OLMUŞ OLANI, OLMAKTA OLANI VE GELECEKTE OLACAK OLAN ŞEYLERİ BÜTÜN AYRINTISINA VARINCAYA KADAR BİLEN: EL-ALÎM

Somuncu Baba

"Deprem¸ tsunami¸ sel baskınları vb. gibi tabiat olayları başta olmak üzere¸ insan doğduğu yeri¸ anne-babasını¸ fizikî yapısını¸ cinsiyetini¸ akıl gücünü¸ dilini¸ derisinin rengini ve ecelini vb. gibi hususları seçmemiştir¸ ilâhî kudret tarafından önceden belirlenmiştir. İnsan bu konularda her şeyi bilen ve her şeye egemen olan Allah'ın kaderine teslim olmalıdır."

el-Alîm¸ Yüce Allah'ın ilim sıfatını ifade eden en güzel isimlerinden birisidir. "Bilmek" anlamındaki ilim kökünden gelen el-Alîm; "hakkıyla bilen¸ çok bilen ve her şeyi ilmi ihata etmiş" anlamına gelir. O¸ yarattığı varlıkların bilmediği sırları ve gizlilikleri en ayrıntısına varıncaya kadar bilir. Allah'ın bilmesi¸ zaman ve mekân kayıtlarının dışındadır. Çünkü zaman ve mekân mahlûktur; yaratan da O'dur. Bu sebeple O¸  olmuş olanı¸ olmakta olanı¸ gelecekte olacak olanları bilir ve varlık âleminde hiçbir şey kendisine gizli kalmaz. Ayrıca O'nun ilmi¸ her şeyin içini¸ dışını¸ inceliğini¸ açıklığını¸ küçüğünü¸ büyüğünü¸ önünü¸ sonunu¸ altını¸ üstünü¸ başlangıcını¸ bitimini kuşatmıştır.[1] Çünkü ezelî ve ebedî olan sadece ve sadece O'dur. Allah'ın bilmesi nihayetsizdir. İnsanların bilmesi ise nisbî ve ârizîdir. Allah'ın ilmi kadîm/ezelî¸ insanların ilmi ise hâdis/sonradan olmuştur. İlim¸ Allah katındandır. O'nun katındaki bu ilimden insanlar nasiplenirler.


İmâm Gazâlî'ye göre insanın ilmi¸ Allah'ın ilminden üç bakımdan ayrılır: Birincisi¸ insanın bilgisi sonradan olup sınırlıdır; Allah'ın ilmi ise¸ sınırsızdır.  O halde sınırlı olan bir ilim¸ sınırsız olan bir ilme nasıl denk olabilir?. İkincisi¸ insanın bilgisi açık olsa da bu açıklık yine de son sınıra ulaşamaz; Allah'ın ilmi ise¸ son derece açıktır. Üçüncüsü ise¸ Allah'ın ilmi¸ varlıktan iktibas değil¸ aksine varlık¸ Allah'ın ilminden alınmadır. İnsanın varlığı bilmesi¸ varlıkla birlikte hâsıl olmuştur. İnsanın varlık hakkındaki her türlü bilgisi¸ varlığın yaratılmasından sonradır. Allah'ın varlığı bilmesi ise¸ varlığın var olmasından öncedir.[2] Dolayısıyla¸ insanın şerefi¸ Allah'ın bir sıfatı olan ilme sahip olmasıyla ortaya çıkar. İnsan¸ varlık üzerindeki nizamdan hareketle Allah'ın bilgisini kavramaya güç yetirebilir.


