SEKSENYEDİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

Allâhü Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; "Müminler¸ mümineler birbirinin velisidir. Yekdiğerinin muhibbi¸ mu'ini¸ din kardeşidir. Bunlar ma'rûf ile emir¸ münkerden nehy iderler. Biri birini şer'an¸ aklen memdûh olan şeylere teşvik ederler. Şer'an¸ aklen¸ tıbben mezmûm olan şeylerden de tahzîre çalışırlar. Namazlarını âdâb ve erkânıyla kılar¸ zekâtlarını da verirler. Allâhu Teâlâ'ya ve Rasûlüne itâat ederler. Şu¸ evsâf ile muttasıf olanlar yok mu? İşte Allâhu Teâlâ onlara rahmet edecek¸ onları herhalde fazl u kere

Allâhü Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; "Müminler¸ mümineler birbirinin velisidir. Yekdiğerinin muhibbi¸ mu'ini¸ din kardeşidir. Bunlar ma'rûf ile emir¸ münkerden nehy iderler. Biri birini şer'an¸ aklen memdûh olan şeylere teşvik ederler. Şer'an¸ aklen¸ tıbben mezmûm olan şeylerden de tahzîre çalışırlar. Namazlarını âdâb ve erkânıyla kılar¸ zekâtlarını da verirler. Allâhu Teâlâ'ya ve Rasûlüne itâat ederler. Şu¸ evsâf ile muttasıf olanlar yok mu? İşte Allâhu Teâlâ onlara rahmet edecek¸ onları herhalde fazl u keremine mazhar kılacaktır. Şüphe yok ki Allâhu Teâlâ Azîz'dir¸ Hakîm'dir."(Tevbe¸ 71.)


Ehl-i îmânı mükâfata nâil etmeye kâdirdir. Münkirleri lâyık oldukları cezâya kavuşturması da muktezâ-i hikmetidir.


Müslüman kardeşlerim "Ve'l-mü'minûne ve'l-mü'minât…" nazm-ı kerîmi gösteriyor ki¸ bi'l-umûm müminlerin arasında dinen pek kuvvetli¸ pek ulvî bir velâyet¸ bir muzaheret mevcuttur.


Fi'l-hakîka¸ müminler birbirinin dostu¸ dinen kardeşidir. Aralarındaki din râbıtası her şeyden daha kuvvetlidir. Cihanın şark ve garbında bulunan ve muhtelif ırklara¸ unsurlara ayrılan beşer¸ ehl-i İslâm arasında bugün bir din kardeşliği vardır ki¸ bu râbıta onların nazarında her şeyden daha kıymetlidir.


Din kardeşliği¸ neseben olan kardeşlikten daha yüksektir. Bir insan¸ din kardeşini samîmî bir halde sever. Fakat kendisiyle hem din¸ hem ahlâk bağı bulunmayan ve neseben kardeşine¸ evlâdına karşı bir husumet hisseder. Ve çok kere onların ademini vücûduna tercîh eyler.


O halde¸ din kardeşliğinin kadrini güzelce bilmeli¸ bu râbıtayı takviyeye çalışmalıdır. Aleyhi's-salâtü ve's-selâm efendimiz: "Müminler bir vücûd gibidirler. Hey'et-i mecmûası vücûd-ı Islâmiyeti temsil eder. Bir şahsın başı ağrırsa bütün vücûdunun uzuvları müteessir olur. Uykusunu kaybeder. Ona ortak olur¸ işte müminler de böyledir. Şarktaki bir müminin parmağına bir diken batsa¸ bundan haberdar olan garbdaki müminler müteellim olurlar." buyururlar.


İşte uhuvvet-i diniyyenin kemâli! Hâsılı uhuvvet-i diniyye pek büyüktür. Buna riâyet eden kimseler arasında adâvet¸ bürûdet¸ huşûnet¸ gıybet¸ hased¸ iftirâ gibi fena haller bulunmaz. Hakiki bir müminin kalbi¸ bu gibi süflî hissiyâta bir menba olamaz. Artık birbirinin din kardeşi olan Müslümanlar için yakışır mı ki aralarında¸ muhâsede ve münâkaşa cereyân etsin! Biribirinden müddedlerce dargın bir halde bulunsun! Yekdiğerinin saâdetine felâketine ortak olmasınlar! Evliyâ-i kirâmdan meşâhir-i İslâmiyyeden birisi diyor ki: "İşittim ki: Allâh yolunun erleri düşmanların bile gönüllerini sıkmamışlar. Sana bu makâm nasıl nasip olur ki? Sen dostlar ile de cenk ve cidalde bulunur durursun."


Hâsılı Müslümanların arasındaki velâyet¸ uhuvvet pek kıymetlidir¸ bunu ihlâl edecek hallere asla meydan vermemeli.


Müminler yekdiğeri hakkında¸ son derece hayırhâh bulunurlar. Allâhu Teâlâ hazretleri¸ müminlerin evsâfı sırasında; "Müminler birbirine ma'rûf ile emreder. Yekdiğerini münkerden nehye çalışırlar." buyuruyor. Yani müminler¸ biribirne ma'rûf ile emr eder; yekdiğerini münkerden nehye çalışır. Emr-i bi'l-ma'rûf¸ nehy-i ani'l-münker ise hayırhâhlık alâmetidir. Diğer endişelik nişânesidir. Bir insan başkasının iyiliğini istemezse¸ ona iyiliği tavsiye eder mi? Onu fenalıktan men'e çalışır mı?


Hayfâ ki¸ bazı kimseler¸ bu vazîfenin ehemmiyetini takdîr edemezler. Böyle bir vazîfenin îfâsını kendi hürriyetlerine bir tecâvüz mahiyetinde telâkki etmek isterler. Ne yanlış telakki!


Bir zât bir şahsa usûlü dairesinde selâmet ve saâdet yollarını gösterirse¸ ona fenalık mı etmiş olur? Bir zât¸ bir kimseyi içine düşmek üzere bulunduğu bir kuyunun kenarından men'e çalışırsa onun hürriyetine tecâvüz mü etmiş olur?


Farz ediniz ki¸ bir kimsenin hırkası altında bir akrep var; hemen hemen kendisini sokup zehirleyecek. Şu tehlikeyi karşıdan bir zât görüyor. Derhal vâkî hâli haber veriyor. Şimdi o kimse bu dostâne ihtardan memnun olmalı değil mi? Bunu hoş görmezse kendi hayâtına kast etmiş olmaz mı? Halbûki insanların irtikâb ettiği ma'siyetler¸ şu maddî akreplerden daha tehlikelidir. Zira bu muzur haşerât insanın nihâyet maddî hayâtına tesir eder. İrtikâb edilen ma'siyetler ise insanın mânevî hayâtına tesir eyler. İnsanı ebedî saâdetten mahrûm bırakır. Artık insan bu husûstaki tenbihât ve ihtârâttan nasıl olur da memnun olmaz? Allâhu Teâlâ hazretleri cümlemizi İslâmiyetin ebedî feyzinden bi-hakkın müstefid buyursun. (Âmîn)

Sayfayı Paylaş