RIZKA KEFİL OLAN, HER CANLIYI YAŞATACAK ZARURİ GIDAYI ÜZERİNE ALAN: ER-REZZÂK

Somuncu Baba

"Yüce Allah rızk sahibi olan kimselere ilahi bir sorumluluk yüklemektedir. O da¸ sahip olunan rızkı başkalarına infak etmektir. Çünkü infak¸ sahip olunan nimeti¸ ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır. Bu paylaşmayı ancak şükür ehli yerine getirebilir."

Arapça'da ‘rızk' sözcüğü; "haz" ve "nasip" anlamında isim olup¸ nasip etmek¸ rızıklandırmak mânâsına gelir. Bir başka açıdan rızk¸  Cenab-ı Allah'ın "canlıya zevk ve faydalanma nasip ettiği şey" diye tarif edilir. Şu halde rızk bir kimsenin ister özel mülkü olsun ya da olmasın; yenilen¸ içilen ve diğer şekillerde faydalanılan mallara dendiği gibi;  her biri bir inci mesabesinde olan evlatlarımıza¸ saliha eşimize¸  helal kazanç kaynaklarımıza¸ ilim ve bilgilerimize de denir.  Buradan hareketle söylemek gerekirse¸ rızk; dünya ve ahretteki bağış¸ kısmet/pay manasına geldiği gibi¸ mideye ulaşan ve onunla beslenilen gıda manasına da gelmektedir.[1] Bütün bu anlamları kapsayacak şekilde Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Herhangi birinize ölüm gelip de¸ ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!'  demeden önce¸ size rızk olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın."[2]


Bu ayetten anladığımız kadarıyla¸ insana yarar sağlayan şey¸  rızktır. Bu rızk¸ yerine göre mal-servet¸ yerine göre ilim-irfan¸ yerine göre makam-mevki¸ yerine göre boş vakittir. Rızk sahibi olmak¸ aynı zamanda varlıklı olmak anlamına gelir. Kur'an'da mü'minlerin niteliği anlatılırken: "Kendilerine rızk olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar."[3]


RIZIK¸  İNFAK VE ŞÜKÜR İLİŞKİSİ


Rızk¸ infak ve şükür kavramları arasında doğrudan çok yakın bir ilişki vardır.


Yüce Allah rızk sahibi olan kimselere ilahi bir sorumluluk yüklemektedir. O da¸ sahip olunan rızkı başkalarına infak etmektir. Çünkü infak¸ sahip olunan nimeti¸ ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır. Bu paylaşmayı ancak şükür ehli yerine getirebilir.  Şükür¸ Allah'ın kullarına verdiği namütenahi nimetlerin bilinmesi¸ infakla bu nimetlerin açığa vurulması¸ neticede nimet verenin hatırlanıp bir an bile olsa gaflet etmeden O'nun akıldan çıkarılmamasıdır. Tek kelime ile şükür¸ nimeti düşünmek ve nimeti vereni takdir etmektir.[4] Eğer insan¸ sahip olduğu nimetler karşısında Allah'a şükrederse¸ Allah da ona olan nimetini artırır.[5] Mesela¸ ilim bir rızktır. Eğer ilmimizi Allah rızası için başkalarına anlatarak paylaşırsak¸ ilmimiz artacaktır. Mal-servet bir rızktır. Eğer¸ malımızı ve servetimizi¸ üzerinde hakkı olan muhtaçlarla paylaşırsak¸ malımız ve servetimiz artacaktır. Boş vakit¸ bir rızktır. Eğer boş vaktimizi yararlı işlerle değerlendirirsek¸ vaktimiz bereketlenecek ve artacaktır. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür. Şayet bugün hayatımızın her alanından bereket ortadan kalkmışsa¸ bunun nedenini şükür ehli olmadığımızda aramamız gerekmektedir. Çünkü şükürsüzlük¸ modern insanda manevî açlığı artırdığı için bir tür doyumsuzluk yaşanmaktadır.  Aç gözlülük almış yürümüştür. Hz. Peygamberden gelen bir rivayette: "Açgözlülükten sakının. Önceki ümmetleri mahvetmiş; kan döktürmüş ve haramları çiğnetmiştir"[6] diye bu tehlikeye işaret etmişlerdir.


