TARİHTE MİLLETİMİZ

Somuncu Baba

"Osmanlı'nın¸ Amerika'nın bağımsızlığını elde etmesi ve iç savaşı Kuzeylilerin kazanmasında aktif bir rol oynadığı da bugün kimin aklına gelir. Günümüzün süper devleti olduğunu iddia eden Amerika'nın¸ dün Osmanlı'nın yardım ve minnetine muhtaç olduğu¸ bugün belki hayal bile edilemez."

İslâm Şairi Mehmet Akif'in şu bedaat yüklü satırları¸ dünkü azamet ve şevket devrelerinden¸ bugün hâlâ dünya muvazenesinde hak ettiği yeri alma¸ içtimaî barış ve istikrarı sağlama uğraşı veren milletimizin içinde bulunduğu duruma işaret etmesi bakımından çok manidar:


 


"Bir zamanlar biz de millet hem de nasıl milletmişiz


Gelmişiz dünyaya; milliyet nedir öğretmişiz


Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin


Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin


Görmemiş benzer¸ o müthiş seyre¸ hem görmez beşer


Bir taraftan dinimiz¸ ahlâkımız¸ irfanımız¸ ihsanımız."


 


Burada¸ ihtişam devrelerinden vereceğimiz çarpıcı misallerle kendinizi derin bir murakabe ve muhasebe içinde bulacak¸ hâlihazırdaki vaziyetimizi daha iyi kavrayacaksınız. Bunları¸ geçmişe özlem duyma ve onu geri getirme adına değil¸ bizi içine çeken siyasî-içtimaî anafordan kurtulmaya medar olacak dersler çıkarma¸ bizi biz yapıp aziz ve güçlü kılan haysiyet¸ itibar ve değerlerimizi yeniden kuşanma adına zikredeceğiz.


 


Fransa'yı¸ Osmanlı Ayakta Tuttu


1525'teki Pavya Savaşı'nda Almanya'ya yenilen Fransa¸ esir Kral I. Fransuva'nın rica ve minnetiyle¸ Kanuni'nin yardım etmesi neticesinde yıkılmaktan kıl payı kurtulmuştu. Fransuva'dan sonra tahta geçen II. Henri de¸ Alman tehdidine karşı devletinin varlık ve bekasını muhafaza etmenin yolunun¸ Osmanlı himayesinden geçtiğinin farkına varmış ve buna nail olmak amacıyla padişaha yazdığı şu mektupla adeta yalvarmıştı:


"Şimdiki durumda¸ Fransa'nın hiçbir şeyi kalmamıştır. Padişah Hazretlerinden başka hiçbir yerden de ümidi yoktur. Ancak¸ bundan önce de birçok defa Padişah Hazretlerinin yardımları görülmüştür. Eğer biraz para ve mal yardımı yapılırsa¸ Fransa bundan ebediyen minnettar kalacak ve Türk cömertliği bir defa daha dünyaya nam salacaktır. Bu yardım¸ cihan padişahı için hiç mesabesindedir."


II. Henri'nin yardım talebine Osmanlı¸ her zaman ve herkese yaptığı gibi müspet mukabelede bulunmuş¸ imzalanan anlaşmaya göre Fransa'ya verilen borcun ödeneceği ana kadar donanmasının rehin kalmasını esasa bağlamıştı.[1]


Yapılan yardımların yanı sıra yine Kanuni döneminde (1535) ilk kez Fransa'ya verilen ve 1740'da sürekli hâle getirilen kapitülasyonlarla bahşedilen¸ iktisadî ve ticarî imtiyaz ve lütuflar ise¸ bunların cabası olmuştu. Zirve devrini idrak eden Osmanlı için¸ güç ve kudretinin sarsılmasında hiçbir yan etkisi olmayan bu kapitülasyonlar¸ o zaman küçük bir bahşiş ve atiye kıymetindeydi. Zira yalnızca¸ gümrük vergisini asgariye indirmeyi ve Osmanlı ülkesinde serbestçe ticaret yapabilmeyi içeriyordu. Dahası¸ Almanya'nın başı çektiği Avrupa-Haçlı Birliği'ni parçalamada Fransa'yı kullanmak ve ticarî-iktisadî ilişkileri geliştirmek noktasında kapitülasyonlar son derece önemli faydalar sağlamıştı.


