GİTTİ ÖMÜRDEN BİR YAPRAK

Somuncu Baba

"İbret almaktan ne kadar uzağız değil mi?! Kısa bir süre önce beraber yiyip içtiğimiz¸ birden ölüm haberini duyduğumuzda irkildiğimiz ve "Bir şeyciği yoktu¸ birkaç saat önce beraberdik." diyerek şok yaşadığımız ve bir acayip olduğumuz nice ölüm haberleriyle sarsılan bizler¸ kısa sürede sanki bir şey olmamış gibi hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz."

Değerli okur! Şu an kaç yaşında olursak olalım¸ geçmiş günler bir hayal gibidir. Bazen zihnimizden geçip giden mazi için "Gerçekten yaşadım mı acaba?" dediğimiz bile olur. Zira kala kala¸ sadece hatıralar kalmıştır elimizde. Doğrusu insan gençlik yıllarında ömrünün nasıl geçip gittiğini fazla fark edemez; ancak kırklı yıllara ulaşmasının ardından geçmiş ve geleceğin hesabını iyi yapmaya başlar. Çünkü ona bunu düşündürtecek çok şeyle yüz yüzedir artık. Zamanın çok çabuk geçip gittiğinin işaretleri etrafını kuşatmıştır. Gözlük kullanmaya başlamıştır¸ belinden ve vücudunun bazı bölgelerinden ağrılar hissetmektedir¸ şakaklarına aklar düşmüştür¸ başındaki saçlar hızla dökülmeye başlamıştır. Bu nedenle akşamları¸ "Bugün de ömürden bir yaprak yırttık." gibi şeyler söylemenin zamanı çoktan gelmiştir. Nitekim akşam olup karanlık çökünce¸ "Doğum tarihinden bir gün daha uzaklaştım¸ ölüm tarihine bir adım daha yaklaştım." deyip günün muhasebesini yaptığı olur.


Bu şekilde âhiret yevmiyemizi hesap ederken¸ gün boyunca yaşadıklarımızı gözümüzün önünden geçiririz. Nasıl bir kulluk yaşadığımızı anlamaya çalışırız. İnsanlarla olan ilişkilerimizde ne kadar dürüstüz¸ doğru sözlü müyüz¸ kimsenin kalbini kırdık mı¸ hayata bir artı değer katabildik mi ve her şeyden önemlisi de yaradanımıza olan kulluk görevlerimizi hakkıyla eda edebildik mi? Bunları ifa ederken kendimizi ibadetlerimize verebildik mi yoksa üzerimizdeki bir borcu bir an önce indirmek için usûlen bir şeyler mi yaptık? Bir günümüzü kendimizle baş başa kaldığımız bir akşam karanlığında bu şekilde tarttığımızda¸ defterini kapattığımız o günün hâsılasının ne olduğunu az buçuk anlarız. Ve bu¸ geçmiş bütün bir hayatımızı nasıl ve ne yönde harcadığımızı anlamamıza yardımcı olacağı gibi gelecek günleri daha iyi geçirmemizi de sağlar.


Bu hesabı yaparken şunu anlarız: Hayatımız geçip giderken bize sormuyor¸ geçeyim mi durayım mı diye. Öyle veya böyle geçiyor. Ve bu dünya¸ bizim gibi milyarlarca insanın hayatını tükettiği gibi¸ bizlerin yaşamını da bir gün tüketecek. Bunda hiç kuşku yok. Ölümü kendimize ne kadar uzak tutsak¸ bunu bir türlü kendimize yakıştıramasak da¸ olacak olan budur.


Elbette her insanın geriye kendisini andıracak derin izler bırakması mümkün değil. Zira herkes bir Yunus Emre¸ bir Abdulkadir Geylani¸ bir Mevlâna olamaz. Bu nedenle milyonlar içinde geriye isim bırakarak bu dünyadan göç edip gidenlerin sayısı her zaman az olmuştur. Bundan sonra olacak olan da odur. Ama önemli olan amel defterlerimizde güzel iz bırakabilmektir. Bunu yapabildikten sonra kulların bilmesi o kadar önemli değildir. Yeter ki Rabbimizi razı eden bir hayat sürerek nefesimizi sonlandıralım.


