KASTAMONU VELİLERİ

Somuncu Baba

Kastamonu¸ memleketimizin en ön emli inanç merkezlerinden biri olup evliyalar şehri olarak da bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki bu şehirde önemli bir kültür etkinliği olarak her yıl Mayıs ayının ilk Cuma gününden başlayarak üç gün süren "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" düzenlenmektedir.

Tarihî  geçmişi zengin olan Kastamonu¸ bu yüzyılda bile tarihsel dokusunu koruyarak¸ günlük yaşamını geçmiş ve gelecekle birleştirerek sürdürmeyi başarabilen ender illerimizden biridir. Yüzlerce yıllık tarihsel süreç içinde Kastamonu¸ geçmişin izleriyle o kadar dolu bir şehirdir ki¸ girdiğiniz her sokağın bir veya birden çok evliyanın türbesine ev sahipliği yaptığını görebilirsiniz. Hatta Kaysul Hemedanî Asgar isimli bir sahabinin İstanbul seferi sırasında Kastamonu'da vefat ettiği ve buraya defnedildiği rivayet edilmektedir.


Kastamonu¸ memleketimizin en ön emli inanç merkezlerinden biri olup evliyalar şehri olarak da bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki bu şehirde önemli bir kültür etkinliği olarak her yıl Mayıs ayının ilk Cuma gününden başlayarak üç gün süren "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" düzenlenmektedir.


Seyyid Ahmed Sünneti


On beşinci yüzyılda Kastamonu'da yetişen evliyanın büyüklerinden olan Seyyid Ahmed Sünneti Peygamber Efendimizin sünnetine uygun yaşama konusunda çok titiz davrandığı için Sünneti ismiyle tanınan ilim¸ irfan sahibi bir zattır. Halvetî tarikatının halifelerindendir. Aynı zamanda Şaban-ı Velî Hazretlerinin Kastamonu'da irşada başladığı dergâhın da ilk banisidir.


Kendisini yetiştiren şeyhleri¸ yüksek mertebelere yetişip göstermiş olduğu manevî haller sebebiyle onu Seyyid Yahya Şirvanî Hazretlerine gönderirler.


Seyyid Ahmed Sünnetî Hazretleri gönül hoşluğu ve nihayetsiz bir teslimiyet içinde gidip bağlandığı şeyhine sıdk ve istikametle hizmet edip tasavvufun makamlarını tahsil ettikten sonra yine kendi memleketi olan Kastamonu'ya halife olarak gönderilir.


Seyyid Sünnetî zaman zaman Hızır (a.s.) ile görüşüp mütalaada bulunurdu. Hayatının sonlarına doğru kendisinden sonra yerinin boş kalacağını düşünüp hüzünlendiği bir gün¸ Hızır (a.s.) yanına gelir ve yerinin bir süre boş kalacağını¸ ama ondan sonra büyük bir şeyh tarafından doldurulacağını müjdelemiştir. Gerçekten de Seyyid Sünnetî'nin vefatından sonra¸ onun boşluğu Şeyh Şaban-ı Velî'ye kadar doldurulamamış ve Hızır (a.s.)'ın müjdesi de böylece gerçekleşmiştir.


1459 yılında vefat ettiği tahmin edilen Seyyid Ahmed Sünnetî'nin kabri¸ Şaban-ı Velî Dergâhında¸ daha önce kendi adını taşıyan¸ caminin güney kısmında bulunmaktadır.


Şaban-ı Veli


Kastamonu deyince hatıra hemen Şaban-ı Velî Hazretleri gelir. Güzel Anadolu'muzun on altıncı yüzyılda yetiştirmiş olduğu büyük âlim ve velilerinden olan Şaban-ı Velî¸ bu ilimizin Taşköprü ilçesi Çakırçayı Köyünde doğar. Doğum tarihi konusunda kesin bir bilgi yoktur. Küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetmesiyle yalnız ve kimsesiz kalır¸ sonrasında ise kimliği ve yaşamı hakkında fazla bilgi bulunmayan bir kadın tarafından evlat edinilir. Kendisini öz evladı gibi seven bu kadın Hazretin tahsilini yapmasında maddî ve manevî yardımlarını esirgemez.


 İlk tahsiline doğduğu köyde başlayan Şaban-ı Velî Hazretleri daha sonra Kastamonu'da devam ettirir. Ancak memleketindeki tahsille yetinmeyerek İstanbul'a gider ve tahsiline İstanbul Fatih Medreseleri'nde devam eder. Önceden ilim tahsil etmiş olması ona özellikle tefsir ve hadis ilimlerinin kapılarının rahatlıkla açılmasını sağlar.


Öğrenim yıllarında güzel ahlâkı¸ ağırbaşlılığı ve çalışkanlığı ile hocalarının teveccühüne mazhar olur.


İstanbul medreselerinde uzun zaman eğitim gören Şaban-ı Velî¸ zamanla içinde bir boşluk hisseder ve aldığı dinî eğitimin kendisini tatmin etmediğini görür. Sonunda ilahî sırlara da vasıl olmayı arzulayan ve Bâtınî ilmi tahsil etmeye kararlı olan Hz. Pir¸ kendisini irfan yolunda irşat edecek bir mürşid-i kâmil aramaya başlar ve bu kapsamda İstanbul'daki bazı din büyüklerine hâlini arz eder.


Bir gece rüyasında memleketine¸ sılaya gitmesi gerektiği söylenir. Kastamonu'ya dönmek için manen işaret alan Şaban-ı Velî¸ sılasına giderken Bolu'da bulunan¸ adını ve methini duyduğu Hayreddin Tokadî Hazretlerine uğrayıp ziyaret etmek ister.