Osmanlı'nın Fransa'ya yaptığı yardımların en muhteşemlerinden biride¸ Kral I. François'in daveti üzerine Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa komutasında 1543'te gerçekleşmişti. Bu seferki yardımın amacı Alman İmparatoru Şarlken tarafından işgal edilen Nice şehrini kurtarmaktı. Barbaros¸ 150 parçalık dev Osmanlı filosu ve 30 bin kişilik mürettebatıyla Marsilya'ya ulaşmış ve şehri top atışlarıyla selamlamıştı. Yardımlarına gelen Osmanlı gemilerini gören Fransızlar¸ görkemli bir karşılama merasimi düzenlemişler ve efsane denizci Barbaros onuruna görülmemiş bir ziyafet vererek onu başköşeye kurdukları muhteşem bir tahta¸ azametle oturtmuşlar ve hayranlık dolu bakışlarla onu izlemeye koyulmuşlardı.


Ancak yaklaşan kış yüzünden harekâtı ertesi bahara ertelemek icap etmişti. Tekrar İstanbul'a gidip dönmek çok masraflı ve zahmetli olacağından¸ kışı Fransa'da Toulon limanında geçirmek uygun görülmüştü. Toulon şehrinde evler boşaltılacak ve giden ahalinin evlerine Osmanlı askerleri misafir edilecekti. Şehir kısa sürede adeta Müslüman bir şehre dönüşmüştü. O günleri yaşayan Toulonlular yıllar yılı birbirlerine¸ Türklerin gelişiyle birlikte namaz kılınmaya başlanan şehrin¸ birdenbire sükûnete büründüğünü ve "ikinci bir İstanbul" haline geldiğinden bahsedeceklerdi.


Fransız Büyükelçisi Jean de Montluc¸ Osmanlı denizcilerinin bu adil¸ yardımsever ve insancıl tutumlarının¸ Fransızların hafızasında nasıl silinmez bir iz bıraktığından şöyle söz etmiştir: "Bu büyük ve güçlü ordu¸ efendim Fransa kralına yardım için gönderilmiştir. Türklerin herhangi bir kimseyi incittiklerine dair şikâyet olmamıştır. Nazik davranmışlardır. İaşeleri için aldıkları her şeyi¸ karşılığında para vererek almışlardır." Nihayet Osmanlı donanması bu seferden de¸ en azından Güney Fransa'nın işgaline engel olmayı başararak dönmesini bilmişti.[2]


 


Amerika'ya Osmanlı Yardımı


Osmanlı'nın¸ Amerika'nın bağımsızlığını elde etmesi ve iç savaşı Kuzeylilerin kazanmasında aktif bir rol oynadığı da bugün kimin aklına gelir. Günümüzün süper devleti olduğunu iddia eden Amerika'nın¸ dün Osmanlı'nın yardım ve minnetine muhtaç olduğu¸ bugün belki hayal bile edilemez. Bundan bir-iki asır öncesine kadar devletlerin kurulması ve yıkılmasını¸ dünyanın en kudretli ve süper devleti olarak Osmanlı tayin ediyordu. Osmanlı arşiv kayıtlarında "Memâlik-i Müctemia-i Amerika Devleti" olarak geçen Amerika'nın kurulması ve bağımsızlığını ilan etmesinde¸ kaynakların belirttiğine göre Osmanlı'nın hatırı sayılır bir payı olmuştu. İngiltere'ye karşı özgürlük mücadelesine girişen Amerika'ya 1770'li yıllarda Osmanlı¸ gemilerle yardım göndermişti. O zamanlar Amerika¸ Devlet-i Âli'ye bakarak küçücük bir devletti ve İstanbul'da ancak maslahatgüzar seviyesinde temsil edilebiliyordu.


