ÇIRAĞAN VE FERİYE SARAYLARI İLE BİR PADİŞAHIN HAZİN SONU

Somuncu Baba

“Yapımına 1863'te başlanan Çırağan Sarayı 1871'de bittirilirken 2¸5 milyon
altın harcanmıştır. Son kez 1876 yılının Mart ayında buraya gelerek bir süre
Sultan Abdülaziz dinlenmiştir.”

Çırağan'ın bugün Beşiktaş ve Ortaköy arasında bulunan yeri 17. yüzyılda Kazancıoğlu Bahçeleri diye bilinirdi. 18. yüzyılda Beşiktaş kıyılarını süsleyen denize nazır saraylar ve bahçeler 'Lale Devri' diye bilinen 'Çiçek ve Müzik Aşkı' döneminin en önemli simgelerinden sayılmıştır. Farsçada ışık anlamına gelen 'Çırağan' ismiyle anılmaya başlanmıştır. Sultan II. Mahmut 1834'te bu alanı yeniden yapılandırma kararı alır. Önce mevcut olan yalıyı yıktırır. Yeni saray için büyük ölçüde ahşap kullanılmış gibi görünmesine rağmen esas bölümün temelinin yapımında tamamen taş kullanılmıştır. 40 adet sütun dikilerek klasik bir görünüm verilmiştir. Sultan Abdülaziz'in kardeşi olan Sultan Abdülmecit 1857'de Sultan II. Mahmut'un yaptırdığı ilk sarayı yıktırmış¸ batı mimarisi tarzında bir saray yaptırmayı planlamış; ancak 1863'te vefat ettiğinden ve parasal sıkıntılar yüzünden sarayın yapımı yarım kalmıştır. Sultan Abdülaziz¸ yeni sarayın inşaatını 1871'de tamamlatmış¸ ancak stil olarak batı değil¸ doğu mimarisi seçilmiş ve Kuzey Afrika İslâm Mimarisi uygulanmıştır. Eski Çırağan Sarayı'nın tahta binası yıkılarak yerine yenisinin taştan temelleri konmuştur. Sultan dünyanın her yanından nadide mermer¸ porfir¸ sedef gibi maddeler getirterek sarayın yapımı için kullandırmış. Yalnız sahil inşasında 400.000 Osmanlı lirası harcanmıştır.


Yapımına 1863'te başlanan Çırağan Sarayı 1871'de bittirilirken 2¸5 milyon altın harcanmıştır. Son kez 1876 yılının Mart ayında buraya gelerek bir süre Sultan Abdülaziz dinlenmiştir. Feriye Sarayı ise İstanbul Boğazı kıyılarında günümüzdeki Beşiktaş semtiyle Ortaköy semti arasında Çırağan Caddesi boyunca uzanan Osmanlı saraylarının eski adıdır. İstanbul Boğazı kıyılarında Osmanlı Hanedanı için yaptırılan ilk saray 1856 yılında kullanıma açılan Dolmabahçe Sarayı idi. Daha sonra 1872 yılında Çırağan Sarayı yaptırıldı. Ancak bu iki saray da Osmanlı ailesine yetmeyince Çırağan Sarayı'yla Ortaköy Camii arasındaki kıyı şeridinde ek binalar yaptırıldı. Balyan Ailesine üye mimarlar tarafından yapılan bu binalara ikincil binalar ya da yan binalar anlamında Feriye Sarayları adı verildi. Deniz tarafında üç ana bina¸ bir cariyeler koğuşu ve iki katlı küçük bir binadan oluşan yapılar topluluğunun arkasında¸ yol tarafında ek binalar yer almaktadır. Bu saraylarda padişahın uygun gördüğü hanedan mensupları ile kışlık dairesi bulunmayan kişiler otururdu. Saraylar yaklaşık 3.000.000 m2 büyüklüğündedir. 30.5.1876 tarihinde hal' edilen ve yıllarca ikâmet ettiği Dolmabahçe Sarayı yağma edilen Sultan Abdülaziz¸ görevden alındıktan sonra Hüseyin Avni Paşa'nın adamları tarafından Topkapı Sarayı'na nakledilmiştir. Burada ölüm korkusuyla büyük sıkıntılar çeken ve kendisine bakım yapılmayan Sultan Abdülaziz¸ yeni padişaha hitaben kendisinin Çırağan Sarayı'na nakli için insanı hüzne boğacak manalarda tezkireler kaleme almıştır. Bunun üzerine Çırağan Sarayı'nın üst tarafında V. Murad için yapılan dairelere getirilmiştir.


