MİSAFİR MİYİZ?

Somuncu Baba

"Artık misafirlik¸ kültür tarihimizin kitaplarında kaldı. O da terim olarak. Ev¸ hane¸ aile hep yalnız kaldı. Yalan oldu hısım akraba. Donanımlı¸ son derece lüks evler dışa kapalı¸ aileler içe…"

Çocukluğumuzda -yıllar önce- duyardık ve bilirdik. Neyi? Misafirliği¸ misafiri. Kulağımıza çok hoş çağrışımlarla gelirdi. Haberi de kendisi de… Misafir kapıya gelmeden evi¸ ev halkını bir tatlı heyecan sarardı. Hane şenlenirdi birden. Şimdi ise o günleri kıyaslamayacağıma söz veremiyorum. Ne desek boş. Deme en iyisi. Çok üzülüyorum çok. Bu yetmez mi?


Hep derim. Mahalle öldü¸ sokak bitti. Yerine "siteler" konduruldu. Soğuk¸ donuk¸ yüksek¸ mağrur¸ estetikten yoksun¸ zevksiz beton bloklar. İçindekilere de yansıyor bu vasıfları. Tabanda çimler¸ süs bitkileri¸ süs havuzları. Ölçülü endüstriyel taşlar¸ mermer yollar¸ granit malzeme aynen sakinlerini de öyle yapmış. Tebessüm özürlü¸ selam vermez¸ buzdan heykeller gibi site sakinleri arasında her köşede özel güvenlik sanırsın ortaçağın kale kentindesiniz. Zengin¸ seçkin ve aristokrat sınıf. Orta sınıfın da var siteleri. Bakımsız bahçe¸ viran olmuş¸ boyası dökülmüş sıvalar¸ kapıcı ile bahçıvan karışımı görevliler yolunuzu her an kesip aidat ve yakıt parası istemlerini olur olmaz her yerde dillendirirler. Bahçelerde birkaç oturak¸ bir sürü kırık bozuk kaydırak ve otomobillerin rahatı için tanzim edilmiş otopark. İnsanlar rahat… Elit sitelere yanlışlıkla misafir falan olayım demeyin sakın. Bir savcılık kâğıdı istemedikleri kalıyor. Elinizde özel kartınız yok¸ içerideki de sizi telefonda lütfen kabul edecek ya da etmeyecek. Boş ver. Onlar güvenlik içindir doğru. Ortam bozuk. O da doğru. Hoca Nasreddin misali herkes haklı. Canım ben de haklıyım. Bu devirde misafir de neyin nesi? Herkes otursun evinde. Aman sen de…


Artık misafirlik¸ kültür tarihimizin kitaplarında kaldı. O da terim olarak. Ev¸ hane¸ aile hep yalnız kaldı. Yalan oldu hısım akraba. Donanımlı¸ son derece lüks evler dışa kapalı¸ aileler içe…


"Ne… Yine mi misafir?" Bu cümle bıkkınlığın değil¸ misafirliği bilmemenin¸ misafiri tanımamanın hiç ama hiç anlamamanın ifadesidir. Bu cümle¸ içe dönüklüğün¸ dünyadan kopukluğun ta kendisidir. Bu ailenin fertleri misafirlikten çok psikolojik terapilere giderler. Derdini onlara açarlar¸ bu aile bunaldığında cüzdanını açar. Keşke hanesini açsa¸ keşke sofrasını açsa¸ gönlünü bir gönülden dostuna açsa… Böyle misafir istemez¸ konuk sevmezlik öyle de bulaşıcı ki aldı başını gidiyor. Dışarıda ye¸ "cafe"de iç¸ şurada burada otur. Aman eve girmeyin. Misafir giren eve doktor girmez. Yok ya böyle söz var mıydı? Vardı. Güneş giren eve doktor girmezdi.


 


Dedem Korkut Dilince Diledim


 


 Yuvanızı güneş gibi ısıtan¸ evinize bereket getiren misafiriniz eksilmesin kapınızdan. Gelişiyle ruhunuz genişlesin¸ nefsiniz daralmasın hanım hey. Korkut Atam sağ olsa şöyle devam ederdi kanaatimce; Misafiri sevmeyen¸ çadırına¸ obasına misafir ayağı değmeyeni kara çadıra oturtup bir başına koyalar. O hastadır insan sevmez¸ bizden ırak olsa daha yeğdir. Kim ki yedirmez¸ içirmez o dahi kara donlu¸ kara dinlidir¸ kalbi karadır. Onun dahi oğlu kızı olacağına olmasa daha iyidir. Kimse ile dirlük bilmez ve dahi ekmek nimet paylaşabilmez¸ kimsenin hatırın dahi sorabilmez¸ yada yabana gitmez; vah ona¸ yazık ona. Tanrı Teâlâ yardım ede ana. Neyleyim ki oğul babadan görmeyicek sofra açmaz¸ kız da anadan bilmeyince neylesin. Arkasın döner Tanrı misafirine ne gelirse arkama gelsin deyü yanını dönüp¸ yüzünü asıpturur. Yüce Rabbim seni böylesi hatun kimesnelerden muhafaza buyura. Âmin.