18. yüzyılda Müslüman korsanların "semiz ördek" diye dalga geçtikleri ABD'nin¸ gemilerinin Akdeniz'de rahat seyahat etmesini sağlamak için Osmanlı Devleti'nin bir vilayeti olan Cezayir'e 117 yıl boyunca haraç ödediği de tarihî bir gerçektir. 1795'te Cezayir Dayısı Hasan Paşa ile ABD'nin Cezayir Konsolosu Joel Barlow tarafından Türkçe olarak kaleme alınan anlaşma ile ABD gemileri¸ Osmanlı himayesinde Akdeniz ve Avrupa'da ticaret yapma imkânına kavuşmuştu. ABD¸ Cezayir'in himayesi ve esirlerinin serbest bırakılması için (çünkü 1787'de 100 kadar Amerikalı¸ 1794'te de 119 kişilik mürettebatıyla 11 Amerikan gemisi korsanların eline düşmüştü) 2 milyon 274 bin Meksika Doları (ki bu¸ 10 milyon doları bulan yıllık gelirinin beşte birine dek bir rakamdı) ödemeyi ve anlaşmanın devam etmesi için her yıl 12 bin Cezayir altını (21.600 Dolar) veya bunun değerinde mühimmat ve malzeme vermeyi ve ayrıca¸ yolcular için kişi başına 4.000 dolar¸ kabin görevlileri için de 1.400 dolar ödemeyi de kabul etmişti. Böylelikle¸ Amerikan Kongresi tarihinin en ağır haraçlarından birini onaylamak zorunda kalmıştı.[3]


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Gencer¸ 14. Türk Tarih Kongresine sunduğu tebliğinde¸ ABD'nin Osmanlı ile ticaret antlaşması imzalayabilmek için 45 yıl uğraştığını belirtmiştir. Sultan II. Mahmud¸ Amerika'nın dünyada rüştünü ispatlamış harp gemilerinin teknolojisinin Osmanlı'ya aktarılması "gizli şartı" ile 1830'da bu devletle bir dostluk ve ticaret antlaşması yapmaya razı olmuştu. Ancak Amerikan senatosunun söz konusu gizli maddeyi anlaşmadan çıkarması üzerine II. Mahmud¸ ABD elçisini huzurdan kovmaktan çekinmeyecekti. Olaydan kısa süre sonra Sarayburnu'na gelen bir ABD savaş gemisi "içindeki gemi yapım malzemeleri ile satışa çıkarıldığının" duyurulmasını müteakiben Osmanlı¸ bu gemiyi hibe sayılabilecek bir bedelle satın almış ve böylelikle anlaşmadaki gizli madde ABD tarafından gayrı resmi anlamda yerine getirilmişti.[4]


Dönemin ABD Başkanı Andrew Jackson'ın¸ Sultan II. Mahmud'a gönderdiği mektuplar¸ Amerika gibi himmete muhtaç ufak bir devletin¸ Osmanlı gibi bir cihan devletine duyduğu hayranlık ve minneti ifade etmesi bakımından son derece ilginç ve çarpıcıdır. Sultan Abdülmecid devrine denk gelen 1860'daki Amerikan iç savaşında da Osmanlı¸ yaptığı katkıyla aktif bir rol oynamıştı. Savaşın en kritik bir hengâmesinde Kuzey Hükümeti¸ Osmanlı'dan askerî yardım talebinde bulunmuş ve Padişah Abdülmecid¸ bu talebe¸ 1860 yılında 120 deve yükü askerî malzeme ile 100 has asker göndererek yerine getirmişti. Hatta¸ Osmanlı askerleri¸ sahip oldukları bilgi¸ beceri ve tecrübeyle¸ Kuzeylilerin savaşı kazanmalarında ciddi bir misyon üstlenmişlerdi.


Bunları arşivlerden tespit edenler bizatihi Amerikalı tarih araştırmacılarıdır. Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Şevket Karaduman¸ bu askerlerin daha sonra Amerika'ya yerleştiğini ve birçok bölgede torunlarının hâlâ yaşadığını belirtmektedir. Mesela¸ bunlardan kafilede deve bakıcısı olan üç Türk¸ Amerika'da kalmışlar ve ticarî hayattaki girişimleriyle büyük başarılara imza atmışlardır. Birisi¸ Amerika'da deve ile ilk posta teşkilatını kurmuş¸ diğeri Camel ‘Deve' marka sigaranın temellerini atmış; paketlerin üzerine ‘Turkish' ibaresini dâhi koymuştur. Üçüncü deve bakıcısı olan¸ Amerika'dan Meksika'ya geçerek siyasî arenada büyük bir aktivite göstermiştir. O kadar ki¸ torununun Meksika Cumhurbaşkanı olduğu söylenmektedir.[5]


