Bursa gibi yerleşim alanlarıdır.Bir büyüğün arzusuyla yazılabildiği gibi¸ yazıldıktan sonra da ululardan birine sunulabilir."


  Ben oldum olası memleketimizi¸ memleketin şehirlerini anlatan kitapları öncelikle alır okurum¸ onlara kanım daha çok kaynar. Onlarla hemencecik kaynaşırız. Samimi dillidirler bir kere. Türkü Söyleyen Şehirler kitabı manzum mu diyeceksiniz? Hayır¸ nesirdir ancak o şehirler anlatılırken şiir diliyle anlatılmıştır¸ şiirlerle bezenmiştir. Dedik ya çağdaş diye. İsa Kocakaplan da gördüğü¸ gezdiği¸ yaşadığı şehirlerden  bir kısmını kitaba dahil etmiş. Kitabı uzaktan gören-ben de dahil- sanki türküleriyle şehirlerimiz anlatılıyor sanır ve kitabı açınca da hemen yanıldığını anlar. Dedim de yazarın kendisine: "Ben böyle anladım¸ başkaları da…" Kapak ve adı bizi yanılttı mı? İsa Bey tahmin ettiğiniz gibi beklenen cevabı verdi: ‘'Kitap Türk'ü anlatır.''


 Türk'ün medeniyet kurduğu şehirleri kültürüyle¸ duygusuyla yansıtmaya çalışır içinde türkülerden ezgiler de yer yer eser. Hani vardır ya türkülerimiz ve öyküleri tarzı programlar. İlk başta öyle düşünmüştüm. Gezi-anı karışımı bir eser. Hoşça bir dili var¸ akıcı sıkılmadan sizi sürükler. Deyiş de var beyitler de… şiir de var¸ şenlik de¸ fikir de var zikir de¸ sitem de var¸ kahır da…


  Şehirleri dolaşmaya başlamadan kadim dostum Sayın İsa Kocakaplan'a yine sorduğum bir sorudan söz edeyim: Dedim ‘' İsa Bey bu eser burada kalacak mı?'' söyledi: ‘'Dursun mu gitsin mi?'' Bana kalırsa başlık yani eserin adı iddialı¸ gitmesi gerek. Bu sefer İsa Bey durakladı.Kendisi basın yoluyla bunu cevaplar gibi geliyor bana. Daha yazılacak çok şehrimiz var yalnız. Bu eser de burada yalnız kalmamalı¸ en az üç cilttir bunun hakkı. Hani Erzurum¸ Erzincan¸Van; hani Malatya¸ Kahramanmaraş¸ Kayseri; hani Konya¸ Afyonkarahisar¸ Uşak¸ Manisa ?


Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'inden sonra  bu tarzda yazılanAltıncı Şehir'le üstad A.Turan Alkan Hoca  büyük ilgi¸ çekmişti. İsa Bey'de Sivas'ı yazmış. Bursa¸ İstanbul her devirde gözde göz önünde zaten. Burada Edirne'de olmalıydı Bolu'da…Haniler çoğalır gider.Sizler okuduktan sonra bir yazan çıkar elbet şehrinizin hikayesini.Şehirleri içeriden yazanlardan çok dışarıdan yazmanın daha da objektif olduğuna inanıyorum hemi de öyle.Sizi başkası anlatsın siz okuyun. İsa Bey kitabına Bilecik'le başlamış Bakü'yle bitirmiş.Eserde işlenen diğer şehirler Bursa¸ Çanakkale/Gelibolu¸ İstanbul/Divanyolu¸ Tokat¸ Sivas¸ Tunceli/Dersim¸ Harput.


  Kitabın sonunda dizine yer verilmesi çok da yerinde olmuş yazarın eline sağlık.


  Önsöz'de yer alan Ali Akbaş'ın mısraları da yazarın şehirlerimize yaklaşımının ip ucu olarak algılanabilir.


Her şehirin bir sahibi var¸


Her sahibin bir naibi var¸


Hacı Bayram¸ Hacı Bektaş


Adım adım taş taş


Mülkü tapulamışlar.


 


Bilecik¸ Söğüt etraflıca anlatılmış.


Söğüt'e Sultan II. Abdülhamit'in himmetini okurken ondaki tarih ve millet şuurunu da okursunuz. Osmanlı'nın kuruluşunu siz bir de İsa Bey'in kaleminden hazla okuyacaksınız.


Bursa'yı anlatırken Geyikli Baba'dan¸ Somuncu Baba'dan¸ Emir Sultan'dan¸ Üftade Hazretleri'nden¸ Aziz Mahmut Hüdayi'den bahseder ama o kadar. Asıl ağırlığı Yeşil Türbe ve Muradiye Türbelerinde yatan Osmanlı sultan ve şehzadelerinin acıklı¸ hüzünlü hikayelerine verir.


Çanakkale bahsinde; ‘'Yetiş Ya Muhammet kitabın gidiyor'' kısmı zaferin şifresi olarak özellikle vurgulanmış. Yazarın en önemli temennisi de bu bölümde zikredilmiş: ‘'İçimiz buruk..Arıburnu ve Anafartalar'ı dolaşıyoruz. Türk gençleri buraları sık sık ziyaret etmeli ve milli hafızalarını diri tutmalılar.''


İstanbul bahsinde dikkatimizi çeken ama özellikle de İstanbul'da yaşayanların kanıksadığı bir çizgiye dikkat çekilmiş: ‘'Divanyolu dirilerle ölülerin birlikte yaşadığı bir caddedir aynı zamanda. Yahya Kemal'in Kocamustafa Paşa için söylediğini Divanyolu için de söyleyebiliriz:


Ahiret öyle yakın seyrederken manzarada


O kadar komşu ki dünyaya dıvar yok arada."


Tokat'ta Ballıca'yı ballı ballı anlatmış. Öyle ki  ortak kanaat bile oluşturmuş Sayın Kocakaplan: "Buraya gelip de Ballıca Mağarasını gezmeyen Tokat'a geldim demesin." (Benim notum; Ben Tokat Öğretmen Lisesini okurken -1971-1975 yıllarında o mağara keşfedilmemişti. Benim dört yılım şimdi yok mu sayılacak?…) Nihayet Sivas ve nihayet bir türkü duyar gibi olduk; " Açtım'ola Şu Sivas'ın Gülü Yaprağı… Ordan da Tunceli'ye geçersiniz. Bir türkü de ordan dinleriz: "Dersim Dört Dağ İçinde/. Gülü Bardağ İçinde/ Dersimi Hak saklasın / Bir yarim var içinde" ile devam eder kitap. Yazarın öğretmen okulu yılları vardır bu bölümde.


Tunceli'den sonraki bölüm komşu Elazığ'a ayrılmıştır. Hazar Şiir Akşamlarında Merhum Ahmet Kabaklı Hoca'ya adanan bir panel vesilesiyle geldiği Elazığ'ı anlatır. Bir Harput türküsünü de yerine oturtur:


Yüksek minarede kandiller yanar


Kandilin şavkına bülbüller konar


İnsan sevdiğine böyle mi yanar?


Yazarın kitabında anlattığı bütün şehirleri ben de gezdim¸ gördüm¸ yaşadım Bakü hariç. Efendim Bakü'yü de okuduktan sonra siz yorumlayın.


 


Türkü Söyleyen Şehirler


İsa Kocakaplan


Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları¸4. baskı 2010; 190 sayfa. İlk yayın yılı: 2005

Sayfayı Paylaş