4 Haziran 1876 sabahı haremdeki kadınların çığlıklarıyla Abdülaziz'in vefat ettiği öğrenilmiştir. Duruma müdahale eden Serasker Hüseyin Avni Paşa¸ hemen Fahri Bey isimli Abdülaziz'in yakın hizmetkârlarından birine¸ “Sultan Abdülaziz'in sabahleyin validesini ve cariyeleri yanından kovarak oda kapısını kapattığını¸ sakalını düzeltmek için bir makas istediğini ve bu makas ile kollarının kan damarlarını kestiğini ve içeriye girildiğinde hayatını kurtarmanın mümkün olmadığını” söyletmişler; getirdikleri kendi tabiplerine doğru dürüst muayene bile ettirmeden subaylar eli ile cesedini açık bir şekilde karakola iletmişlerdir. Maalesef¸ resmî olarak tutulan ölüm raporunda¸ son zamanlarda aklî dengesini bozduğu ve neticede intihar ettiği yazılarak mesele kamuoyuna böylece duyurulmuştur.


Çarpıtılan ve Gizlenen Tarih


  Konu ise daha sonra çok tartışılmıştır. Çünkü tarih çarpıtılmış ve gizlenmiştir. Mesele incelendiğinde görülmektedir ki¸ olay intihar değil¸ açıkça Hüseyin Avni Paşa¸ Mithad Paşa ve arkadaşlarının işlettikleri bir cinayettir. Zira evvela¸ Ahmed Cevdet Paşa'nın ifadesiyle¸ makasla sol kolunun damarlarını kestikten sonra yaralı kol ile sağ kolunun damarlarını kesmesi inanılmaz bir durumdur. İkinci olarak¸ koskoca Osmanlı Padişahının bu şekilde ölümü üzerine¸ şer'an ve kanunen her çeşit soruşturma ve tıbbî incelemenin yapılması gerekirken¸ asla bu yola gidilmemiş ve sadece Fahri Bey'den sorularak alelacele sahte ölüm raporu hazırlanmıştır. Hüseyin Avni Paşa¸ muayene taleplerini şiddetle reddetmiştir. Üçüncü olarak¸ asıl kendilerine sorulması gereken ailesine yani valide sultan ve cariyelere konu sorulmamış¸ tam tersine¸ gelen subaylardan Nazif isminde birisi¸ Valide Sultan'ın kulağındaki altın küpeyi çekip alacak kadar alçalmış ve hadiseyi bilen yakınları¸ olaydan sonra zulme ve baskıya maruz bırakılmıştır. Dördüncü olarak¸ Ahmed Cevdet Paşanın nakline göre; 1881 tarihine kadar olayın müphem ve şüpheli kaldığını¸ o tarihe kadar herkesin intihar ettiğine inandığını ve bu tarihten itibaren meselenin anlaşıldığını kaydetmektedir. Beşinci olarak¸ o dönemi ve bizzat olay günlerini yaşayan muteber tarihçilerin (Ahmed Cevdet Paşa ve Mahmûd Celâleddin Paşa gibi)¸ son dönem tarihçilerinin (Abdurrahman Şeref ve Mahmut Kemal gibi) ve de olay sırasında yayınlanan Avrupa basınının da kanaati olayın bir cinayet olduğu yönündedir.


