HİCÂZ NOTLARI I "MEDİNE"

Somuncu Baba

Mescid-i Nebevî ve çarşısı¸ Hz. Ebû Bekir (r.a)'in halife seçildiği Benî Sa'ide Gölgeliği¸ Bakî' Mezarlığı¸ Hendek Savaşı'nın cereyan ettiği mekânlar¸ Yedi Mescitler¸ Uhut Dağı¸ savaş sonrası Müslümanların sığındığı mağara¸ Ayneyn (Okçular) Tepesi¸ Uhut Şehitliği¸ el-Ğâbe denilen Medine'nin ormanlığı¸ özellikle Emevîler döneminde bir tenezzüh mekânı olarak kullanılan Akîk Vadisi¸ Siyer ve Meğâzî dalında ilk eser verenler arasında zikredilen Urve b. Zübeyr'in (öl. 94/713) Köşkü¸ Benî Nadîr Yurdu&cedi

"Geçtiğiniz yollara bizden selam götürün


Hak dost diyen dillere bizden selam götürün.


Mekke ile Medine iki eşsiz hazine


Çeheryâr-i güzîne bizden selam götürün"


Amerika'dayken hep¸ "Fatih¸ burası gittiğin dokuzuncu ülke ama halen Hz. Peygamber (s.a.v)'in yurdunu ziyaret etmedin. Yarın¸ Hz. Peygamber (s.a.v) "Neden beni ziyarete gelmedin diye sorsa¸ ne cevap verirsin?" diye kendi kendime sorardım.


Rabbime hamdolsun ki Amerika dönüşü ilk yurt dışı yolculuğum kutsal beldelere oldu. İslâm Tarihçileri Derneği'nin tertip etmiş olduğu Hicaz Araştırma ve İnceleme Gezisi'ne annem ve ablamla birlikte katıldım. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 3-18 Temmuz 2010 tarihleri arasındaki programı kapsamında 24 İslâm Tarihi hocası¸ aileleriyle birlikte 54 kişilik bir kafile olarak 3 Temmuz akşamüstü Atatürk Havalimanı'ndan bir uçakla Medine-i Münevvere'ye doğru yola koyulduk. Takriben iki buçuk saatlik bir yolculuk sonrasında saat 3: 30 sularında Medine'ye indik. Havalimanı çıkışı gece olmasına rağmen dışarısı oldukça sıcaktı. Sıcaklık bir tarafa neredeyse sıcak bir esinti vardı. Havalimanından otobüsle Peygamberimiz (s.a.v)'in Mescidi'nin güneyinde¸ oldukça yakın mesafede olan otelimiz Diyâru'l-Ma'mûra'ya intikal ettik. Otelimize yerleştikten sonra hiç vakit kaybetmeden abdestlerimizi alıp hemen sabah namazlarımızı eda için Peygamberimizin Mescidi'nin yolunu tuttuk.


1997 yılında İslâm Tarihi ve Sanatları Bilim Dalında yüksek lisansa başlamıştım. Halen Kazakistan'da görevli olan çok kıymetli hocam Prof. Dr. Sabri Hizmetli'nin danışmanlığında 1999 yılında "Başlangıçtan Emevîlerin Sonuna Kadar İmar Faaliyetleri" isimli tezimle mezun olmuştum. Bu çalışmada Hz. Peygamber (s.a.v)'den başlayarak Emevîlerin sonuna kadar İslâm coğrafyasında inşa edilmiş şehirler¸ camiler¸ dâru'l-imâreler¸ saraylar¸ hamamlar¸ kaleler¸ çarşı ve pazarlar¸ hastaneler¸ hapishaneler¸ mezarlıklar¸ köprüler¸ kanallar¸ setler¸ tersaneler ve menzil¸ funduk gibi muhtelif konular üzerinde durmuştum. Tezimi yazdığımda henüz daha yurt dışına çıkmamıştım ve bu konuları kitaplardan okuyarak ele almıştım. Yıllar sonra tezimde incelemiş olduğum bu eserlerin birçoğunu Mısır¸ Suriye¸ Ürdün¸ Lübnan¸ İsrail¸ Filistin ve Tunus'a yapmış olduğum inceleme ve araştırma gezilerinde¸ yerinde inceleme imkânı bulmuş kare kare fotoğraflarını çekmiştim. Şimdi ise sevgili Peygamberimiz (s.a.v)'in yurdundaydım…


Bir haftalık Medine programımızda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bize tahsis ettiği araçlarla¸ kitaplardan okuduğumuz¸ sohbetlerde duyduğumuz mekânları gezme fırsatını elde ettik.