Bolu'ya geldiği ilk akşam Tokadî Hazretlerinin zikir halkasına katılır. Bu halkada¸ kalbindeki parlak ilahi ışıkla o hale gelir ki oradan ayrılmak için kendinde derman bulamaz. Bu hâl birkaç gün böyle devam eder ve bu süre zarfında dergâhta misafir kalır.


O¸ gönül sıkıntılarını Hayreddin Tokadî'ye anlatıp bütün varlığı ile ona bağlanır. Biat ederek maddî manevî her şeyini Tokadî'ye teslim eder ve dünya halini tamamen terk eder. Bu bağlanma ile Şaban-ı Velî'nin içindeki sıkıntılar bertaraf olmaya¸ ruh dünyasını huzur ve sükûn kaplamaya başlar. Yaklaşık on iki yıl Hayrettin Tokâdî Hazretlerinin yanında kalarak onun rahle-i tedrisinden geçer ve ona hizmet eder. Bu süre içinde seyr ü sülûkunu tamamlayarak tasavvufta kemale erer ve sonunda mürşidinin hilafetine mazhar olur. Hayreddin Tokadî kendisine icazet vererek “Sana hilafet verildi¸ memleketine dön! İrşat soframızı orada kurarak âşık ve sâdıkları irşat et.” buyurur.


Şaban-ı Velî Hazretleri¸ Kastamonu'ya gelişinin ilk zamanları¸ Seyyid Sünnetî Mescidi yakınlarındaki Cemaleddin Camii avlusunda kalır. Bir süre burada münzevî bir hayat geçirir.


Hazretin¸ burada erbainini tamamlaması ile hâli¸ halk nazarında açığa çıkmaya başlar. Onun yüce kişiliğini görenler ve onu anlamaya başlayanlar¸ yavaş yavaş onun sohbet halkasına katılırlar. 


Şaban-ı Velî Hazretleri¸ Seyyid Sünnetî mescidinde başladığı irşat hizmetini sonradan Honsalar Camiinde sürdürmüş ve halkasına katılanlar günden güne artmıştır. Hz. Pir¸ zahirî ilimlerle başlayarak bir süre devam ettirdiği camii sohbetleri¸ zamanla yerini batınî ilimlere bırakarak tasavvufî irşada yönelmiştir.


Vefat edeceğini hissettiğinde talebelerini yanına toplayarak onlara ayrı ayrı dua ve tavsiyelerde bulunan Şeyh Şaban-ı Velî 4 Mayıs 1569'da Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur.


Şeyh Ahmed Siyahî


Kastamonu velilerinden Ahmed Siyâhî Efendi 1777 senesinde Kastamonu'da doğdu. Siyah sarık sardığı için Siyahî diye anılmıştır.


Kuran-ı Kerim okumayı devrin zahid ve abidlerinden olan Şaban Efendiden öğrenir. Tahsil hayatına ise Mustafa Efendi namında bir zatta başlar ve daha sonra devrin önde gelen ilim adamlarının ders halkalarına katılarak çeşitli ilimler tahsil eder.


Tasavvufî sohbetlerine katıldığı şeyhi Mustafa Efendinin "Senin feyzine Halid isminde bir zat sebep olacak. Onu ara!" diye tavsiyede bulunması üzerine kendisini irşad edecek olan ‘Halid' isminde zatı aramaya başlar.


Hacca gitmek için yola çıktığında Şam'a uğrar ve burada Altın Silsile'nin Altın Halkalarından olan Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretlerinin ismini duyunca "Hocam Mustafa Efendinin buyurduğu ‘Halid' bu olabilir" diyerek hemen talebeleri arasına katılır ve sohbetlerine devam eder.


Buradan Mevlâna Halid-i Bağdadî ile birlikte hacca gider. Hac ibadetinin ifasından sonra hocası ile birlikte tekrar Şam'a dönerek bir müddet daha Şam'da kalır. Hocasının insanları irşad için kendisine icazet vermesinden sonra Kastamonu'ya döner.


Kastamonu'da müderrisliğine tayin olduğu Abdülbaki Medresesinde bir taraftan talebelerine ilim öğretirken¸ diğer taraftan insanlara vaaz u nasihatle Allahu Teâlâ'nın emir ve yasaklarını anlatır.


Merdoğlu isminde hayırsever bir zenginin evini medrese haline getirip¸ talebe yetiştirmesi için emrine vermesiyle Hacı Ahmed Siyâhî buraya geçer. Merdoğlu Medresesi veya Hacı Ahmed Efendi Medresesi ismi ile bilinen bu medresede uzun yıllar ders verir ve talebe yetiştirir.


Bir gün Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretlerinin meşhur halifelerinden Abdülfettâh-ı Akrî'nin Bağdat'tan İstanbul'a giderken Ahmed Siyâhî'yi ziyaret etmesi kendisini ve talebelerini çok sevindirir. Bu ziyaret ayrıca şeyhin büyüklüğünü göremeyenlerin gözlerindeki perdelerin açılmasını sağlar.


Pek çok kerametleri görülen Ahmed Siyahî Hazretleri ömrünün sonuna kadar talebe yetiştirir¸ insanlara Allahu Teâlâ'nın emir ve yasaklarını anlatarak¸ onların bu dünyada ve ahirette kurtulmaları için çalışır.


Ahmed Siyâhî 1874 senesinde yaklaşık doksan beş yaşında olduğu halde Kastamonu'da vefat eder.

Sayfayı Paylaş