Açgözlülük¸ hakkına razı olmayanların davranışıdır.


Açgözlülük¸ helal ve haram duyarlılığını hallaç pamuğu gibi savurmanın adıdır.


Açgözlülük¸ mutluluğu¸ başkasının mutsuzluğu üzerine bina etmek isteyenlerin çirkin fiilidir.


Açgözlülük¸ insanı insanlık değerlerinden azat etmenin bir diğer adıdır.


Açgözlülük¸ mukaddesi olmayanların tavrıdır. Çünkü kutsalı olmayan¸ kutsala tutunmayan bir insan¸ yaşadığımız modern zamanlarda olduğu gibi¸ her şeye sahip olmak uğruna bütün değerlerin ipliğini pazara çıkarır.  Yaşadığımız modern dünyada açgözlülüğü yaşam biçimi haline getiren küresel güçlerin özellikle İslâm coğrafyalarında ne büyük zulümler işlediklerini¸ ne çok ocaklar söndürdüklerini ve ne çok kan döktüklerini hep birlikte müşahede ediyoruz.


Kapitalizmin yaşam tarzı olan tüketim kültürü¸ sadece yeme-içme alanıyla sınırlı kalmaz¸ "sahip olma" dürtüsüyle hareket ettiği için inançları bile tüketmektedir.  Açgözlülerin elinde din de bir meta haline dönüşür.


Tüketim kültürünün mayasında "açgözlülüğü" kışkırtmak vardır.  Büyük alış-veriş merkezlerindeki insanlar üzerinde bir gözlem yapalım.  Mesela¸ meyve-sebze reyonuna bir bakın. Gelen sebzeleri sıkıştırıyor¸ giden sebzeleri sıkıştırıyor. Tüketim mabetlerinde vecd hali yaşayan modern insanın açmazı bu.  Zira insanlar¸ üretmeden ziyade tüketme peşinde koşuyorlar. Bitimsiz bir israf ekonomisi¸ almış başını gidiyor. 


Açgözlülük¸ nihilist bir tavır olup¸ her şeyi mubah sayan¸ zevk odaklı yaşam biçiminin sarhoşluk halidir.  Açgözlülük¸ hız ve haz çağının motor gücüdür.  Muhammed Esed'in özgün ifadesiyle¸ bütün çağlarda insanlar tamahı¸ açgözlülüğü tanımışlardır¸ ama tamah ve açgözlülük başka hiçbir çağda bugün olduğu kadar ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştır.  Gönül gözü aç olan insanın dünya gözü asla doymaz.  Çare; önce insanların kafasındaki "açgözlülük" zihniyetini¸ kanaat ve alçakgönüllülük ahlakıyla değiştirmektir. Bu da ancak gönül eğitimi yöntemiyle olabilir.


Rızkın Anahtarları¸  Allah Katındadır


İslâm'da genel manada rızk iki kısma ayrılır: Bunlardan ilki¸ mutlak¸ diğeri de tayin edilmiş rızktır. Birincisi herkesin yararlandığı ot¸ su¸ hava vb. gibi şeyler; diğeri ise¸ insanın arayıp bulduğu ve helalinden elde ettiği özel mülkiyetidir. Bu ikinci anlamdaki rızk¸ insan için ayrılmıştır. İnsan¸ bu rızkını elde etmek için bir kesp¸ çaba ve gayret içine girmelidir. Bu anlamda Yüce Allah her canlının rızkını tekeffül etmiştir. "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki¸ rızkı Allah'a âit olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de¸ (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır."[7]


Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden birisi er-Rezzâk'tır.  İşte "Rezzâk" Allah'ın bir sıfatı olarak¸ tekrar tekrar rızık veren¸ onu sürekli artırıp çoğaltan demektir. Rezzâk vasfı Kur'an'da sadece bir âyette Allah hakkında kullanılmıştır: "Şüphesiz Allah rızık verendir¸ güçlüdür¸ çok kuvvetlidir."[8] Bu sebeple "er-Rezzâk" ismi sadece O'na izafe edilebilir. Allah'tan başkası adına kullanılamaz. Ama bu ismin/sıfatın başına ‘abd/kul' sözcüğü eklenerek  "Abdürrezzâk/rızık verenin kulu" anlamında insana isim olarak verilebilir.


