KENDİNE DÜŞMAN OLAN İNSAN

Somuncu Baba

"Bir kişi namazlarını mükemmel kılsa¸ ama bunun yanında¸ gıybet etmeye¸ hasede devam etse ve "Ben iyi bir Müslümanım." dese¸ bu sözle sadece kendisini kandırır. Zira namaz ne kadar İslam'ın emri ise hasetten uzak kalmak da aynı şekilde dinin bir buyruğudur. Emir olarak ikisi arasında bir fark yoktur."

Başkalarına endeksli hayat sürenler¸ hiç şüphe yok ki¸ en mutsuz kişiler zümresi içinde yer almaktadırlar. Bu olumlu da olabilir; ama bizim kasdettiğimiz olumsuz tiplerdir. Bunların başında da hased eden insanlar gelir. Bunlar kendileri dışındaki insanların yaptıklarını takip ederler¸ onların başarılarından son derece üzülürler; başlarına bir felaket geldiğinde ise mutlu olurlar¸ sanki ellerine bir şey geçmiş gibi. Gözleri sürekli başkalarındadır. Aynı sektörde çalışanları veya komşularını daima tarassut ederler; gözetlerler.


Böyle bir hayat ne kadar sıkıcı¸ can yakıcı ve eziyete dönüşmüş bir yaşamdır. Düşünsenize¸ akıl sürekli birilerinde. Başkalarının ne yaptığını takip etmekte¸ zihnin bir bölümü ötekilerle meşgul olmakta. Böyle olunca da "karşı taraf" olarak görülen kişilerin başarısı berikinin yüreğini kasıp kavurmakta¸ kalbi sanki marangozların "işkence"leriyle sıkıştırılıyormuş gibi olmaktadır. Böyle olan kişi yatağa girdiğinde bile bunlardan kurtulamaz¸ çekememezlikten dolayı gözlerine uyku girmez¸ bir o yana bir bu yana döner.


 Başkasının başarısını hazmedemeyen bir insanın¸ kendisi dışındakilerin başlarına gelen sorunlardan ne kadar lezzet alacağı âşikârdır. Rakip olarak gördüğünün fabrikası iflas etse veya bir sınavda başarısız olsa veyahut bir malına zarar gelse¸ bundan keyif alır. Sonuçta¸ aynı kulvarda hasmı olarak gördüğü kişinin karşılaştığı sorun onu duraklatacak¸ kendisini belki bir adım öne çıkaracaktır. Böylece başkalarının daha fazla dikkatini çekecektir. Bu şekilde düşündüğünde de¸ karşıdakinin başına gelen her şeyden şeytanî bir lezzet alacaktır.


Bu manzara ne ifade etmektedir¸ denecek olursa: Böylesi düşünceler içinde muvazenesini kaybeden insan¸ öncelikle hayatı kendisine zehir etmektedir. Düşünce dünyasını kirletmekte¸ mutluluğunu yine kendi elleriyle heder etmektedir. Nefsini gereksiz yere huzursuz eden kişinin¸ esasında hariçte düşman aramasına hiç gerek yoktur. Zira sağlıklı sürdürebileceği belli müddetteki ömrü yine kendisi törpülemekte ve kalan hayatını sağlık sorunlarıyla geçirmesine sebebiyet vermektedir.


