SOPHIE ILE KEMAL

Somuncu Baba

"Kemal rahatsız etmek istemediğini söyleyip kabul etmese de Sophie
ısrar etti. Evdekiler onun tanımadığı birini yemeğe çağırmasına çok
şaşırmıştı. Üstelik de ilk defa bu kadar neşeli görüyorlardı. Sanki kendi
memleketinde ve uzun süre görmediği bir arkadaşını görmüş gibiydi."

 Sophie ve Ayşe İngiliz'di. Ayşe yani Rose üniversitedeyken bir seyahat için İstanbul'a geldiğinde¸ Selim'le tanışmış ve ikisi de birbirine âşık olunca evlenmeye karar vermişlerdi. Öncesinde Rose Müslüman oldu. Sophie¸ dindar bir hrıstiyan sayılmazdı fakat kızının Müslüman olmasını da istemedi. Ama Rose'un gözlerindeki kararlılığı görünce karşı da çıkmanın faydasız olduğunu anladı. Kızıyla damadının ısrarına rağmen yanlarına gelmeyip İngiltere de yalnız yaşamaya devam etti. Lakin bir sene arayla ikiz erkek ve bir kız torunu olunca onlardan ayrı kalamayacağına karar verdi ve İstanbul'a gelerek yanlarına yerleşti.


Sophie kızının huzurlu haline bakıp¸ için için Müslüman olmasına memnun da oluyordu. Selim ve ailesi de Sophie'ye karşı çok saygılı ve içtendi. Hâsılı Sophie kızı ve kızının ailesiyle çok mutluydu. İlk zamanlar sıkılmasına rağmen¸ İstanbul'u keşfettikçe bu sıkıntısı da geçti.  İki aydır da her sabah namazdan önce kalkıp sabah ezanlarını dinliyor ve damadının namaz için çıkmasının ardından¸ o da hemen çıkıyor ve sekizden sonra dönüyordu. Nereye gider ne yapar kimseye söylemiyordu.


…………..


Kemal ilk iş gecesindeydi. İşi beş büyük odanın içindeki 20 hastaya kendinden daha yaşlı Bekir ile birlikte bakmaktı. Askerden döndüğü 6 aydan beri iş arıyor fakat hiçbir iş bulamıyordu. Artık bunalıma girmişti. Bir de her sabah iş aramak için evden çıkarken babasının "Arkanda bir dayın yoksa iş bulman imkânsız." demesi hepten sinirlerini tepesine çıkıyordu. O yüzden arkadaşı¸ bu işi söyleyince hemen kabul etti. Yeni ameliyattan çıkmış insanlara bakmak¸ ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak¸ üstlerini değiştirmek ve kirlenen yerleri paspas yapmak hiç kolay değildi. Ne çok iş vardı. 7'de paydos edecekti ve şimdiden ayaklarının şiştiğini hissediyordu. Hastaların bakımını yaparken midesinin bulanması da ayrı bir dertti. Bekir onun bu halini anlamıştı. Sırtını sıvazlayarak;


– Haydi¸ aşağıya in biraz hava al. Ben idare ederim burayı.


Kemal¸ "Hay Allah razı olsun senden!" diyerek koşar adımlarla aşağıya indi. Buna gerçekten ihtiyacı vardı.


Kapıda gözlerini kapatarak temiz havayı uzun uzun içine çekti. Kemal işi hiç beğenmemişti ama hiç değilse birkaç gün dayanmalıydı. Belki alışırdı. İçinden "Allah'ım ben kendim çıkmadan başka bir iş bulsam da burada çalışmamaya bahanem olsa…" diye dua ederken¸ elinde yiyecek paketleriyle hastanenin önünden geçen orta yaşlı bir kadın dikkatini çekti. Uzun boyluydu ve sarışındı. Alacakaranlıkta bile Türk olmadığı anlaşılıyordu. Gecenin beşinde ilginç bir görüntüydü. Gözüyle kadını bir süre takip etti. Tam "Geç kaldım¸ Bekir Dayı'ya ayıp olmasın." diyerek içeri girecekken¸ kadını tinerci kılıklı birinin takip ettiğini fark etti. Kemal bir süre baktı arkalarından. Sonra onun kadına yaklaştığını fark edince hızla arkalarından koşmaya başladı. Tinerci tam cebinden bıçağı çıkarıp kadının önüne geçecekken¸ Kemal arkadan oğlanı yakaladı ve bıçak tutan elini bütün kuvvetiyle sıktı. Sophie birden boş bulunup çığlık atarak kenara çekildi. Çok korkmuştu.


Tinerci bir küfür savurarak Kemal'e kafa atmaya çalıştı fakat Kemal daha atik davranarak onu yere fırlattı. Sonra da toparlanmasına fırsat vermeden yakasından tutup boş bir çuval gibi kaldırdı ve gözlerinin içine bakarak "Çabuk defol buradan bir daha da buralarda görmeyim seni!" diye bağırdı. Tinercinin zaten karşı koyacak gücü kalmamıştı. Yalpalayarak hızla oradan uzaklaşıp karanlıkta kayboldu.


Sophie bozuk Türkçesiyle teşekkür ederken Kemal;


– Önemli değil de bu saatte buralar çok tehlikeli. Dikkat etmeniz lazım.


Kemal kadınla böyle konuşurken bir taraftan da aklı Bekir Dayı'daydı. Kesin işten kaytardığını düşünüyordu.