Geçmişten İbret Almak


Şayet Allah bizlere yaşlanacak kadar bir ömür verirse¸ geçip giden günler gözlerimizin önünden geçtiğinde¸ hayıflanacağımız çok şey olacaktır. "Bana tekrar bir imkân verilecek olsaydı¸ şunları şunları yapmaz ve hayatımı daha iyi değerlendirirdim." diyeceğimiz pişmanlıklarımız olacaktır. Bunların neler olacağını öğrenmek için yapılacak şey çok basittir aslında: Bir yaşlıyla oturmak. Kocamış bir insanla sohbete koyulduğunuzda¸ nelere pişmanlık duyduğuna dair samimi duygularını sorarsanız¸ sizlere sayacağı şeylerin başında yaşamayı ertelemiş olmasına duyduğu pişmanlık gelecektir. Çocuklarının büyüdüğünü fark edemediğini¸ onlara zaman ayıramadığını ve âhiretini ihmal ederek sürekli dünyalık bir şeyler elde etme peşinde koştuğunu anlatacak ve dert yanacaktır. İnsan yaşlıların bu sızlanmalarını dinlediğinde¸ kendisinin de o ana kadar yaşamayı ertelediğini¸ ailesine hak ettikleri zamanı vermediğini¸ zamanının önemli bir kısmını kasâvet içerisinde¸ âhiretine faydası olmayan boş işlerle geçirdiğini; yaşlı ile orta yaşlı arasında fark olmadığını anlar. Dizlerinde derman kalmadığı bir döneme geldiğinde de¸ "Bu kadar çırpınmaya değmezmiş." der. Bunu der ancak demesi için oldukça geç kalmıştır. Bu satırların yazarı ve okurları da muhtemelen yaşlandıklarında aynı şeyi söyleyeceklerdir ancak nefislerine uymaktan kendilerini kurtaramayacaklardır. Zaten bunu bir başarabilseler dünyalarından da bir farklı lezzet almaya başlayacaklardır.


İbret almaktan ne kadar uzağız değil mi?! Kısa bir süre önce beraber yiyip içtiğimiz¸ birden ölüm  haberini duyduğumuzda irkildiğimiz ve "Bir şeyciği yoktu¸ birkaç saat önce beraberdik." diyerek şok yaşadığımız ve bir acayip olduğumuz nice ölüm haberleriyle sarsılan bizler¸ kısa sürede sanki bir şey olmamış gibi hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz. Hiç kuşkunuz olmasın¸ biz öldüğümüzde de dostlarımız kısa süreli bir şok yaşayacaklar ve kabristana doğru götürürlerken belki de¸ "Daha gencecikti¸ nice planları vardı¸ geride ufacık çocuklar bıraktı." diyecekler ve kısa bir süre sonra -tıpkı arkadaşlarımıza yaptığımız gibi- bizleri unutacaklar ve hayatlarına kaldıkları yerden devam edecekler. Bir süre dillerde dolaşacağız¸ sonra tatlı hatıralar arasında yerimizi alacağız ve sadece yeri geldiğinde anılacağız. Bunun dışında ise kimsenin aklına gelmeyeceğiz. Bizi sürekli hatırlayacak olanlar¸ eğer kalplerinde gerçekten sevgi bırakabildiysek¸ ailemiz olacaktır. Bana "Hayat nedir?" diye sorulacak olsa¸ "Hayat işte budur." derim. Kimse bizi bilmezken bu dünyaya nasıl geldiysek¸ yine kimsenin bizi bilmeyeceği bir dünyayı ardımızda bırakarak göçüp gideceğiz.