Mescid-i Nebevî ve çarşısı¸ Hz. Ebû Bekir (r.a)'in halife seçildiği Benî Sa'ide Gölgeliği¸ Bakî' Mezarlığı¸ Hendek Savaşı'nın cereyan ettiği mekânlar¸ Yedi Mescitler¸ Uhut Dağı¸ savaş sonrası Müslümanların sığındığı mağara¸ Ayneyn (Okçular) Tepesi¸ Uhut Şehitliği¸ el-Ğâbe denilen Medine'nin ormanlığı¸ özellikle Emevîler döneminde bir tenezzüh mekânı olarak kullanılan Akîk Vadisi¸ Siyer ve Meğâzî dalında ilk eser verenler arasında zikredilen Urve b. Zübeyr'in (öl. 94/713) Köşkü¸ Benî Nadîr Yurdu¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'i hicveden ve müteakiben de onun emriyle öldürülen Ka'b b. Eşref'in köşkü¸ Kıbleteyn Mescidi¸ Kuba Mescidi¸ Kuba'daki Osmanlı kalesi¸ Amberiye Mescidi¸ Osmanlı Tren İstasyonu¸ Hz. Osman (r.a)'ın Hz. Peygamber (s.a.v)'in yüzüğünü düşürdüğü Eris Kuyusu¸ Hz. Osman (r.a)'ın bir Yahudi ile ortak olduğu meşhur Rume kuyusunun olduğu mekân ve daha neler neler…


Tabî olarak bu mekânların büyük bir kısmı bugün yenilenmiş bir şekilde karşımıza çıkıyordu. Özellikle cami ve mescitler çoktan yenilenmişlerdi. Mescid-i Nebevî'nin genişletilmesi esnasında pek çok yer tahrip olmuştu. Sadece Medine dışında kalabilen yerler¸ etrafları tel örgüyle çevrili oldukları halde¸ kaderlerine terk edilmiş olarak duruyorlardı. Ayrıca buraları gezerken de Suudîlerin hoşgörüsüzlüğü ile karşılaşılıyordu. Mescid-i Nebevî'nin içerisinde fotoğraf çekilmesi yasaktı. Görevli beni belimdeki fotoğraf makinesiyle görünce mescide sokmamıştı. Bir gece heyetimiz ve mihmandarlarımızla toplu halde Mescid-i Nebevî'nde dolaşırken ben kameramla konuşmaları kaydediyordum ki Suudlu bir görevli geldi ve ileri geri konuşmaya başladı¸ mihmandarlarımızın araya girmeleriyle işi tatlıya bağladık ama kamerayı kapatmak zorunda kalmıştım. Gerçi mihmandarlarımızın bizlerin Türkiye'nin muhtelif üniversitelerinden burayı ziyarete gelen İslâm tarihi hocaları olduğumuzu söylemesini müteakib¸ Suudlu görevli mihmandarlarımızın yerini alıp bize Mescid-i Nebevî hakkında geniş malumatlar vermişti.


 "Hâdimu'l-Haremeyn-i Şerîfeyn" atalarımızın Medine'de yapmış oldukları eserlerin birçoğu Mescid-i Nebevî'nin genişletme çalışmalarında tamamen tahrip edilmişti. Gerçi bir noktada bu durum tabii karşılanabilirdi. Zira daha başından beri devrin idarecileri tarafından artan hacı ve umreci ihtiyacının karşılanabilmesi için bu genişletmeler zaruri olmuştu. Hz. Ebû Bekir (r.a)'in halifelik yıllarında Hz. Peygamber (s.a.v)'in mescidinde ciddi bir genişletme çalışmaları olmasa da özellikle Hz. Ömer (r.a)'in halifeliğinde 17/638 yılında ilk ilaveler yapılmıştır. Hz. Osman (r.a) 23/644'te müteakiben de 88/707 yılında Emevî Halifesi Velid b. Abdülmelik'in Medine valisi Ömer b. Abdülaziz tarafından genişletmede bulunulmuştur.[1] Müteakiben de kutsal beldelere hâkim olan ve hizmet eden bütün devletlerin mescidin genişletilmesine yönelik faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir. Suud ailesi de özellikle son yıllarda büyük çaplı ilavelerde bulunmuştur.


 Artan ihtiyaçlar karşısında mutlaka bir takım genişletmelerin olması kaçınılmazdır¸ fakat yeni ilaveler yapılırken en azından eskilerin katkılarının tahrip edilmesinden ziyade korunarak geleceğe aktarılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Geçmişi bir tarafa bırakacak olursak eğer¸ bu tarz genişletme faaliyetlerinin artık sadece bir devletin planlamaları doğrultusunda yapılmasından ziyade Müslümanların ortak aklı ile yapılması lüzumuna inanıyorum.


Medine programı çerçevesinde yukarıda zikrettiğimiz bu mekânların hemen hepsi ve burada yer veremediğimiz birçok mekân daha Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Medine sorumluları Hasan Başiş ve İbrahim Öcüt Beylerin mihmandarlığında gezildi. Medine'de kaldığımız süre boyunca bizlerden ilgi ve alakalarını esirgemeyen bu hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca İslâm tarihinin bu önemli mekânlarını¸ bu iki kıymetli mihmandarın dışında hepsi sahalarında uzman hocalarımızın eşliğinde gezmek gerçekten benim için büyük bir ayrıcalık ve keyif olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğimi belirtmek isterim.


 








[1] Fatih Erkoçoğlu¸ "İmar Faaliyetleri"¸ Emevîler Dönemi Bilim¸ Kültür ve Sanat Hayatı¸ Ankara 2003¸ s. 162.

Sayfayı Paylaş