Şimdi misafiri ağırlamanın değil¸ savuşturmanın vaktidir. "Baştan savma" buraya uygun düşer. Oldu ya haydi geldi misafir. Kimi eder bir surat¸ kimi der: "Ne murat?¸ Hayrola¸ hangi rüzgâr¸ ne hizmet?…" derken garibim misafirim de; "Geçiyordum¸ uğradım." diyemez elbette. Şöyle devam eder: "Baktım siz hiç arayıp sormuyorsunuz¸ gidip gelmiyorsunuz. Gidip bir bakayım¸ göreyim istedim.. Özledik valla. Aşk olsun insan bir arayıp sormaz mı?…" Ev sahibi alır sözü: Valla haklısın. Dünya telaşı. İş güç¸ çocukların okulları¸ kurslar bir fırsatımız olmuyor. İnanın hiçbir yere gidemiyoruz. Kimseyi de çağıramıyoruz.. Yoğunluk işte. Olmuyor işte. O esnada evin gençleri hâlâ odalarındadırlar. Bilgisayar ve internette kim bilir hangi sanal dostlukların peşindeler. Kapıya¸ salona kadar gelmişle ne işi olacak onların? Belki akşam yemeğinde bir araya gelir sanırsınız aileyi. Öyle sanın. Hoş geldin deme özürlü gençler çığ gibi büyüyor. Çok çiğler. Hal hatır mı? Büyükler sormuyor ki. Sıradanlaşmış ilişkiler.  Kalkarken içinden "Bir daha gelirsem …"diyorsun ve merdivenlerden hızlı hızlı iniyorsun. Arkanda bir yığın hayal kırıklığı bırakarak…


Tanrı Misafiri


Hangi kavramın başına getirilir "Tanrı" kelimesi. Böyle kaç kelime ve deyim var ki? İşte anlı şanlı o güzel yakıştırma; Tanrı Misafiri. Bir kapıya yanaştın ve kapıyı çaldın da açana Tanrı Misafiri dedikten sonra gerisini sen tahmin etme. Yedi yabancı dahi olsan kimliğin izzet ve ikram için yeter ve artar bile. Yedirirsin¸ içirirsin¸ ağırlarsın¸ azizlersin. Niye¸ kim için¸ kimin adına? Sana her şeyi bahşedenin adına. Yaratanın adını anan misafirin kim adına ağırlandığını biliriz bilmesine de niye bu şimdiki aymazlığımız peki? Bencilliğimiz¸ gururumuz¸ büyüklenmemiz ve de varlığımız bize yeter engel için. Yaratanın sevgisi¸ rızası gözetilmezse; yaratılana hizmet de azalır¸ rağbet de. Vaziyet aynen böyle. Benciliz¸ cimriyiz¸ zenginiz¸ yalnızız. Biz buyuz.


Sen kapa kapını. Rıza kapısını kim aça? Hal böyle olunca hasbelkader bir eve yolun düştükte;


Ev sahibi der: "Aman siz kusura bakmayın. Siz misafir sayılmazsınız. Siz de ev sahibisiniz. Bulunanı yiyelim. (İkramdan kaçmanın kibar ifadesi. Güya gönül alıyor. Utanmasa çarşıdan sen getir biz de yiyelim diyecek de…)  Eridi gitti. Bitti bir güzel hasletimiz¸ misafirperverliğimiz. Kalansa misafirlikle ilgili sözlerimiz¸ latifelerimiz¸ tekerlemelerimiz. Gün gelecek onlar da unutulup gidecek. Kendisi gittikten sonra sözü mü kalır? Şimdilerde en sık kullanılanı -hâlen yürürlükte olanı- : Misafir misafiri istemez / Ev sahibi hiçbirini… Hasta ziyareti için geçerli olanı biz her yerde geçiririz: Ziyaretin kısası makbuldür. (Ev sahibinin de işine gelir doğrusu.) Misafirlik üç gündür. (O eskidendi. Şimdi ise üç saate razı taraflar.) Diğer taraftan bu âlemin de yüzsüzleri yüzsüzmüş yani. (Sıkıysa şimdi de yapsınlar. Ne mümkün?) Gelirmiş günlerce gitmez türünden. Yerleşirlermiş. Böylesi yüzsüz misafire de şöylesi ev sahibi lâzım: (Kaynak Darendeli Merhum Mehmet Delibaş'tan naklen)


