HAÇLI SEFERLERİ BİTTİ Mİ?

Somuncu Baba

"Aslında çözülmüş Batı medeniyetinin¸ bu yeni temasında bizden öğreneceği çok şey vardır. Geçmişteki savaşlarda aldıklarından daha fazlasını şimdi bizim yeni hayat tarzımızda bulabilirler."

Haçlı Orduları¸ ilk defa¸ 1096'de Kudüs'e sefere çıkarken¸ bu işi organize eden Kilise'nin öncelikli hedefi¸ kendilerince "kâfir" saydıkları Müslümanları ortadan kaldırmaktı. Hz. Muhammed (s.a.v)'in din emanetini halka tebliğe başladığı 611 tarihinden 1096'ya kadar 485 yıl geçmiş ve İslâm bu süre içerisinde çığ gibi yayılarak Batı'nın kapısına dayanmıştı. 765 yılında¸ Avrupa'nın Batı tarafında İspanya'da Endülüs Emevi Devleti kurulması ve 1061'de de Doğu'sundaki Anadolu topraklarının Türklerin denetimine geçmesiyle Bizans İmparatorluğu Türk tehdidi altına girdi.


İstanbul'a kadar gelen Selçuklu akıncılarının gücünden ciddî bir şekilde kaygılanan Avrupalıları¸ kilisenin yıllardır sürdürdüğü karşı koyma fikrine sıcak bakmaya sevk etti. Aslında¸ Haçlı harekâtının dinî sebeplerinden çok siyasî ve ekonomik gerekçeleri de vardı: Avrupa'daki feodal yapı¸ halktan tepki görmeye başlamıştı. Halkı yöneten politikacılar¸ kilise ve asker üçlüsü ülkelerindeki gelirin hemen hemen tamamına yakınını ellerinde bulunduruyordu. Derebeylikler¸ kontrol edilemez bir servet içerisinde iken halk aç ve perişandı. İslâm ülkelerinde ise büyük bir refah vardı. Sanat¸ edebiyat alanında gelişmiş olan Müslümanlar¸ dinî ve beşerî ilimlerde altın çağını yaşıyordu.


Kilise¸ açlıktan kırılma noktasına gelmiş insanlara Müslümanların zenginliklerini anlatmaya başladı. Avrupa'daki bütün yerleşim yerlerinde bulunan kiliselerde vaazlar veren papazların halka telkini şuydu: "Kâfirler¸ (kilise bugün bile Müslümanlar için bu sıfatı kullanır) giderek yayılıyor. Dinimiz elimizden gidecek. Buna karşı koymazsak¸ yarın İsa Mesih Efendimiz ve Tanrı bize affetmeyip cezalandıracaktır! Gidip Müslümanları ortadan kaldıralım¸ hem dinimizi kurtaralım¸ hem de onların zenginliklerine sahip olalım!"


Bu propaganda sonuç verdi. Yöneticileri Kilise'nin seferini onayladılar. 176 yıl sürecek ve milyonlarca insanın hayatına mal olacak ilk sefer 1096'da başladı.


Bugün bu savaşları değerlendiren Batılı aydınların çoğunluğu Haçlı saldırganlığının Batı'ya uyanışın kapılarını açtığını ve hoşgörüyü öğrettiğini yazarlar. Bu savaşların sebep ve sonuçlarını onların dilinden şöylece özetlemek mümkündür:


"Uzun süre devam eden Haçlı Seferleri çok önemli sonuçlar doğurdu:  savaşlarda her iki taraftan da yüzbinlerce insan öldü. Anadolu'nun¸ Suriye ve Filistin'in birçok yerleri harap oldu. Bununla birlikte bu akınların sonucunda bazıları olumlu birtakım sosyal¸ siyasî ve iktisadî değişiklikler de oldu.


Bu savaşların belli başlı sonuçları şunlardır:


Dinî sonuçlar; Haçlı Seferleri esas itibariyle dinî amaçlarla yapılmıştı. Müslümanlara karşı yapılacak savaşları organize etmek ve dinî heyecanı arttırmak amacıyla Hıristiyan dünyasında çeşitli tarikatlar kuruldu. Yapılan büyük vaatlere ve çekilen sıkıntılara rağmen Haçlı Seferleri amacına ulaşamadı. Bu durum¸ papaların ve kilisenin otoritesinin sarsılmasına sebep oldu. Bu savaşlarda Hıristiyanlarla Müslümanlar birbirlerini daha yakından tanımak imkânını buldular. Özellikle Haçlılar Doğu'da cesur¸ merhametli¸ konuksever Müslümanları gördükleri zaman daha önceki düşüncelerini tamamıyla değiştirdiler. Haçlı Seferlerinin şöhreti¸ papalara¸ İslâm'a karşı İspanya'da çarpışanlara da "hoşgörü" kazandırdı. Keza Batılılara karşı Prusya ve Litvanya'daki Hıristiyanları koruyanlarda bundan faydalandılar.  İstanbul (Bizans) Latin İmparatorluğu veya Moğolların hücumuna uğrayan Polonyalı ve Macarların¸ hatta Timur'un tehdidi altındaki Kafkasya Hıristiyanlarının yardımına koşanlar dahi bu hoşgörüden nasip aldılar. Hıristiyan âlemi içinde din dışına çıkanlara (Albi'ler¸ daha sonraları Hus'çülere karşı Roma kilisesini korumak amacıyla) veya bazı hükümdarlara karşı¸ (mesela¸ kilisenin vasalı Silica'yı 1285'te Charles d'Anjou'dan almakla suçlanan Aragon kralına karşı) Haçlı Seferleri yapıldı.


Haçlı Seferlerinin masraflarını karşılamak üzere papalık ruhanî görevleri için vergi almak usûlünü koydu. Savaşlardan sonra dominiken ve fransisken misyonerleri kutsal yerlerden dağılarak Asya ve Afrika'daki milletlerle¸ özellikle Moğol İmparatorluğu ile ilişkiler kurdu. Oralarda bir takım dinî faaliyetler gösterdiler.



Haçlı Seferlerinin Siyasî Sonucu


Siyasî alanda Haçlı Seferlerinin başlıca sonucu¸ Doğu ve Yunan'da Latin devletlerinin doğuşu oldu. Derebeylik rejimi çerçevesi içinde ve karşılıklı bir hoşgörü sayesinde¸ çeşitli cemaatlerin yaşantılarını teminat altına akmak için¸ özellikle "Assies de jerusalem"de öngörülen yeni kurumlar hazırlandı¸ medeniyet temasları başladı.  Söylendiği kadar Batılıların yaşamlarını değiştirmiş oldukları kesin değildir. Fakat Batı'nın Bizans ve Arap sanat ve edebiyatını tanımasına yardımcı oldular.  Haçlılar zapt ettikleri yerleri şatolar (Şövalye konakları)  Roma ve Gotik kiliseleriyle imar ettiler.


Derebeyliğin kuvvetten düşmesi üzerine kralların otorite ve hâkimiyetleri arttı. Millet şuuru¸ birlik ve beraberlik duyguları uyandı. Birçok köylü efendilerinden toprak satın alarak¸ mülk sahibi oldular. Böylece sınıflar arasındaki uçurum ve farklar azalmaya yüz tuttu. Fakat bu savaşlar İslâm dünyası¸ özellikle Türkler için son derece zararlı oldu. Çünkü o sıralarda Anadolu'nun fethini tamamlayarak Avrupa'ya geçmek emelinde olan Türklerin bu arzuları iki yüzyıl kadar geri kaldı.


Haçlı Seferleri Avrupalılar için iktisadî bakımdan da kazançlı oldu: Venedik¸ Cenova¸ Marsilya gibi Akdeniz limanlarının önemleri arttı. İslâm dünyasındaki medeniyeti Avrupalılar yakından tanıdılar. Bu savaşlardan sonra senyörlerin şatolarının duvarları Doğu tipi kumaş¸ halı ve nakışlarla süslenmeğe başladı. Çeşitli kumaşlar¸ güzel halılar¸ ipek ve pamuklu dokumalar Avrupa'ya girdi. Avrupalılar kültür ve medeniyet yönünden çok ileride olan Müslümanlardan sanat ve teknik alanda birçok icat ve keşifleri öğrendiler ve kendi memleketlerine götürdüler."[i]


Bu metnin yazarı bir Fransız. Buradaki görüşler ona ait olduğu için önem taşımaktadır. Bir anlamda Batı'ya adam olmanın yollarını açan bu seferler¸ kan ve gözyaşına¸ binlerce cana rağmen o yıllarda kör taassup¸ cehalet ve yoksullukla boğuşan dünyaya medeniyetin ışığını açabilmiş. Ne güzel!.. Aşağıdaki satırları metnin arasından cımbızla çekip almadık. Bir anlamda¸ metnin ana iskeletini taşıdık. Sonuç itibariyle bu seferler onlara neler kazandırmış bakın:


"Özellikle Haçlılar Doğu'da cesur¸ merhametli¸ konuksever Müslümanları gördükleri zaman daha önceki düşüncelerini tamamıyla değiştirdiler.


