CİHAN OKUYUCU'NUN KALEMİNDEN MEVLÂNA

Somuncu Baba

“Mevlâna¸ yazarın diğer eserleri gibi akıcı ve âhenkli Türkçe ile kaleme alınmış bir inceleme kitabıdır. Kitap¸ akademik muhite hitap ettiği kadar ortalama seviyedeki bir okuyucunun da rahatlıkla anlayabileceği¸ dikkatini çekebileceği tarzda kaleme alınmış.”

Prof. Dr. Cihan Okuyucu… Üslup sahibi bir yazar… İlmî yazılarında disiplinli¸ sanat yazılarında hür… Her iki hâli de takdire değer.


Cihan Okuyucu birkaç yıldan beri Mevlâna ve hususen de Mesnevî üzerine yoğunlaştırdığı çalışmalarının semeresini konferanslar vererek kitaplar yazarak dinleyicisiyle/okuyucusuyla paylaşıyor. Onun Mevlâna üzerine yazdığı ilk kitabı “İçimizdeki Mevlâna”… Bu eserinde Okuyucu¸ Mevlâna ve eserlerini¸ görüşlerini bir hatıra¸ bir roman havasında anlatıyordu. (1. Baskı İstanbul 2002) “Mevlâna Konuşuyor” yazarın Mesnevî yorumlarını ihtiva eden 359 sayfalık ikinci kitabı. (İstanbul 2006) Cihan Okuyucu'nun Mevlâna ekseninde kaleme aldığı son eseri ise Sütun Yayınları arasında (Haziran¸ 2007) çıkan Mevlâna isimli kitabıdır.


Mevlâna¸ yazarın diğer eserleri gibi akıcı ve âhenkli Türkçe ile kaleme alınmış bir inceleme kitabıdır. Kitap¸ akademik muhite hitap ettiği kadar ortalama seviyedeki bir okuyucunun da rahatlıkla anlayabileceği¸ dikkatini çekebileceği tarzda kaleme alınmış. Bu kitabın daha önsözden başlayan çarpıcı anlatımları sizi hemen Mevlâna atmosferine alıveriyor: “Mevlâna¸ tam 800 sene önce doğmuş ve 734 sene önce aramızdan ayrılmış. Ama ölümsüz bir doğumun sırrına ermiştir.” (s. 7) diyor yazar. Ve yine önsözde Mevlâna hakkında çok şey söylemenin mümkün olduğunu ancak söylenen hiçbir sözün onu tam olarak anlatmaya yetmeyeceğini ifade ediyor.


Kitap 4 bölüm halinde tertip edilmiş¸ bu bölümler de alt başlıklarla zenginleştirilmiş¸ açılmış. Biz de kitabı tanıtırken yazarın tuttuğu yolu izlemeyi uygun bulduk.


  Mevlâna'nın hayatıyla ilgili olarak kendi eserlerinde hemen hiçbir malumata rastlanmamaktadır. Bu sebeple yazar¸ Mevlâna'yı anlatan kaynakların listesini vermeyi uygun bulmuş. Bu kaynakları biz de merak eden okuyucularımıza aktaralım. Sultan Veled (Veledname/İptidaname)¸ Feridun bin Ahmed (Sipehsalar: Risale-i Sipehsalar)¸ Eflâkî (Menakıbu'l-Arifin). Yazar¸ bu kaynaklardan hareketle Mevlâna'nın doğduğu ve birçok ilim adamı yetiştirmek suretiyle “Kubbetü'l-İslâm” ismini hak edecek bir şehir durumundayken Moğol istilasından sonra kendini bir türlü toparlayamayacak olan Belh şehrini dünü ve bugünüyle kısaca tasvir ediyor. Kaynaklar arasındaki bilgi farklılıklarına da dikkat çeken Cihan Okuyucu¸ Mevlâna'nın ailesi¸ sülalesi hakkında da mukayeseli bilgileri okuyucusuyla paylaşıyor. Yazara¸ burada Mevlâna'nın “Her ne kadar Farsça söylüyorsam da aslım Türk'tür” mealindeki beytine yer veriyor. Bu beyit üzerindeki tartışmaları da aktaran Cihan Okuyucu Mevlâna'nın şiirlerinde geçen çok sayıdaki Türkçe kelimelere bakarak onun ana dilinin Türkçe olması gerektiği ihtimalinin güçlü olduğunu söylüyor.


Eserin I. Bölümünü oluşturan konulardan biri Mevlâna'nın babası ve aile efradıyla birlikte Belh'ten çıkıp Konya'ya kadar olan göç macerasıdır. Cihan Okuyucu¸ diğer eserlerinde olduğu gibi¸ Mevlâna'da da tartışmalı olan konuları kaynakları ile belirtiyor ve sonra da kendi kanaatini söylüyor. Nitekim Mevlâna ve ailesinin Belh'ten göç etmeleri de kaynaklarda farklı sebeplere bağlanmakta ve yazar bu sebepleri ayrı ayrı derç etmekten imtina etmemektedir.