Kur'an-ı Kerîm'de Allâhu Teâlâ'nın "el-Alîm" vasfı¸  tek başına da gelmiştir.[3] Bu âyetlerde Yüce Allah'ın yeri göğü yarattığından¸ Allah yolunda gizli ve açık harcamalardan ve haksızlıklar yapmamak gerektiğinden söz edilir. Neticede "Allah her şeyi bilir." denilmek suretiyle¸ sayısız uyarılar yapılır. Amaç¸ insanın hakkıyla Allah'ı takdir etmesi ve ahlâkî alanda bozulmaya karşı kendisini korumasıdır. Zaten Allah'ın en güzel isimlerini bilmek¸ aynı zamanda ahlakî anlamda o isimlerin gereğini yerine getirerek olgunluğa erişmeyi sağlamak değil midir?  Bir mü'minin inancına göre Allah¸ küllîleri bildiği gibi cüz'îleri de bilir.  O'nun "el-Alîm" isminde bütün ilimlerin ilmi vardır. O'nun ilmi olmasaydı¸ dinî ve kevnî ilimler nereden çıkardı? Bilim ve teknoloji alanındaki keşifler nasıl yapılırdı? Nitekim şu âyet bu hususu çok güzel tasvir eder: "Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane¸ hiçbir yaş¸ hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah'ın bilgisi dâhilinde¸ Levh-i Mahfuz'da) olmasın."[4] Bu âyette¸ Allah'ın ilminin sınırsız olduğuna dikkatlerimiz çekilmiştir. Allah'ın ilminden hisselenen bir ilim adamı¸ gurur ve kibre kapılarak O'na karşı müstağnî bir tavır içine girmemelidir. Zira kök itibariyle ilim ve belirti anlamına gelen âlem aynı kaynaktan gelir. Bütün ilmî keşifler ve buluşlar Allah'ın varlığının ve birliğinin bir belirtisi ve alâmetidir. Bu sebeple "her bilenin üzerinde bir Bilen'in var olduğu"[5] asla akıldan çıkarılmamalıdır.


Yüce Allah Her Şeyi Bilmektedir.


Yüce Allah sadece¸ açığa vurduğumuzu değil¸ gönüllerimizde gizlediğimizi de bilir.[6] Onun için bir Müslüman Rabbimizin bize öğrettiği gibi şu şekilde dua edilmelidir: “Rabbimiz! Şüphesiz sen¸ gizlediğimizi de¸ açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.[7] Her şeyi yaratan Allah olduğuna göre bizi de O yaratmıştır. "Hiç yarattığını bilmez olur mu? O'dur gizlilikleri bilen Lâtif¸ Habîr."[8] Her şeyin anahtarları kendi nezdinde olan¸ kendisine hiçbir şey gizli olmayan Yüce Allah'ın engin ilmi karşısında bize düşen sorumluluk¸ O'nun hoşnut olmayacağı söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmak¸ itikadî¸ fikrî ve amelî hayatımızı O'nun ilâhî talimatlarına göre düzenlemektir.


Kur'an-ı Kerîm'de Yüce Allah'ın "el-Alîm" ismi¸ 153 yerde kendisine nisbet edilmiş ve el-Esmâü'l-Hüsnâ'dan birçok isimle birlikte kullanılmıştır. Elbette bu isimlerden bir kısmı O'nun Celal¸ bir kısmı da Cemal yönünü ifade eder. el-Alîm ismiyle birlikte kullanılan her bir isim kendi bağlamında büyük hakîkatleri ve anlamları çağrıştırır. Bazı misaller şöyledir:


"Hakîm Alîm": "Doğrusu rabbin Hakîm'dir¸ Alîm'dir."[9] Hakîm ismi Allah hakkında kullanıldığında¸ "hükmeden¸ varlıkları en mükemmel bir şekilde bilen ve yaratan¸ birbiriyle en uyumlu bir şekilde düzene koyan" anlamlarını kapsar.[10] Hakîm olanın eylemi¸ hikmettir. Hikmetse¸ varlıkların en yücesini ilimlerin en faziletlisi ile bilmektir. Varlıkların en yücesi şanı yüce olan Allah'tır.  Gerçekten Hakîm ile birlikte Alîm vasfının kullanılmış olması ne kadar anlamlıdır. 