Hasedin Zararı Hasetçinin Kendinedir


Niye sebebiyet vermektedir?. Zira haset¸ başkasını değil çekemeyeni yiyip bitirir. Şöyle düşünün: Birisi bir başarı öyküsü gerçekleştirmiş. Ticarette iyi kazançlar elde etmiş veya bulunduğu mevkide iyi bir performans göstererek terfi etmiş. Öte yandan onunla aynı kulvarda olan biri daha var. Gözü hep başarıyı gerçekleştirende. Öteki başarı gösterince veya berikinin çabası yetersiz kalınca¸ hayat ona zehir olur. "O nasıl oldu da¸ ben olamadım. Hâlbuki onun yerinde ben olmalıydım." gibi¸ düşünce dünyasını tamamen hâkimiyeti altına alan ve bütün huzurunu kaçıran bir hazımsızlık yaşar. Bunun olumsuz sonuçları öncelikle onun günlük yaşantısına yansır. Bütün neşesi kaçar. Etrafındaki insanlar ondaki bu küsmüşlüğün nedenini anlayamasalar bile yüzüne akseden karamsarlığı görürler. Ailesini bile huzursuz eder. Sanki bu durumun oluşmasında aile fertlerin payı varmış gibi. Etrafına terör estirir ve her an patlayacakmış gibi çevresini teyakkuzda tutar. Hâlbuki bir düşünse¸ bu yaptıklarının bedeninde yaptığı tahribatın ne kadar büyük olduğunu. O her an kalp krizine yakalanabilir. Zira zavallı bedeninin bir dayanma sınırı vardır. Sonuçta hasedin bütün olumsuzlukları gelip kendi başına çöreklenir. Neresinden bakarsanız bakın¸ zararlı çıkan hep odur. Hatta etrafındaki insanlar ondaki bu huysuzluğun nedenini bir anlarlarsa¸ ona olan kredileri biter. Küçük konuma düşer ve saygınlığı kalmaz.


Peki¸ yaşadığı bu hafakanların¸ kıskandığı ve haset ettiği kişinin üzerinde bir etkisi var mı? Onun üzüntüsünü hafifletecek bir sonuç doğurur mu? Elbette hayır. Kıskançlığının zararı kendisi yanında kalır. Diğeri zaten elde ettiği başarının keyfini sürmektedir. Berikinin ona haset ettiğini anladığında yapacağı tek şey vardır¸ o da¸ ona bir zavallı gözüyle bakmak. Belki de umurunda bile olmayacaktır. Kim bilir¸ onun hazımsızlığını bir gülme vesilesi olarak arkadaşlarına anlatarak kahkaha da atabilir.


Allah için kendimize sormak durumundayız¸ "Haset edenin eline ne geçiyor?" diye? Bunun cevabı kocaman bir "hiç"tir. Âhiret sermayesinin zâyi edilmesi de işin diğer bir yanı. Bunun yanında haset¸ insanın içindeki iyilik duygularını öldürmekte ve büyük yıkım gerçekleştirmektedir. Çünkü kalbinde başkalarına karşı olumsuz duygular besleyen bir insandaki merhamet duygularının azalacağı¸ kalbinin katılaşacağı ve güzel huylarının dumura uğrayacağı âşikârdır. Böylesi bir insan¸ sürekli hesap kitap peşinde koştuğundan¸ etrafındakilerle olan ilişkileri de içten olmayacaktır. Bahsettiğimiz olumsuz alışkanlığı mutlaka bir yerden patlak vereceği için¸ etrafındakiler onun nasıl bir yapıda olduğunu en nihâyet anlayacaklar ve yalnızlığa mahkûm olacaktır. Âhiret yanında dünya da kaybedilecektir. Bu ne acı bir durumdur!!


Mutluluğun reçeteleri


Lütfen on parmağımızı masanın üstüne koyalım ve haset etmenin insana ne kadar zararı olduğunu tek tek saymaya çalışalım. Parmaklarımızın yetmediğini hatta ilave on parmağımız olsa bile kifâyetsiz kalacağını göreceğiz. Belki imanî duyguları yeterli olmayan veya dinî hassasiyetleri oluşmamış insan için bütün bu anlattıklarımızın bir önemi yoktur. Zira onun için tek amaç¸ hayatta öyle veya böyle başarılı olmak¸ diğerlerini de başarısız kılmak veya görmek olabilir. Ancak önümüzde duran bir kitap var¸ Allah Rasûlünün buyrukları var. Bunların ikisi de içimizi güzelleştirmemizi¸ kendimize ve çevremize zarar verecek kötü alışkanlıklardan ve huylardan uzaklaşmamızı¸ kurtulmamızı emretmektedir. Öyleyse dünyada güzel bir kul¸ âhirette de cennet nimetine erişmişlerden olmak için Allah'ın ve onun kutlu elçisinin buyruklarına uymak¸ elimizden geldiğince bizlere çizilen çizginin dışına çıkmamak durumundayız.