Zamanı Değerlendirmek


Hiç kimse yaşadığı güne hayıflanmasın¸ başkalarının elindekilere bakarak! Allah herkese şükretmesi gereken nimetler ihsan etmiştir. Bununla birlikte¸ zorluklar içinde boğuşanlar varsa¸ onların sorumluluğu kardeşlerine gözlerini kapayan diğer mü'minlerdir. Sahip olduğumuz nice nimetin sadece bir kısmını hatırlamak için Allahu Teâlâ'nın buyruğuna bakmamız yeterlidir: "Gökleri ve yeri yaratan¸ yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren¸ emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri¸ nehirleri¸ belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi¸ geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır. Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Eğer Allah'ın bunca nimetini teker teker saymağa kalkarsanız bitiremezsiniz. Gerçekten insan çok zalim ve çok nankördür."[1]


O halde bizlere gerekli olan¸ günümüzü Allah'ın muradına uygun olarak¸ dünyamızı da ihmal etmeden yaşamaktır. Allahu Teâlâ'nın Kur'an'ın muhtelif yerlerinde zamanın çeşitli dilimlerine yemin etmesinin hikmetlerinden birisi de budur:


"Kuşluk vaktine and olsun. Sükûna erdiği zaman geceye and olsun. (Ey Rasûlüm!) Rabbin seni terk etmedi¸ darılmadı da."[2]


"İkindi vaktine and olsun ki¸ insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp salih amel işleyenler¸ birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır."[3]


Tâbiînin zâhidlerinden Âmir bin Abdikays'a bir adam gelir. "Benimle konuşur musun?" diye sorar. O da şöyle cevap verir: "Güneşi yerinde tut¸ seninle konuşayım." Yani demek istiyor ki¸ güneşi benim için biraz yerinde durdur¸ dönmesini engelle; ben de seninle konuşayım. Çünkü zaman hızlı bir şekilde geçip gidiyor¸ geçip gittikten sonra ise bir daha geri dönmez. Gidişine çok pişmanlık duyulsa bile yerine bir şey koymak veya yeniden elde etmek mümkün değildir. Ayrıca her vaktin kendisi içinde yapılabilecek bir amel vardır.


Büyük sahâbî Abdullah bin Mes'ûd (r.a.) da şöyle demiştir: "Üzerine güneşin battığı¸ ömrümün eksildiği ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar¸ başka bir şeye pişmanlık duymadım."


Sâlih bir zat olan Halife Ömer bin Abdulazîz de şöyle demiştir: "Gece ve gündüz¸ bedenin üzerinde kendi fiillerini icra ediyorlar (seni yaşlandırıyorlar). Sen de onlar üzerinde üzerine düşen vazifeyi yap."


Hasan-ı Basrî de şöyle demiştir: "Ey Ademoğlu! Sen günlersin. Bir gün geçince bir parçan da gidiyor demektir." Yine şöyle demiştir: "Öyle insanlar gördüm ki¸ sizlerin dirhemler ve dinarlara karşı olan hırsınızdan daha ziyade yaşadıkları vakitlere karşı hırslı idiler."


Sözü¸ ömrün her lahzasını değerlendirmek gerektiğine dair bir kıssa ile bitirelim: Kâdî İbrahim b. Cerrâh anlatıyor: Ebû Yûsuf hastalandığında ziyaretine gittim. Yanına girdiğimde baygın halde buldum. Ayılıp kendisine gelince "Ey İbrahim! Şu mesele hakkında ne dersin?" dedi. Ben ise¸ "Bu durumda bunu mu müzakere edeceğiz?" deyip hayretimi belirtince¸ şöyle dedi: "Bir beis yok. Bu meseleyi tedkik edelim ki¸ belki bilmeyen bir kimse öğrenip kurtulur." Daha sonra da şunu söyledi: "Ey İbrahim! (Hac menâsikinde) hangi taş atma daha faziletlidir? Yürüyerek mi yoksa binekli olarak mı?" Ben "Binekli olanı." dedim. "Hata ettin." dedi.  "Yürüyerek." dedim. Yine "Hata ettin." dedi. "Allah sizden razı olsun¸ o halde siz söyleyin." dedim. O da şöyle açıkladı: "Dua için durulan cemrelerde efdal olan yürüyerek taşları atmaktır. Dua için durulmayan cemrelerde ise efdal olan binekli olarak atmaktır." Sonra yanından kalktım. Evinin kapısına varmıştım ki ağlaşmaları duydum. Anladım ki vefat etmişti. Allah'ın rahmeti üzerine olsun."


Prof. Dr.






[1] 14/İbrâhîm¸ 32-34



[2] 93/Duhâ 1-3



[3] 103/Asr. 1-3

Sayfayı Paylaş