İBADETLERDE SAMİMİYET

Somuncu Baba

"Dinin özü samimiyet olduğuna göre bu özün göstergeleri de olmalıdır. Dinin samimiyet olduğunu gösteren amellerin başında ibadetler gelmektedir. Çünkü ibadetler dindarlığı gösteren¸ geliştiren ve yerleştirip kalıcı bir hayat tarzı haline getiren temel yükümlülüklerdir. İbadetsiz bir din düşünülemez."

Samimiyet yani ihlâs dinin özü¸ dindarlığın ise ölçüsüdür. İnsan bir dine ancak samimiyetle¸ hiçbir maddî menfaat beklemeden ve hiç kimseye gösteriş yapmadan inanırsa ona gerçek mü'min ve tam anlamıyla dindar denilebilir. Bu şekilde inananlar mü'min olarak kalabilir ve iman ile ölebilirler. Aksine düşünceler dindarlığa temelden aykırıdır. Gerek yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de gerekse Hz. Peygamber (s.a.v)'in hadislerinde dinin samimiyet olduğu sıkça ifade edilmiş¸ aksine düşünce olan riyâdan ise ısrarla sakındırılmıştır. Meselâ Kur'ân¸ dinin özünün samimiyet olduğunu şu âyetle çok açık bir şekilde ifade etmektedir: "Hâlbuki onlar ancak¸ dini yalnız Allah'a has kılarak (samimiyetle) ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmek¸ namaz kılmak ve zekât vermekle emrolunmuşlardı. Sağlam ve dosdoğru din de budur."[1] Dinde samimi olmayan¸ onu içine sindirememiş ve kendisine mal edememiş demektir. Dini kendisine mal edemeyen kimse onu hayat tarzı haline de getiremez. Bunun için onun dindarlığı esen rüzgâra göre şekil değiştirir. Hâlbuki dindarlık başkalarının keyfine göre değişmeyen¸ ilkeleri olan bir hayat tarzıdır.


Dinin samimiyet olduğunu ve bunun boyutlarını açıklayan Rasul-i Ekrem bir keresinde¸ "Din samimiyettir." buyurmuştu. "Kime samimiyettir Yâ Rasulellah?" diye sorulunca şöyle demişti: "Allah'a¸ Kitabına¸ Peygamberlerine¸ Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara."[2]


Kur'ân¸ dinin samimiyet olduğunu anlatırken bunu sadece Hz. Muhammed (s.a.v) ile sınırlı tutmaz. Bütün peygamberlerin bu anlayışla hareket etiğini anlatır. Meselâ Hz. Musâ'dan bahsederken şöyle buyurulur:  "Kur'ân'da Musâ'yı da an; Şüphesiz ki o¸ ihlâslı bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi."[3]. Aynı zamanda Kur'ân dinlerinde ve dualarında samimî olmayanları da kınayarak bize ibretle anlatır.[4]


Dinin özü samimiyet olduğuna göre bu özün göstergeleri de olmalıdır. Dinin samimiyet olduğunu gösteren amellerin başında ibadetler gelmektedir. Çünkü ibadetler dindarlığı gösteren¸ geliştiren ve yerleştirip kalıcı bir hayat tarzı haline getiren temel yükümlülüklerdir. İbadetsiz bir din düşünülemez. Çünkü dini sadece iman seviyesinde sürdürüp ibadetleri aksatanlar veya hiç yapmayanlar dinin gerçek tadından mahrum kalırlar. Onlar¸ bal kavanozunu dışarıdan yalayanlara benzerler.


İbadetlerde Samimiyet


İbadetine riyâ karıştıranlar ise dindar olduğunu¸ dinde samimî olduğunu zanneden ve bala zehir katarak gıdalanmaya çalışanlardır. Dinin özüne ait bu gerçeği bize anlatıp aşılayan Yüce Kitabımız hemen her ibadetle ilgili samimiyet vurgusu yapmakta¸ ibadetlerin sadece Allah'ın rızası için yapılmasına dikkat çekmektedir. "O halde ancak Bana ibadet et ve namazı Beni anmak için kıl."[5]¸ "O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."[6] meâlindeki âyetler bu hususa işaret etmektedir.


İbadetinde samimiyet anlayış ve ilkesini ihlâl edenler de Kur'ân'da şiddetle ve sert bir şekilde ikaz edilmektedir: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki¸ onlar namazlarını ciddiye almazlar ve namazlarıyla gösteriş yaparlar."[7] meâlindeki âyetler bunu açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.


Özellikle ibadetlerde samimiyetin emredilmesi¸ ibadetlerin dini ayakta tutma ve dindarlık zihniyetini oluşturma konusundaki öneminden kaynaklanmaktadır. İbadet dinin¸ dua da ibadetin özüdür. Bunlarda meydana gelecek en ufak bir sapma dini kökünden sarsacağı için ibadetlerde samimiyet ve ihlâstan asla taviz verilemez. Özellikle nafile namazlara¸ nafile oruçlara ve sadakalara riyânın¸ kurbanlara dünyalık arzuların karışma ihtimali çok büyüktür. Bu konularda daha dikkatli olmak gerekmektedir. Sağ elin verdiğini sol elin görmemesi¸ nâfilelerin gözlerden uzak yapılması ve et yeme niyeti taşıyanlarla ortak kurban kesilmemesi hep bu samimiyet ilkesini ihlal etmemeye yöneliktir.


