HZ. MUHAMMED (S.A.V)'İN PEYGAMBERLİĞİNİ KANITLAYAN SIFATLARI

Somuncu Baba

“Onun üstün sıfatlarından biri de¸ insanların en fasih konuşanı olmasıdır. O¸ bu özelliğini vurguladığı hadislerinin birinde¸ kendisine az sözle çok sayıda anlamı aktarma kabiliyetinin (cevâmiu'l-kelim) verildiğinden söz etmiştir.”

Yüce Yaratıcı¸ tüm akıl sahibi insanlara¸ evrende ve kendi iç dünyalarında varlığının ve birliğinin açık belgelerini[1] sunduğu gibi¸ göndermiş olduğu peygamberlerinin hak ve gerçek peygamber olduklarına dair bir takım inkâr edilmesi zor kanıtları da göstermiştir. Ancak bazı insanlar bu belge ve kanıtları görüp ibret alırken bazıları ya onları görmezlikten gelmekte ya da tümüyle inkâr etmektedirler.


Elbette Allah dileseydi tüm insanları Müslüman yapabilir[2]¸ onlara Kendi varlığını inkâr edemeyecekleri bir biçimde gösterebilirdi. Keza gönderdiği tüm peygamberlerini¸ hiç kimsenin reddedemeyeceği ve karşı koyamayacağı bir şekilde destekleyebilirdi. Ancak bu takdirde¸ imtihan sırrı ortadan kalkar¸ iman olgusu zorunlu olarak gerçekleştiğinden bir değer ifade etmezdi. Bu yüzden O¸ hem Kendi varlığı¸ hem de peygamberlerinin hak oluşlarıyla ilgili açık belgeler göstermek ve göndermekle birlikte¸ onların kabulü konusunda bir dayatma ve zorlama yolunu irade etmemiştir. Dolayısıyla bu belge ve kanıtlar¸ aklı ve vicdanı hür olan insaf sahibi kimseleri doğrudan etkileyip ikna edebilirken aklı ve vicdanı¸ nefsanî ve şehevî arzu ve eğilimlerinin baskısı altında kalan kimselerin doğruyu bulmalarına yardımcı olamamıştır. Şüphesiz bu olumsuz durum¸ söz konusu belge ve kanıtlardaki bir eksiklikten değil¸ tam aksine muhatapların kusur ve eksikliğinden kaynaklanmıştır. Biz şimdi Hz. Muhammed (s.a.v)'in hak peygamber olduğunu gösteren niteliklerinden yalnızca önemli olan bir kaçına değineceğiz.


Hiç şüphesiz onun bu önemli özelliklerinden birincisi¸ din ve dünya işlerini yerine getirirken kendisinden bir kez olsun yalan söz duyulmamış olmasıdır. Eğer Hz. Muhammed (s.a.v)'in ağzından bir kez olsun yalan söz çıkmış olsaydı¸ düşmanları hiç vakit geçirmeden bu durumu onun aleyhine kullanmaya çalışırlardı. Ancak tarih böyle bir vakaya tanıklık etmemiştir. İkincisi¸ o ne peygamberliğinden önce ne de sonra herhangi bir çirkin işe bulaşmamıştır. Üçüncüsü¸ o ne peygamberliğinden önce ne de sonra hiçbir düşmanına sırtını dönüp kaçmamıştır. Uhud savaşı sırasında olduğu gibi¸ korkunun şiddetlendiği anlar¸ yalnızca onun kalbinin Allah'ın kendisine vermiş olduğu sözlere ne kadar sıkı bir şekilde bağlı olduğunu göstermiştir. Nitekim Allah ona şöyle vaatlerde bulunmuştu: “Şüphesiz Allah seni (tüm düşmanlarından) koruyacaktır.”[3] “(Her türlü zorluk karşısında) Allah sana yeter”[4] “Ona (Muhammed'e) yardım etmezseniz¸ bilin ki¸ inkâr edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. (Dolayısıyla Allah ona yine yardım edecektir.)”[5] Dördüncüsü¸ onun ümmetine¸ kendisini onların olumsuz durumları karşısında üzüntüsünden helak edecek ölçüde şefkatli ve merhametli olmasıdır.[6] Beşincisi¸ onun cömertliğin en üst mertebesinde bulunmasıdır. O kadar ki¸ bir keresinde Allah onu bu konuda şöyle uyarmıştır: “Eli sıkı olma; ama büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır¸ (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.”[7] Altıncısı¸ onun kalbinde dünya nimetlerine karşı en ufak bir düşkünlüğün bulunmamasıdır. Nitekim bir keresinde Kureyş halkı ona¸ davasından vazgeçmesine karşılık¸ mal¸ kadın ve başkanlık gibi dünyalıkları teklif etmişti de o bunların hiçbirisine iltifat etmemişti.[8] Yedincisi¸ onun insanların en fasih konuşanı olmasıdır. O¸ bu özelliğini vurguladığı hadislerinin birinde¸ kendisine az sözle çok sayıda anlamı aktarma kabiliyetinin (cevâmiu'l-kelim) verildiğinden söz etmiştir. Bazı âlimler bunun Kur'an ve Sünnet'i kapsadığını ileri sürmüşlerdir.[9] Sekizincisi¸ onun hayatı boyunca Allah'ın razı olduğu yolundan hiç ayrılmamış olmasıdır. Yalancı ve sahtekâr bir davetçinin böyle bir özelliğe sahip olması mümkün değildir. Yüce Allah¸ onun bu özelliğini vurgulayan bir ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “(Rasûlüm!) De ki: Bu (tebliğim) karşılığında ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.”[10] Dokuzuncusu¸ onun zengin ve servet sahipleriyle birlikte iken kendisini yüksek bir konumda tutması¸ fakirler ve yoksullarla otururken ise son derece tevazu sahibi olmasıdır. Onuncusu¸ onun yukarıda sayılan özelliklerin hepsini birden kendi şahsında toplaması ve bunların onun hayatının her anında şahsiyetinin ve karakterinin ayrılmaz bir parçası olmasıdır. Tarih¸ onun dışında bu özelliklerin hepsine birden sahip olup da bunları hayatının her anında muhafaza eden başka bir şahsın varlığına tanıklık etmemiştir. Onun bu özelliği¸ peygamberliğini kanıtlayan en büyük mucizelerinden bir tanesidir.[11] Eğer bu özelliklerinin herhangi birinde bir eksiklik ya da aksama görülmüş olsaydı¸ mutlaka muhalifleri bunu onun aleyhine bir delil olarak kullanırlardı.