Kısaca¸ İngilizlerin kuklası olan Midhat Paşa¸ Hüseyin Avni Paşa ve benzeri hırslı kişiler¸ kendi gayr-i meşru emellerine ters gördükleri Abdülaziz'i¸ İngilizlerin tahrikiyle şehid etmişlerdir. Bu kişilerin ve devletlerin Osmanlı aleyhine siyasetlerini reddeden 32. Osmanlı padişahı hunharca katledilmiştir. Tüm bunların ispatını ise Yıldız Mahkemesi kararında görebiliriz.


Yıldız Mahkemesinin kararı ise şu şekildedir:


  Sultan Abdülaziz Han; Sadrazam Mütercim Rüşdi Paşa¸ Serasker Hüseyin Avni Paşa¸ Şeyhülislâm Hayrullah Efendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları neticesinde 30 Mayıs 1876'da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz altın lira maaşla Fer'iyye Sarayına bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa¸ Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4 Haziran 1876'da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine gidilmedi.
Sultan Beşinci Murad Han'ın kısa saltanatından sonra padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid Han¸ amcası Abdülaziz Han'ın şehit edilmesiyle ilgili olarak el altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vasıtalı olarak yaptığı soruşturma neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip¸ suikastla öldürüldüğü kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881'de soruşturmaya başladı. Soruşturma komisyonunda Şûray-ı Devlet Tanzimat Dairesi başkanı Çorluluzade Mahmud Celâleddin Beyle mabeynci Ragıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan soruşturma sırasında sanıklar ve şahitler dinlendi. Soruşturma neticesinde; bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülaziz Han'ın hizmetine tayin olundukları¸ Abdülaziz Han'ın icabında kendisini savunabileceği palasının bir tertiple alındığı¸ üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara odasında muayene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer'iyye Karakoluna indirildiği¸ ölümü hakkında on dokuz doktor tarafından verilmiş raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen makasın bu yaraları meydana getirilebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifadede bulunulduğu¸ Hüseyin Avni Paşanın; “Bu avam cenazesi değildir. Size her tarafını muayene ettirmem.” demek suretiyle tam muayeneye mâni olduğu¸ cenaze görülmeden yalnız Fahri Bey'in sözüyle yetinilmek suretiyle şer'î (dinî) îlam yazıldığı¸ Abdülaziz Han'ın hizmetine tayin edilen pehlivan Mustafa ve Hacı Mehmed'in olaydan sonra cüzî bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla memleketlerine gönderilmiştir.” diye halka ilan edildiği¸ Abdülaziz Han'a büyük kin besleyen Hüseyin Avni Paşanın olay günü Kuzguncuk'taki yalısından ilk olarak Fer'iyye'ye gelmiş olduğu¸ Damat Mahmûd Celâleddin ve Damat Nuri Paşaların Beşinci Murad'ın annesinin isteğiyle Abdülaziz Han'ı öldürmek üzere emir verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan raporda Abdülaziz Han'ın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu belirtildi.


 


BİBLİYOGRAFYA


1-Mahmud Celâleddin Paşa¸ Mir'ât-ı Hakikat c. I¸ s. 116-121.


2-Ahmed Cevdet Paşa¸ Tezâkir¸ c. IV¸ s. 155-160.


3- Enver Ziya Karal¸ Osmanlı Tarihi¸ c. V¸ sh. 169-264; c. VII¸ sh. 355-360.


4- Abdurrahman Şeref Efendi¸ “Sultân Abdülaziz'in Vefatı İntihar mı Katl mi?”¸ TTEM¸ nr. 683¸ s. 321-325.


5- i. Hakkı Uzunçarşılı¸ “Sultân Abdülaziz Vak'asına Dair Vak'anüvis Lütfi Efendi'nin Bir Risalesi”¸ s. 349-373.


6-Yımaz Öztuna¸ Devletler Ve Hânedânlar¸ c.II¸ s. 274-288.

Sayfayı Paylaş