Rasül-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin İkazları


Bizim kendilerini Hz. Peygamber (s.a.v.)'in arkadaşları olarak bildiğimiz ve saygıyla ve minnetle andığımız sahâbenin en büyük özelliklerinden birisi dinde ve ibadette samimiyet sahibi olmalarıydı. Onlar¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'den¸ yaptığını Allah için yapmayı; verdiğini Allah için vermeyi öğrenmiş ve bunu karakter haline getirmişlerdi. Çünkü onlar içine riyâ karışan hiçbir amel ve ibadetin Allah katında makbul olmayacağını dinin en yetkili mercii olan Rasül-i Ekrem'den öğrenmişlerdi. İşte onların bu konuda duyduğu ve bize de aktardığı ikaz dolu bazı hadisler:


1. Ebû Hüreyre (r.a.)'nin anlattığına göre: "Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki: "Kıyamet günü ilk çağrılacaklar¸ Kur'ân'ı ezberleyen¸ Allah yolunda öldürülen ve bir de çok malı olanlardır. Allahu Teâlâ Kur'ân okuyana¸ "Ben Rasülüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?” diye soracak. O¸ "Evet ya Rabbi!" diyecek. Allah¸ "Bildiklerinle ne amelde bulundun?" diye tekrar soracak. O¸ "Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum." diyecek. Allâhu Teâl⸠"Yalan söylüyorsun!" diyecek. Melekler de ona¸ "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışacaklar. Allahu Teâlâ ona¸  "Bilakis sen¸ "Falanca (güzel) Kur'an okuyor." densin diye okudun ve bu da söylendi." der.  Sonra¸ mal sahibi getirilir. Allah Teâl⸠"Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki¸ kimseye muhtaç olmadın?" der. Zengin adam¸ "Evet yâ Rabbi" der.  "Sana verdiğimle ne amelde bulundun?" diye Allah Teâlâ sorar. Adam¸  "Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim." der. Allâhu Teâl⸠"Bilakis sen¸ "Falanca cömerttir." desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi." der. Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri¸ "Niçin öldürüldün?" diye sorar. Adam¸ "Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım." der. Hakk Teâlâ ona¸ "Yalan söylüyorsun!" der. Ona melekler de¸ "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışırlar. Allah Teâlâ ona tekrar¸ "Bilakis sen¸ "Falanca cesurdur." desinler diye düşündün ve bu da söylendi." buyurur. Sonra Rasülullah (s.a.v)¸ Ebü Hüreyre'nin dizine vurup¸ "Ey Ebü Hüreyre! Bu üç kimse¸ Kıyamet günü¸ cehennemin¸ aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlükudur!" dedi[8]. 


2. Ebü Hüreyre ve İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki: "Ahir zamanda¸ dinle dünyayı taleb eden insanlar zuhûr edecek. Bunlar¸ insanlar(a iyi görünüp¸ onları aldatmak) için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Dilleri de baldan daha tatlıdır. Ancak kalbleri kurtlarınkinden vahşidir. Cenâb-ı Hakk (bunlar için) şöyle diyecektir: "Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz¸ yoksa bana karşı cür'ete mi yelteniyorsunuz? Zât-ı Akdesime yemin olsun¸ bunlar üzerine¸ kendilerinden çıkacak öyle bir fitne göndereceğim ki¸ içlerinde halîm olanlar bile şaşkına dönecekler." 


3. Ebü Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Rasülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allahu Teâlâ Hazretleri diyor ki: "Ben ortakların şirkten en müstağnî olanıyım. Kim bir amel yapar¸ buna benden başkasını da ortak kılarsa¸ onu ortağıyla başbaşa bırakırım."


Ebu Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor: "Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki: "Her kim (ibadetini gösteriş için) halka işittirirse¸ Allah o kimseyi (yani gayesini halka) işittirir ve kim (ibadetinde) riyâkarlık ederse Allah onun riyâkârlığının cezasını (dünyada) verir."[9]


Bu ikaz ve irşatları bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.)'den her fırsatta duyan sahabe¸ dindarlık anlayışlarını da gösterişten uzak içtenlik ve samimiyet üzerine kurmuşlardı. Böyle olduğu için de hiçbir zaman şartlar ne olursa olsun dinlerinden ve ibadetlerinden vaz geçmemişlerdi. Çeşitli fitnelerin zuhur ettiği zamanlarda bile bu sahâbe dinini ve ibadetini hiçbir şeye değişmemiş ve onlardan taviz vermemişti. Şâyet onlar ibadetlerini Allah'ın rızasından başka bir amaç için yapmış olsalardı bu din bize kadar doğru bir şekilde intikal edebilir miydi? Sahabe ihlâsın zirvesini yaşıyordu. Çünkü onlar şu âyeti ilk okuyanlardı: "Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı (sâlih) bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."[10]






[1] 98/Beyyine¸ 5.



[2] Müslim¸ "Îmân"¸ 95.



[3] 19/Meryem¸ 51.



[4] Örnek olarak bk. 10/Yûnus¸ 22-23.



[5] 20/Tâh⸠14.



[6] 108/Kevser¸ 2.



[7] 107/Mâûn¸ 4-6.



[8] et-Tâc¸ I¸ 57-58.



[9] et-Tâc¸ I¸ 57-59.



[10] 18/Kehf¸ 110.

Sayfayı Paylaş