Yukarıda Hz. Muhammed (s.a.v)'in hak peygamber olduğunu gösteren bir takım nitelikleri dile getirildi. Onun ilahi birer lütuf ve ikram olan bu özellikleri aracılığıyla yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede tüm Arabistan yarım adası müslüman olmuş¸ dolayısıyla daveti çok sayıda kimse tarafından kolayca ve içtenlikle kabul görmüştür. En zor işlerden birisinin insanların inançlarını ve ideolojilerini değiştirmek olduğu psiko-sosyal bir vakıadır. İşte Hz. Muhammed (s.a.v)¸ söz konusu bu özellikleri sayesinde bu zor işi¸ çeyrek ömür denebilecek kısa bir sürede başarmıştır. Adeta o¸ bir cahiliye toplumunu¸ çok kısa bir sürede fazilet ve erdem toplumuna dönüştürmüştür. Öyle ki¸ onun getirmiş olduğu ilahi mesajın nuru ve bereketinin yanında¸ taşımış olduğu bu yüksek ahlakî vasıfların etkisiyle¸ kız çocuklarını diri diri toprağa gömen¸ talan ve yağmacılıkla geçinmeyi alışkanlık haline getiren¸ güçlünün haklı görüldüğü ve zayıfların sürekli olarak ezildiği bir cahiliye toplumu¸ hak ve adaleti gözeten¸ alın terini en kutsal emek olarak gören¸ dolayısıyla işçinin hakkını alın teri kurumadan vermeye çalışan¸ kız çocuklarını güzelce terbiye edip yetiştirmeyi cennete girme vesilesi sayan¸ yine cennetin annelerin ayakları altında olduğuna inanan¸ anne-babaya öf bile demenin doğru olmadığını düşünen bir fazilet toplumu haline gelmiştir. Bu bakımdan onun bu tür özellikleri¸ kendisini İslâm'ın güzelliklerini anlatmaktan sorumlu ve onları tebliğ etmekle görevli kabul eden insanlar açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu sorumluluğun ve görevin hakkıyla yerine getirilebilmesi¸ öncelikle bu tür niteliklere sahip olmaya çalışmakla mümkündür.






[1]41/Fussilet 53.



[2] 10/Yunus 99.



[3] 5/Mâide 67.



[4] 8/Enfâl 64.



[5] 9/Tevbe 40.



[6] 9/Tevbe 128; 35/Fâtır 8; 16/Nahl 127; 18/Kehf 6.



[7] 17/İsrâ 29.



[8] Taberî¸ Tarih¸ Beyrut 1407 H.¸ I¸ 545.



[9] Buhârî¸ Sahîh¸ tahkik: Mustafa Dîb el-Beğ⸠Beyrut 1987¸ III¸ 1087 (hadis no: 2815).



[10] 38/Sâd 86.



[11] Bu özellikler için bkz.¸ er-Râzî¸ el-Erba'în¸ Kahire 1986¸ II¸ 88-89.

Sayfayı Paylaş