"Semî' Alîm": "O¸ Semî'/işitir ve Alîm/bilir."[11] İşitilmek türünden olan her şeyi işitmek¸ Yüce Allah'ın kemal sıfatlarındandır. Her şeyi sınırsız bir şekilde işiten elbette o varlığın her şeyini bilir. Zira işitmek bilmenin öncülüdür. Bu sebeple bir Müslüman¸ Allah'ın bir emaneti olan kulağını bir vasıta olarak Allah'ın razı olmadığı konularda kullanmamalıdır.


"Alîm Habîr": "Allah şüphesiz bilen/Alîm'dir¸ her şeyden haberder/Habîr'dir."[12] Alîm¸ aynı zamanda herşeyin içyüzünü ve gizliliklerini bildiğine göre¸ yarın kıyamet gününde tek tek yaptıklarımızdan haber verecektir.


"Azîz Alîm": "Bu Azîz olanın ve Alîm olanın nizamıdır."[13] Aziz¸ mülkünde güçlü ve egemen olan ve hiçbir şeyin kendisine galebe çalamadığı yegâne varlık anlamına gelir. Emsali bulunmadığı halde kendisine şiddetle ihtiyaç duyulan bir varlık¸ aynı zamanda engin bir bilginin mümessili ve sahibidir. Bundan nefsine uyup¸ müstağnî ve kibirli olan kimseler ders çıkarmalıdırlar.


İnsan¸ Sorumlu Tutulan Alanda Özgürdür


"Alîm Kadîr": "O¸ Alîm'dir¸ her şeye Kadîr'dir."[14] Burada Allah'ın bilmesi¸ her şeyi ezeli ilmiyle belirlemesi anlamına gelir. Her şeye gücü yeten İlâhî kudret¸ ezelî ilmiyle birlikte insan iradesinin dışında bulunan şeyleri belirlemiştir. İnsan bu konularda ancak tedbir alabilir. Deprem¸ tsunami¸ sel baskınları vb. gibi tabiat olayları başta olmak üzere¸ insan doğduğu yeri¸ anne-babasını¸ fiziki yapısını¸ cinsiyetini¸ akıl gücünü¸ dilini¸ derisinin rengini ve ecelini vb. gibi hususları seçmemiştir¸  ilâhî kudret tarafından önceden belirlenmiştir. İnsan bu konularda her şeyi bilen ve her şeye egemen olan Allah'ın kaderine teslim olmalıdır.


"Hallâk Alîm": "O¸ Hallâk/Yaratan ve Alîm/Bilendir."[15] Hallâk¸ yaratmada süreklilik bildiren ve yarattıktan sonra tekrar tekrar yaratan anlamına gelir. Elbette bizi yaratan Yüce Allah¸ bizim her şeyimizi bilir.  Yüce Allah'ın bilmesi¸ aynı zamanda yaratması anlamına gelir. Bütün zamanlar için bir şeyi yaratmak¸ önceden onun mü'min¸ kâfir şeklinde inancını belirlemek anlamına gelmez. Bunun misali de¸ Allah'ın bizi sorumlu tuttuğu konularda irade hürriyetine sahip olmamızdır. İnanç seçimi¸ ibadetleri yerine getirip getirmeme¸ ahlakî değerlere uygun yaşayıp yaşamama gibi konularda insan yayıp ettiklerinde hür bırakılmıştır. Neticesine katlanacaktır. Yüce Allah'ın "Hallâk-Alîm" isimlerini bu bağlamda değerlendirebiliriz.