Bu bilgilerden; 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarında¸ Osmanlı topraklarından Amerika Kıtasının kuzeyine (ABD ve Kanada) ve güneyine (Brezilya ve Arjantin) göçler yaşandığı tarih ışığında anlaşılmaktadır. Göçlerin büyük çoğunluğunu azınlıklar oluşturmuş¸ ancak içlerinde azımsanmayacak ölçüde Osmanlı Türk'ü (Müslüman'ı) de yer almıştır. Amerikan istatistiklerine göre¸ 1820 ile 1920 yılları arasında¸ yarım milyona yakın kişi Osmanlı topraklarından ABD'ye yerleşmek üzere göç etmiştir. Tarih profesörü Kemal Karpat'a göre de¸ bunların en az %15'i Müslüman'dı ve tahminen 50 bini de Türklerden oluşmaktaydı.[6]


Az evvel zikrettiğimiz Amerikan iç savaşını Kuzeylilerin kazanmasında olağanüstü rol oynayanlardan biri de; çoğunluğunu Amerika'ya göç etmiş Osmanlı'nın eski tebaası Müslüman milletlerin oluşturduğu "Zouave Alayları" idi. Albay Elmer Ellsworth komutasındaki Zouave Alaylarının en belirdin özelliği "Osmanlılar gibi giyinmeleriydi". Beyaz sarık¸ kırmızı kuşak ve lacivert ceket kullanan birliklerin¸ Güneylileri savaş meydanlarından "hallaç pamuğu gibi savurduğu" ve disiplinleri¸ cesaretleri ve güzel ahlâkları ile diğer askerlere "emsal teşkil ettiği" kaynaklarda zikredilmektedir.[7]


 






[1] Nakleden İbrahim Refik¸ Tarih Şuuruna Doğru¸ C.2¸ İstanbul 1999¸ s.151-152.



[2] Halil İnalcık¸ "Siyaset¸ Ticaret¸ Kültür Etkileşimi"¸ Yay. Haz: H. İnalcık¸ Günsel Renda¸ Osmanlı Uygarlığı¸ C.2¸ Ankara 2003¸ s.1063; Clarence Dana Rouillard¸ The Turk in French History¸ Thought and Literature (1520-1660)¸ Paris¸ 1938¸ s.120; Dorathy M. Vaughan¸ Europe and the Turk: A Pattem of Alliances 1350-1700¸ Liverpool at the University Press¸ 1954¸ s.127; nakleden Mustafa Armağan¸ "Barbaros Fransa'da Namaz Kılarken"¸ Yeni Dünya Dergisi¸ Mart 2007¸ s.33-34.



[3] Emre Yusufçuk¸ Metin Davutoğlu¸ "Bir Zamanlar ABD¸ Osmanlı'ya Vergi Ödüyordu"¸ Zaman Gazetesi¸ 23 Eylül 1993¸ s.16.



[4] İhsan Ilgar¸ "İlk Türk-Amerikan Ticaret Antlaşması"¸ Hayat Tarih Mecmuası¸ Ekim 1969¸ Sayı: 57¸ s.4-7; Yeni Şafak Gazetesi¸ 6 Ekim 2002.



[5] Akit Gazetesi¸ 19 Ağustos 1994. Amerika'daki Türkler hakkında ayrıntı için bkz. Birol Akgün¸ "Osmanlı Türklerinin Amerika'ya Göçü"¸ Türkler Ansiklopedisi¸ C.20¸ Ankara 2002¸ Yeni Türkiye Yay.¸ s.890-896; Sevgi Ertan¸ "Amerika'daki Türklerin Tarihi"¸ Türkler Ansiklopedisi¸ C.20¸ s.881-883 vd.



[6] Kemal Karpat¸ "Turks in America"¸ Less Annales de I'Autre Islam¸ No: 3¸ 1995¸ s.231-252; nakleden Akgün¸ agm.



[7] Hakan Yılmaz¸ "Amerikan İç Savaşındaki Sarıklılar: Zouave Alayları"¸ Zaman Gazetesi Turkuaz Eki¸ 30 Mayıs 2004¸ s.1¸ 11.

Sayfayı Paylaş