YETMİŞSEKİZİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'inde ihsân ile muâvenet ile emr ediyor. Peygamber Efendimiz de¸ “Kendiniz için sevdiğinizi başkaları için de sevin; kendiniz için sevmediğinizi başkaları için de sevmeyiniz.” buyuruyor.


Muhterem Cemâat-i Müslimîn!


“İyilikte ve takvâda birbirinizle yarışın. Düşmanlıkta ve kötülükte yarışmayın” (Mâide¸ 2)


 


Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'inde ihsân ile muâvenet ile emr ediyor. Peygamber Efendimiz de¸ “Kendiniz için sevdiğinizi başkaları için de sevin; kendiniz için sevmediğinizi başkaları için de sevmeyiniz.” buyuruyor.


 


Biz başkalarının yardımından hoşlanırız. Öyle ise yeri gelince bizim de başkalarına yardımda bulunmamız ictimâî bir borçtur. Müslümanlık nazarında başkalarına iyilik ve yardımda¸ mecbûrî vazifeler kadar mühim bir vazife yoktur. Binâenaleyh kendisi için iyi gördüğü her şeyi din kardeşi için de arzulamak gerektir. Müslüman¸ Müslümanın kardeşidir. Kardeşlik bağlarıyla birbirine bağlıdır. Hâli vakti yerinde olan bir Müslümanın yoksulluk içinde bunalan bir Müslüman kardeşinin hâlini sormak¸ mahzûn gönülleri neşelendirmek hep birer yardımdır. “Onlar başkalarını kendi nefislerine tercih ederler. Velev kendileri fakr u ihtiyaç içinde bulunsunlar.”  âyet-i kerîmesi de bunu teyit eder.


 


Ahlâk-ı İslâmiyyemiz¸ aklî esâsâtı ihtivâ etmekle berber nezîh ihtisâsları da pek güzel bir tarzda alâkadar bulunmaktadır. Nazar-ı İslâmda sehâvet¸ şehâmet¸ şefkat¸ muhabbet¸ hubb-i diyânet ve fazîlet gibi hasletler¸ kalbden nebeân eden ihtisâsların en güzîdelerinden ma'dûddur. Kalb-i insanı bu gibi âl duyguların bir kürsî-i tecellîsi olduğu içindir ki bir hadîs-i şerîfte¸ “Müftüler sana fetvâ verseler desen kalbine danış. Vicdânına muhâlif gelen şeyi yapma velev o hususta ruhsat bulunsun.” buyrulmuştur.


 


Dîn-i İslâm müminlerin istihsânını¸ incizâbını temin edecek şeylere de büyük bir kıymet vermektedir. İbn-i Mes'ûd (r.a.) hazretlerinden rivayet olunan bir hadîs-i şerîf de şu meâldedir: “Müslümanların güzel gördükleri şey ind-i ilâhîde de güzeldir. Bilakis Müslümanların çirkin gördükleri şey nezd-i Bârî'de de çirkindir.”


 


Binâenaleyh bir Müslüman¸ din kardeşlerinin tahsînini celb edecek surette hareket etmek ister. Din kardeşlerinin tahsînine mazhar olan bir insan ise elbette onların tecâzübünü temin etmiş olur. Dîn-i İslâm¸ hayır-hâhlık hissini¸ şefkat ve muhabbet duygularını da pek ziyâde takdîr etmektedir. Bir hadîs-i Nebevî de¸ “Sizden biri¸ kendi nefsi için istediğini kardeşi için de istemedikçe¸ bi-hakkın îmân etmiş olamaz.” meâlindedir. Diğer bir hadîs-i şerîfte¸ “Allahu Teâlâ'ya imandan sonra amellerin efdali nâsa muhabbet ve meveddettir.” buyrulmuştur.


 


Müslümanlıkta¸ Allah'ın emrine ta'zîm¸ mahlûkuna şefkat umdeside en büyük bir düstûrdur. Demek oluyor ki¸ bir şahsın kemâl-i imanı¸ hayır-hâhlığıyla¸ diğer-gâmlığıyla¸ insaniyete muhabbet ve şefkatiyle kâim bulunurmuş. Bunun içindir ki kendi haklarında istedikleri şeyleri¸ başkaları hakkında da isterle; kendi refah ve saâdetlerini temine çalıştıkları gibi başkalarının refah ve saâdetlerine de mümkün olduğu kadar yardım ederler.


 


İslâmiyetin âlî devrelerinde yaşamış olan Müslümanlarda bu rûhî hâlet¸ bu tarz-ı hareket pek ziyâde inkişâf etmiş idi. Bu zevâtın ne kadar diğer-gâm olduğuna¸ “Onlar başkalarını kendi nefislerine tercih ederler. Velev kendileri fakr u ihtiyaç içinde bulunsunlar.” meâlindeki âyet-i kerîme pek güzel şehâdet etmektedir. Yine bir hadîs-i Nebevîlerinde Cenâb-ı Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de buyuruyorlar ki: “İki kimse Allah'ın rahmetinden uzaktır. Birisi yoksul akrabâlarının hâlini düşünmeden vaktini zevk ve safâ ile geçirenler. İkincisi¸ komşularının ve tanıdıklarınınm iyi huylarını gizleyerek onların fenâ huylarını halk arasında yayanlar.”


 


Bir gün asdıkâsından biri Hazret-i Ali'nin kapısına gelerek dörtyüz dirhem borcundan dolayı muâvenete lüzûm gördüğünü söylemiş. Hazret-i İmam¸ dostuna bu meblağı tamâmen verdikten sonra hânesine ağlayarak dönmüş. Muhterem refîkası niçin ağladığını sorunca demiş ki:


“Şunun için ağlıyorum ki dostumun hâlini ben araştırıp sormadım da kendisi bizim kapıya kadar gelmeye muhtac oldu.”


 


İşte büyük Müslümanların bî-nazîr ahlâkı. Ricâ ederim Müslüman kardeşler! Hangimiz böyle bir ahlâk-ı hasenede bulunduk. Hâline muttali olduğumuz bir Müslüman kardeşimize yardımda bulunduk. Hulâsa¸ insanlar için dîn-i İslâmdan daha nezîh¸ daha mükemmel bir müessese-i ahlâkiyye bulmak gayr-ı kâbildir. İnsanlar ne zaman ki İslâmiyet dâiresinde yaşar¸ İslâm ahlâkına ittibâ eder¸ insaniyet âlemi de o zaman kemâle erer¸ hakîkî surette mesut olur.


 


Cenâb-ı Hak cümlemizi ahlâk-ı İslâmiyye ve ahlâk-ı insâniyyeye muvâfık amellerde bulunup¸ kendi rızâ-yı ilâhîsine mahzar buyursun.

Sayfayı Paylaş