Haçlı Seferlerinin şöhreti¸ papalara¸ İslâm'a karşı İspanya'da çarpışanlara da "hoşgörü" kazandırdı. Keza Batılılara karşı Prusya ve Litvanya'daki Hıristiyanları koruyanlarda bundan faydalandılar. İstanbul (Bizans) Latin İmparatorluğu veya Moğolların hücumuna uğrayan Polonyalı ve Macarların¸ hatta Timur'un tehdidi altındaki Kafkasya Hıristiyanlarının yardımına koşanlar dahi bu hoşgörüden nasip aldılar.


Batı'nın Bizans ve Arap sanat ve edebiyatını tanımasına yardımcı oldular.  Haçlılar zapt ettikleri yerleri şatolar (Şövalye konakları)  Roma ve Gotik kiliseleriyle imar ettiler.


Millet şuuru¸ birlik ve beraberlik duyguları uyandı. Birçok köylü efendilerinden toprak satın alarak¸ mülk sahibi oldular. Böylece sınıflar arasındaki uçurum ve farklar azalmaya yüz tuttu.


İslâm dünyasındaki medeniyeti Avrupalılar yakından tanıdılar. Bu savaşlardan sonra senyörlerin şatolarının duvarları doğu tipi kumaş¸ halı ve nakışlarla süslenmeğe başladı. Çeşitli kumaşlar¸ güzel halılar¸ ipek ve pamuklu dokumalar Avrupa'ya girdi. Avrupalılar kültür ve medeniyet yönünden çok ileride olan Müslümanlardan sanat ve teknik alanda birçok icat ve keşifleri öğrendiler ve kendi memleketlerine götürdüler."


Şimdi bir de Voltaire'nin bu Haçlı şizofrenisi üzerine söylediklerine bakalım:


"Küçük Asya'ya sel gibi akıp giden Fransız¸ İtalyan¸ Alman Haçlıları arasında birlik sağlanamadığı gibi¸ çekememezlikleri yüzünden ikide bir  (kendi aralarında) çarpışmalar da olduğundan onları yenmek Türklere zor gelmiyordu.


Bu Haçlı Seferlerinin sonucu olarak¸ İmparator Konrad hemen de tek başına Almanya'ya döndü.  Fransız Kralı da memleketine ancak karısı ile birkaç dalkavuğunu götürebildi. Dönüşünde¸ akrabalık bağı bahanesi ile karısını boşadı; çünkü zina suçundan dolayı kutsal evlilik bağının çözülmesine Hıristiyanlık müsaade etmezdi"[ii]


Voltaire¸ bununla da yetinmedi¸ kendi ülkesine yönelik eleştirisinde¸ önemli bir hususun altını da çizmeden edemedi:


"Hemen ilave edelim ki¸ bir zamanlar Haçlı Seferleri için birleşen yirmi devlet¸ yirmi misli askerle ve iki yüz yıl süren çatışmalarla aynı topraklar üzerinde ancak geçici bir egemenlik sağlayabildiler."[iii]


Haçlı Seferleri mevziî kazançlar sağlamış olsa da¸ İslâm'ın yayılmasını durduramadı. Kilise¸ işin bu cephesinden baktığı için¸ bu savaşı metot değiştirerek sürdürmelerine rağmen durduramayacağa da benzemektedir. Bugün görünürde Haçlı Seferi yoktur. Olmayışına temel gerekçe¸ devletlerin doğrudan siyasî irade olarak bu savaşın içinde görünmüyor olmasıdır. Ama ne gariptir ki¸ bu ülkenin "Avrupa Birliği"ne girmesine karşı çıkanlar¸ çok iyi kamufle etme ihtiyacını bile duymadan¸ Haçlı zihniyetiyle hareket ettiklerini de gizlememektedirler. Bir ekonomik koalisyon gibi gözükse bile bunun aslında¸ Hıristiyan medeniyetinin bir çatı altına alınması şeklinde özetlenmektedir. Bunun için de sadece Türkiye için halkoylaması çomağını ortaya attılar.