Bu arada Sophie korkudan gücünün kaybettiğini hissedip paketleri yere koydu ve çökercesine kaldırıma oturdu.


Kemal onu o halde bırakıp gidemeyeceğine karar vererek


– Nereye gidecekseniz birlikte gidelim dedi.


– Ben istemez¸ zahmet vermek.


Sophie ısrar etse de Kemal onu yalnız bırakmadı. Uzun bir süre birlikte yürüdüler. Yol giderek ıssızlaştı. Kemal gülümseyerek elindeki paketleri gösterdi ve;


– Gece vakti bunları alacak dükkânı nereden buldunuz?


Aralarında garip bir bağ oluştu sanki. Kemal artık hastaneyi düşünmüyordu. Şu anda Sophie'ye yardım etmekten daha önemli bir şey yoktu onun için. Sophie de aynı şekilde gülümsedi.


– Nasıl dersiniz nöbetçi pastane bulmak ben. Bazılarını da önceden hazırlamak.


Biraz sonra bir viranenin önüne geldiler. Sophie yerdeki çöplere ve etraftaki örümcek ağlarına aldırmadan içeri girdi. Ardından gelen Kemal'e dönerek;


– Çocuklar uyuyor. Gürültü yok.


İçerde bir köpek ve 5-6 tane çocuk yan yana yatmış derin uykudaydılar. Kemal "Elin yabancısı gelip bu izbe yerde sokak çocuklarını nerden bulmuş." diye düşünerek onu izlerken¸ Sophie ne düşündüğünü anlamış gibi gülümsedi ve


– Çocuk her yerde çocuk. Hem artık ben de buralı.


Yiyecek paketlerini bırakıp çıkarken cılız bir çocuk¸


– Sophie bizi görmeden mi gidiyordun? diyerek arkalarından geldi¸ Sophie gülümseyerek döndü ve onun kirli başını okşayarak;


– Ben istemedim uyandırmak çocuk. Haydi¸ şimdi git yat. Ömer'le Ali'ye de dikkat edin. Onlar daha çok küçük. Ben yarın yine gelir.


Kemal gördükleri karşısında çok şaşırmıştı. "Nasıl olsa mesai bitti" diye düşünerek hastaneye gitmedi. Sophie gelmemesi için ısrar etse de evine kadar birlikte gitti. Yol boyunca ağır ağır yürüyerek iki eski arkadaş gibi uzun uzun sohbet ettiler. Kemal altı aydır iş aradığını¸ sonunda hastabakıcılık işi bulduğunu ama hiç beğenmediğini anlattı. Sophie de İngiltere'den sonra İstanbul'a zor alıştığını ama şimdi çok sevdiğini¸ kızının Müslüman olmasını torunlarını damadını ve onları çok sevdiğini anlattı. İngiltere'de iken de sokak çocukları ve evsizlere yardım ettiğini fakat buradaki kadar durumlarının zor olmadığından bahsetti. Burada yaşamaya başladığı bir seneden beri ilk defa bu kadar çok konuşuyor ve yeni tanıştığı biriyle dertleşiyordu.


Kapıya vardıklarında Kemal "Hoşça kal!" deyip ayrılacakken Sophie;


– Benim kiz Rose yani Ayşe kahvaltı hazırlamak. Gel sen onlarla tanış.


Kemal rahatsız etmek istemediğini söyleyip kabul etmese de Sophie ısrar etti. Evdekiler onun tanımadığı birini yemeğe çağırmasına çok şaşırmıştı. Üstelik de ilk defa bu kadar neşeli görüyorlardı. Sanki kendi memleketinde ve uzun süre görmediği bir arkadaşını görmüş gibiydi. Az sonra sofrada olanları anlatırken Kemal'e bakıp gülümseyerek iyi bir iş aradığını da söyledi. Bu arada Sophie'nin iki aydır ne yaptığı da ortaya çıkmıştı. Çok neşeli ve uzun bir kahvaltının ardından Selim sofradan kalkarken;


– Tanıştığımıza çok memnun oldum Kemal. Sophie için yaptıkların bizim için çok önemli. Hem onu böyle mutlu görmekten de ayrıca çok memnun olduk. Sana iyi bir iş bulmak da benim boynumun borcu olsun.


– Abi kim olsa aynı şeyi yapardı önemli değil ama valla ne yalan söyleyim iyi bir iş bulursan da hayır demem.

Aradan bir hafta geçmeden Sophie ile Kemal birlikte çalışmaya başladılar. Selim biraz araştırdı ve durumu çok iyi olan birkaç arkadaşını devreye sokarak sokak çocuklarıyla ilgili atıl bir vakıfta Sophie gönüllü¸ Kemal de Sophie'nin maaşlı yardımcısı ve şoför olarak işe başladı. Birlikte ana oğul gibi çalışıp vakfı kısa sürede hareketli hale getirdiler.  Gece gündüz çalışıp sokak çocukları için çok güzel işler yaptılar. Birçoğunun ailelerine yeniden kavuşmalarını sağladılar. Diğerleri için de güvenli ortamlar oluşturdular. İkisi de tam istedikleri gibi bir iş bulmuşlardı. Yaptıkları en güzel iş ise birlikte müftülüğe gidip Sophie'nin Müslüman olmasıydı. Sophie artık Zehra olmuştu ama Kemal zaman zaman yine ilk tanıştıkları günün anısına ona Sophie diyordu.

Sayfayı Paylaş