 Niye böyle yapmak durumundayız? Çünkü hem Allah hem de elçisi sadece bizim hayrımızı istiyorlar da o yüzden. Mutluluğun reçeteleri Kur'an ve hadislerde çok açık bir şekilde bizlere sunulmaktadır. Bu reçeteler hayatın bütün alanlarını kuşatmaktadır ve her bir hastalığın ilacı bunlarda yer almaktadır. İnsan bu reçeteleri hayatında tatbik ettiğinde gerçek anlamda mutlu olacak¸ reçetelerden bir tanesini kenara koyduğunda ise hayatının bir parçası eksik ve hastalıklı kalacak¸ bu hastalık diğer sağlam yönlerini de etkileyecektir. Dolayısıyla imanî hayat öyle bir bütünlük arz eder ki¸ insanın toptan Allah'a yönelmesini gerektirir. Bir yön noksan kaldığında¸ kulun yaratıcısına tam olarak dönmesi mümkün olmaz: Allah'a yöneldiği taraflarda yavanlık oluşmaya başlar. Bu yavanlığın hayatın diğer yönlerini yavaş yavaş törpülemesi söz konusu olur. Dolayısıyla bütün vücudun tedavi edilmesi gerekmektedir.


Bu dediğimizi bir örnekle berraklaştırmak gerekirse: Bir kişi namazlarını mükemmel kılsa¸ ama bunun yanında¸ gıybet etmeye¸ hasede devam etse ve "Ben iyi bir Müslümanım." dese¸ bu sözle sadece kendisini kandırır. Zira namaz ne kadar İslam'ın emri ise hasetten uzak kalmak da aynı şekilde dinin bir buyruğudur. Emir olarak ikisi arasında bir fark yoktur. Yani "Ben hem namaz kılarım¸ hem de haramları işlerim." demek anlamsızdır. Zira "Allah ve Rasûlünün bazı buyruklarını yaparım bazılarını yapmam." demek¸ "Allah'ın bazı buyruklarını kabul etmiyorum." demekle eş anlamlıdır. Buradaki en büyük sorun¸ bizim ibadetleri sadece belli alanlara hapsetmemizdir; sanki ibadet¸ namaz¸ oruç ve hacdan ibaretmiş gibi. Oysa Allah ve Rasûlünün bütün buyrukları aynı zamanda birer ibadettir.


Bahsedip durduğum¸ zararlarından söz ettiğim¸ haset ve kıskançlık olarak adlandırılan bu kötü haslet¸ benim bu yazımla birlikte sona mı erecek? Elbette ermeyecek. Çünkü bizden önce yani Hz. Adem'in oğullarıyla başlayan bu gerçeklik kıyamete kadar sürecek. Bazıları Hâbil'in bazıları Kâbil'in safında yer alacak. Öyleyse önemli olan Müslümanın hangi tarafta yer aldığıdır.


Kendi adımıza rabbimize her zaman şöyle dua edelim: "Allah'ım! Etrafımdakiler için ne istiyorsam bana da onu nasip et." Bu¸ hem çevremiz için sadece hayır istememize¸ hem de ahlakımızın güzelleşmesine vesile olacaktır.

Yazımızı teberrük olması amacıyla bir âyet ve iki hadisle bitirelim: "Allah'ın sizi¸ birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin." (4/Nis⸠32). "Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.” (Nesâî¸ Cihâd¸ 8). "Ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi¸ haset de iyilikleri yer bitirir.” (Ebû Dâvûd¸ Edeb¸ 44).

Sayfayı Paylaş