"Bir güne bir gündür / İki güne mümkündür


Sen geleli bugün üç gündür / Bu utanmazlık neyedir?" Alır sözü yüzsüz misafir:


"Bak şu dağın kışına¸ / akıl ermez Hak Teâlâ'nın işine


Bu ay olmaz da belki / Gelecek ayın başına." diyerek karşılıklı şakalaşmalarını sürdürürler. "Misafir ev sahibinin danası olur¸ misafir umduğunu değil bulduğunu yer." derken gerçekten işi abartan¸ ziyareti uzatan misafirin önce döşeği incelir sonra minderi altından çekilir¸ sırtından yastık eksilir ve nihayet yemekte kalite düşer¸ çeşit azalır. Ey konuk kardeş¸ hatırın varken¸ gönülden çıkmak istemiyorsan şu söze sakın alınma:


"Ayda gelene Gül döşerler¸/Günde gelene Kül döşerler."


Ey ârif misafir¸ sen sen ol değerini yitirmeden¸ hatırın yerlere serilmeden¸ sevildiğini bilerek azında¸ kararında bırakarak misafirliğini tamamla. Herkes için geçerli olan senin için de geçerli; Soğanın sıkından seyreği iyidir. Seyrek git ki –anan evi de olsa- itibarın azalmasın. Öyle veya böyle öncelikle misafirlik bitmesin.


 Aslında hepimiz zaten misafir değil miyiz? Dünyaya sefere çıkmış bir can iken¸ bir nefeslik bir molada¸ bir konakta konuk iken¸ yolda yolakta yolcu iken bunca söze ne gerek değil mi? Hoş geldinle¸ güle güle arasında yedik içtik gözden düştük. Hepsi bu değil mi?


Hepimiz misafir değil miyiz? Hepimiz yoldayız¸ hepimiz seferde. Ev sahibi kim? Birbirimizi ağırlıyoruz ya işte.


 


Edebi de Var Adabı da


 


Görgü esastır. Görgüsüzlük ise kapıya konasıdır.


Misafirlik adabından belki de bence en iyisi çağrılmadığın yere "çalkapı" yapıp da taş olmayacaksın. Davet varsa ihmal edilmez. İki davet varsa yakına gidilir.


Bir kere haber verilir uygunsa gidilir.


Eziyet etmeden vaktinde gidin¸ vaktinde dönün. Ayakkabınıza tuz ektirmeyin.


Gittikte zahmete yer verilmez. Vardığınız evin ötesini berisini deşelemeyin¸ kurcalamayın. Onu bunu karıştırmayın. Her hoşuna gideni istemeye kalkmayın. Bu da hane sahibinin hoşuna gitmeyecektir.


Yediğinden içtiğinden alınmaz.


Laf getirip¸ laf götürmeyin. Boş da gitmeyin. Az da olsa hediyeleşin. Rıza taşıyın¸ laf taşımayın. Gittiğiniz evin halkına ne hava atın¸ ne de kendinizi acındırın. Kendiniz olarak gidip¸ kendiniz gibi -adam gibi- dönün. Şeref¸ namus¸ iffet¸ edeb¸ hayâ öncelikleriniz olmalı.


Ev sahibi de özenmeli hizmette. Hassas olmalı. Önce güler yüz¸ tatlı dil. İzzet ikramda eksik bırakılmaya.  Misafir yanında pijama giymek kabalıktır. Üst baş bakımlı olunmalı. Misafir yanında ev temizlenmez¸ süpürge tutulmaz. Hele hele hayat pahalılığından bahsedilmez. Asla çocuk dövülmez¸ çocuk terbiye etmeye¸ azarlamaya kalkışılmaz. (Çok duyarız da: Misafir gitsin¸ Bak görürsün ben sana ne yapacağım. Bu yanına kalmayacak vb…) Onları övmeyin de¸ dövmeyin de. Sövmek yerine sevmeyi deneseniz daha zarif olur.


 


İki Kap Mı¸ İki Kapı Mı?


 


Ev sahibi misafire sorar; Pilav yapacağım da¸ bulgur mu istersin¸ pirinç mi?


Misafir der; Kabın varsa ikisinden de pişir. Ben de misafirin böylesi açık sözlüsünü severim. Her şeyi de açık sözlülükle yazdım. Gizli kapaklı misafirlik olur mu hiç? Olmaz. Gözü kapalı¸ gönül gözü açık Âşık Veysel bile ne demiş: "Uzun ince bir yoldayım¸ gidiyorum gündüz gece./İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece …"


Misafir geldiğiniz dünyada size önce bir ad verirler sonra da sorarlar: "Çocuğun adını ne koydunuz?" Misafirliğiniz bittikte ise yine sorarlar. Misafiri nasıl bilirdiniz? Soru böyle değil miydi yoksa?…

Sayfayı Paylaş