Türkiye'yi almasalar ne olur?  Bizim açımızdan kıyamet kopmaz. Hatta bana göre iyi de ederler. Hiç olmazsa¸ kimlerle muhabbet ettiğimizi biliriz. Batıcı geçinen¸ birçok aklı evvelimizin aksine¸ biz Batı'dan daha ileride bir hayat tarzına ve insanî değerler sistemine kavuşmada mevcut dinî ve geleneksel tarihî birikimimizin farkına varırsak mesele biter. Geçmişte biz¸ bunlardan çok daha ileride insan hakkı hassasiyetine sahiptik. "Kul Hakkı" kavramı bir iman ve vicdan disiplini olarak hayatımıza hâkimdi.  Bugün Batı'da her şey ferdîleşmiştir. Menfaat ahlâkı¸ karı-koca arasındaki kader ortaklığı ve hayatı paylaşma¸ hayatın keder ve üzüntüsünü birlikte yaşama duygusunu bile ortadan kaldırmış¸ herkesin kazancını kendisinin hakkı olarak ayrı hesaplara göndermiştir. Bizde ise¸ bir ailede iyi düzeyde geliri olan¸ diğer kardeşlerini ve hatta yakın akrabalarını bile kanatlarının altına almakta ve bölüşmeyi ortak şuur halinde sosyal hayatımızın ana iskeleti olarak devam ettirmektedir.


 


Batı'nın Bizden Öğreneceği Çok Şey Var


Aslında çözülmüş Batı medeniyetinin¸  bu yeni temasında bizden öğreneceği çok şey vardır. Geçmişteki savaşlarda aldıklarından daha fazlasını şimdi bizim yeni hayat tarzımızda bulabilirler. Her şeyden evvel¸ onlarda bitmekte olan aile hayatına yeni bir düzen için bize ihtiyaçları var. Karı-koca ilişkilerindeki güvensizliği ve kendi başınalığı devam ettirdikleri sürece toparlanmaları mümkün değildir. Çocuk yapmaktan kaçan Batı kadınına "ana"lık saadetini bizim kadınımız öğretecektir. Bugün¸ Alman erkeklerin Türk kızlarıyla evlenmek istemelerinin altında iki gerçek vardır. Bunu itiraf etmekten de çekinmiyorlar: Türk kadını¸ kocasına sadıktır¸ onu aldatmıyor!.. Türk kadını¸ analık içgüdüsünü kaybetmediği için çok çocuk doğurarak neslin devamını sağlıyor… Bugün Alman erkekleri bu iki husus için dinini değiştirip Türk ve Müslüman başka ülkelerin kızlarıyla evlilik yapmaktadır.


Bugün kendi ülkelerinde kiliseler fonksiyonunu kaybetmektedir. Birçok kiliseyi Avrupa'daki işçilerimiz satın alarak camiye çevirmektedir… Dindarlığın¸ bizdeki bazı geri kafalıların sandığı gibi¸ geriye dönüş değil¸ gününü ve geleceğini huzur içinde kucaklama şansı olduğunu görerek yeniden inançlarına sarılabilirler.


Selçuklu sosyal mantığının ürünü olan "İmaretler" bugün "Aşevi"ne dönüşerek her şehirde binlerce ailenin geçimine yardımcı olunan bir sosyal doku haline geldi. Batılı¸ bunu tanıyarak kendi insanına karşı sorumluluğunun idrak ışığına yaklaşabilir.


Avrupalının ruhunda karanlık bir noktaya hapsedilen Türkiye'nin oradan kendi aydınlıklarına alınması¸ bu devam edegelen Haçlı Savaşını bitirecek ve geçmişte olduğu gibi bugün de onlara yeni kazançlar sağlayacaktır.

Avrupa Birliği'ne girip girmeme konusundaki Avrupalıların hesabını¸ yani¸ ‘alırsak ne kazanırız¸ almazsak ne kaybederiz?' hesabını bizim değil¸ onların yapması daha yerinde olur!..




[i] François Michaud¸ Bibliothegue des Croisades¸ Paris-1829 bk. Meydan Larousse¸ c.8. s.306.



[ii] Voltaire¸ Türkler Müslümanlar ve Ötekiler¸ s.60. Osman Yenseni derlemesi¸ T. İş Bankası Yayınları¸ 2. baskı Ankara¸ 1975



[iii] Voltaire¸ Türkler Müslümanlar ve Ötekiler¸ s.82. Osman Yenseni derlemesi¸ T. İş Bankası Yayınları¸ 2. baskı Ankara1975

Sayfayı Paylaş