Cihan Okuyucu Mevlâna'nın hayatını “Şems'ten önce ve Şems'ten sonra” olmak üzere iki döneme ayırıyor. Mevlâna¸ babasının müritlerinden olan ve Belh'ten beraber geldikleri Seyyid Burhaneddin'den aldığı derslerle bir ilim adamı hüviyetine bürünmüşken¸ Şems'i tanıdıktan sonra bir aşk eri olmuştur. Seyyid Burhaneddin¸ onu her biri 40 gün süren 3 halvete soktuktan sonra “Mevlâna arınmış¸ ilahi sırlara açılmış bir gönülle dışarıya ayak bastı. Hocası eserinden memnundu: ‘Haydi' dedi¸ yürü de insanların ruhuna taze bir hayat ver¸ görülmemiş bir rahmete boğ onları ve aşkınla gönülleri dirilt.” (s. 30) İşte bundan sonra Mevlâna Şems ile tanışacaktır. Şems hem rind bir derviş¸ hem şer'î akidelere bağlı büyük bir âlimdir. Mevlâna-Şems dostluğunun Mevlâna cephesinden tasvirini şöyle yapıyor yazar: “Şems'in dostluğu pahalıydı ve yüksek bir bedel istiyordu. Bu dünyayı boşlamış adama ulaşmak ve onun kanat çırptığı göklere süzülmek için insanın “benim” dediği her şeyi geride bırakması gerekiyordu. (…) Mevlâna ilmini¸ irfanını¸ mesleğini¸ şöhretini hâsılı elinde olan her şeyi Şems'in ayaklarına serdi ve onu satın aldı. (s. 34) Mevlâna¸ Şems'i tanıdıktan sonra yeni bir mektebe başlamıştır. “Bu yeni mektebin adı aşk mektebiydi¸ dersin adı aşk dersiydi. Ve bu dersin çılgın hocası aşkın ete kemiğe bürünmüş şekli olan Şems'ten başkası değildi.” (s. 34)


Cihan Okuyucu¸ Mevlâna'nın Şems ile olan dostluluğunu¸ muhabbetini¸ Şems'i tanıdıktan sonra eski hâlinden eser kalmayışını¸ farklı bir âlemde yaptığı yolculuğu; Mevlâna müritlerinin Şems'i kıskanmalarını akıcı ve çarpıcı bir dille anlatıyor. Şemş Mevlâna'dan iki kez ayrılmıştır. Birinci ayrılış 15 ay kadar sürmüştür. Şems'in 15 ay sonra tekrar Konya'ya gelişi Mevlâna'yı yeniden diriltmiştir. “Mevlâna ayrılıkta geçen günleri kaza eder gibiydi. Şems'le kapandığı medrese hücresinde altı ay süren bir can sohbetine dalmıştı.” (s. 39)


Mevlâna ile Şems arasındaki kuvvetli dostluk Mevlâna'nın müritlerini¸ dostlarını kıskandırır ve Şems'in ondan uzak durması istenir. Sonunda Şems ikinci defa¸ fakat bu kez ebediyen Mevlâna'dan ayrılır. Şems'in bu ayrılışı tamamen bir sırdır. Bugün bile bu sır perdesi aralanmamıştır. Bir rivayete göre Şems öldürülmüştür.


Şems'ten sonra başlığında Mevlâna'nın o anki durumuyla alakalı olarak Cihan Okuyucu şu yorumları yapıyor: “Denilebilir ki Şems'in ayrılığı da Mevlâna'nın kemal yolunda aşması gereken basamaklardan biriydi. Çünkü aslolan Şems değildi¸ onda tecelli eden ilahi nurdu. O nur önce Şems'in çehresinde parlayarak âşığın bakışlarını avlamıştı. Ama şimdi o çehre kaybolmalıydı ki nurun o çehreye ait olmadığı anlaşılsın ve bakışlar nurun kaynağına yönelsin.” (s. 45)


Bilindiği gibi Mevlâna denince onun akla ilk gelen eseri Mesnevi'dir. Mesnevi Mevlâna'nın Şems'ten sonraki iki hâldeşinden biri olan Hüsameddin Çelebi'nin arzusu ve teşviki ile yazılmıştır. “Mevlâna bu isteğe sarığının arasından çıkardığı Mesnevi'nin ilk 18 beyti ile mukabele etti. (…) İlk 18 beyit yazı tarihinde benzeri görülmemiş bir söyleme ve yazma sürecinin de başlangıcı oldu. Mevlâna sütteki bereketin memede değil¸ onu sağan elde olduğunu söyler. Hüsameddin'in istek eli de Mevlâna'daki ardı arkası gelmeyen ilham denizlerini coşturuyor¸ ondan sadır olan sözleri kâğıtla kalemle buluşturuyordu.” (s. 50)