"Fettâh Alîm":  "Adaletle hükmeden/Fettâh¸ Alîm O'dur."[16] el-Fettâh¸ kapalı olan her şey inâyetiyle açılan¸ her müşkil/zor¸ sorun¸ hidâyetiyle giderilen İlâhî Zât'ın vasfıdır. Her müşkil olanı O çözdüğüne göre aynı zamanda o iş ve varlık hakkında bilgisi de sonsuzdur. İnsan¸ Allah'ın en güzel isimlerinden olan el-Fettâh'ın varlık alanında nice fetihlere kapılar açmak suretiyle tecellî edeceğini bilmeli ve O'nun Alîm olduğunu da idrak edip fethe mazhar olabilecek mânevî donanımları öncelikle yerine getirmelidir. Gerisi¸ Allah'ın takdirindedir.


"Alîm Halîm": "Allah Bilen'dir¸ Halîm'dir:" Halîm¸ bilenin vasfıdır. Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Halîm¸ kendisine isyan edenleri ve emirlerine muhâlefet edenleri gördüğü halde öfkesine kapılıp da hemen cezalandırmayan Allah'ın bir ahlâkıdır. Her şeyi bilen Allah¸ kullarına karşı suçlarından ve hatalarından dönerler diye süre vermektedir.


"Şâkir Alîm": "Doğrusu Allah¸ Şâkirdir/şükrün karşılığını verendir ve Alîmdir."[17] Allah¸ eş-Şekûr'dur. Allah'ın kullarına şükrü¸ onları günahlarından dolayı bağışlaması¸ amellerinin karşılığını verip onları övmesidir. Allah'ın kullarını övmesinin mânâsı¸ kendisine içten gelen bir duygu ve kabulle itâate teşviktir. İnsanların O'na olan itâati¸ ister az olsun¸ isterse çok olsun¸ önemli olan sürdürülür bir itâat olmasıdır. Kaldı ki¸ itâatin en saygıya değeri¸ az da olsa devamlı olanıdır. Bu sebeple Allah'ın eş-Şâkir ve eş-Şekûr ismini ahlak edinen bir Müslüman her daim şükrünü ve takdirini Yüce Mevlâ'nın bildiğini¸ kesinlikle mükâfatını vereceğini hatırından çıkarmamalıdır.


"Vâsi' Alîm": "Allah her yeri kaplar/Vâsi' ve her şeyi bilir-Alîm."[18] Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vâsi'¸ O'nun kudret¸ ilim¸ rahmet ve ilâhî lütuflarının her şeyi kaplayacağı anlamını ihtiva eder. O'nun rahmetnin enginliği ilmiyle bütünleştiğine göre bir insana düşen aczini itiraf edip¸ boyun bükmektir.


O halde Yüce Allah¸ Alîm'dir. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. İnsan¸ gayret ve çabasıyla O'nun ilminden istifade edebilir. Allah'ın ilmi¸ yerine göre insan ve bütün varlığın kaderini belirlemesi¸ yerine göre insan ve bütün varlığı yaratması anlamına gelir. Bu bağlamda insanlar özgür iradeleriyle yapıp ettiklerinden hesaba çekileceklerini asla unutmamalı ve ona göre yaşamalıdırlar.


 






[1] Gazali¸ el-Esn⸠58.



[2] Gazalî¸ a.g.e.¸ s. 51.



[3] Bkz. 2/Bakara¸ 29¸ 215¸ 273¸ 282; 4/Nis⸠176; 5/Mâide¸ 97.



[4] 6/En'âm¸ 59.



[5] 12/Yûsuf¸ 76.



[6] Bkz. 5/Mâide¸ 7.



[7] 14/İbrâhîm¸ 38.



[8] 67/Mülk¸ 14.



[9] 6/En'âm¸ 83¸ 128; 2/Bakara¸ 32.



[10] İsfehânî¸ el-Müfredat¸ 127.



[11] 6/En'âm¸ 115.



[12] 31/Lokmân¸ 34.



[13] 6/En'âm¸ 96.



[14] 42/Şûr⸠50.



[15] 36/Yâsîn¸ 81.



[16] 34/Sebe'¸ 26.



[17] 2/Bakara¸ 158.



[18] 2/Bakara¸ 115; 3/Âl-i İmrân¸ 73.

Sayfayı Paylaş