Nasıl ki Yüce Allah¸ kullarının hayatlarını sürdürmeleri ve bedenlerinin maddî  ihtiyaçlarını karşılamaları için onlara yiyecek ve içecek cinsinden sayısız rızk veriyorsa¸  aynı şekilde kalb ve ruh dünyalarının açlığını gidermek için onlara ilim¸ zikir¸ iman ve marifet gibi manevî rızkılar da vermektedir. Nitekim şu âyette manevî rızka dikkatlerimiz çekilir: "Şu'ayb şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım¸ ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızk vermişse!… Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum."[9]  Burada rızk¸ risâlet ve nübüvvet anlamına gelir.


 SONUÇ


 İster maddî ve isterse manevî rızık olsun¸  mutlak anlamda rızkın yaratıcısı ve fâili er-Rezzâk olan Yüce Allah'tır. Müslamanların Allah'ın varlığına ve birliğine inandıkları gibi O'nun er-Rezzâk olduğuna da inanmaları gerekir. "Allah¸ rızık verenlerin en hayırlısıdır.” [10] Geçmişte ve günümüzde Müslümanlar iş yerlerinin en mütenahi yerine hüsnü hat örnekleriyle "er-Rızku Alellah"¸ "el-Kâsibu Habibullah" levhalarını asmışlardır. Eğer bu metinlerdeki mesaja¸  lisanî ve fiilî imanları varsa¸ bunu asmakta ve bu ilkelere göre yaşamakta haklıdırlar. Çünkü İslâm'ın Aziz Kitab'ında şöyle buyrulur: "Kim Allah'tan korkarsa¸ (ittika) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir."[11] Bu âyet ne kadar muhteşem mesajlar vermektedir¸ değil mi? Rızkın bereket kapılarının açılması¸ takvaya dayalı bir dindarlıkla bütünleştirilmiştir. İşte bugün bizi İslâm yolunda çalışmaktan alıkoyan iki endişe kaynağı vardır. Bunlardan birisi¸ rızk korkusu¸ bir diğeri de el ne der anlayışıdır. Öyle bir hayat yaşıyoruz ki¸ dillerimiz  "er-Rızku Alallah/Rızık¸ Allah'tandır" inancını dile getirirken¸ fiiliyatımız¸ "er-Rızku Alelıbâd/Rızık kullardandır" anlayışını yaşatmaktadır. İyi bir Müslüman¸ İslâm'ı yaşama noktasındaki hassasiyetinin ölçüsü¸ "eğer ben bunu böyle yaşarsan¸ Allah ne der?" endişesi yerine "falan ne der¸ filan ne der?" endişesi taşırsa¸ yeniden bir iman tazelemeye ihtiyacımız var demektir. Müslümanın hayatında böyle bir ikilem olamaz. Eğer olursa¸ şu âyette anlatılan kimselerin durumu gibi oluru: "De ki: ‘Size göklerden ve yerden kim rızık verir?' De ki: ‘Allah. O halde ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz¸ ya da siz!"[12]


 






[1]  el-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ 282.



[2] 63/Münâfikûn 10.



[3] 2/Bakara 3.



[4] 2/Bakara 152.



[5] Bkz. 14/İbrahim 7.



[6] Müslim "Birr" 15.



[7] 11/Hud 6.



[8] 52/Zâriyat 58.



[9] 11/Hud 88.



[10] 62/Cum'a 11.



[11] 65/Talak 3-4.



[12] 34/Sebe 24.

Sayfayı Paylaş