Kitabın Rıhlet başlığında Mevlâna'nın vefatı anlatılıyor. Şüphesiz ki Mevlâna büyük bir insandı. Ya Konya? Cihan Okuyucu Konya'ya da hakkını veriyor eserinde ve A. Nihad Asya'nın “Konya Mevlâna demek” nakaratlı şiiriyle beraber “Mevlâna'nın üzerinde Konya'nın payını da unutmayalım. O¸ Belh'te Celaleddin olarak doğmuştu ama Konya'da Mevlâna olarak ölmüştü.” diyor. (s. 55)


Mevlâna'nın I. Bölümünde dikkat çeken konulardan biri de Mevlâna zamanında yaşamış Muhyiddin İbn-i Arabi¸ Sadrettin Konevi¸ Şirazlı Kutbettin Mahmut¸ Fahrettin Iraki¸ Necmeddin Razi¸ Tuslu Bahaddin-i Kanii¸ Urmiyeli Siraceddin¸ Hintli Safiyyüddin¸ Şeyh Sadi¸ gibi meşhurlardan bahsedilmiş olmasıdır. Kitapta bu âlimlerin eserleri ve Mevlâna ile olan ilgi ve ilişkileri üzerinde durulmaktadır.


Kitabın sonraki sayfalarında Mevlâna'nın kendi eserlerinden ve Mevlâna ile ilgili kaynaklardan takip edilebildiği kadar fizikî görünümü ile iç âlemi ve ahlâkı tasvir ediliyor. Buna göre “Mevlâna¸ ince ve uzunca boylu¸ sarı çehreli¸ kırçıl sakallı¸ siyah kaşlı ve ela gözlü idi.” (s. 65) Kitapta ahlâkı üzerinde durulurken de kendi beytinde ifade ettiği gibi¸ Mevlâna'nın Kur'an'ın kölesi ve Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in yolunun toprağı olduğu ifade ediliyor. O¸ İslâm'ın şiddetle men' ettiği tefrika belasına vahdet ilâcıyla çözüm bulmuş; daima birleştirici olmuş¸ ayrılığa¸ gayrılığa karşı çıkmıştır.


Mevlâna'da yer alan konulardan biri de Mevlâna'dan sonra Mevlevilik'tir. Bu bölümde Mevlevilik hakkında kısa bir malumat verildikten sonra Mevlevi tekkelerinin Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled sayesinde çoğaldığına işaret ediliyor. Mevleviliğin vazgeçilmez sembolü olan sema'nın anlamıyla ilgili bazı meşhur şahısların görüşleri naklediliyor ve Mevlâna'nın sema ile ilgili sözleri Türkçe anlamıyla veriliyor. Sema ile ilgili bu hikmetli sözlerden birkaçı: “Belî (evet) sesini işitmek¸ kendini unutup Allah'a kavuşmaktır… Dostun hâlini görüp bilmek ve lâhut perdelerinden Allah'ın sırlarını işitmektir… Yakup Peygamberin ilâcını ve Yusuf'a kavuşma kokusunu gömleğinden hissedip koklamaktır…” (s. 76)


Mevlâna'nın II. Bölümünde onun eserleri ve eserlerinin muhtevaları¸ tercümeleri¸ nüshaları¸ neşirleri ve yazılış hikâyeleri anlatılıyor. Mevlâna ve eserleri üzerinde çalışma yapanlar da bu bölümün malumatları arasında. 


III. bölüm “Mevlâna'nın fikir dünyasında kısa bir gezinti” başlığı ile sunuluyor. Bu bölümde yazar¸ Mevlâna'nın eserlerinden seçtiği çeşitli anekdotlarla okuyucuya Mevlâna'nın ışık saçan zekâsından¸ hayal dünyasından¸ ufuklar açan nüktelerini¸ hâsılı insanı ve insanın düşünce dünyasını Mevlâna'nın görüşü ve gönlüyle ve kendi yorumuyla aktarıyor. Bu bölüm de son derece ilgi çekicidir. Buradan hiçbir alıntı yapmadan¸ bu akıcı¸ ders verici¸ zevkli bölümü kitabı okumayı arzulayanların gönüllerinde hazırladıkları Mevlâna misafirhanelerine havale edelim.


Eserin son bölümü Mevlâna hakkında yapılan yorumlara ayrılmış.  İlk söz Mevlâna'ya ait: “Bizim Mesnevimiz birlik dükkânıdır¸ orada Bir'den başka her ne görürsen bil ki o puttur.” (s. 183) İkbal¸ Abdullah Dehlevî¸ Halife Abdülhakim¸ A. Schimmel¸ Hammer… gibi şahısların Mevlâna hakkındaki sözleri ile kitap sona eriyor.

190 sayfalık kitabı biz bir iki günde okuyup bitirdikten sonra aklımıza meşhur ressamın hikâyesi geliyor: 20 yıl + 5 dakika… Sevgili Hocam Cihan Okuyucu da yıllar süren Mevlâna ve Mesnevi tetkiklerini özetlediği 190 sayfalık bu eseriyle okuyucunun dünyasını zenginleştiriyor.

Sayfayı Paylaş