KAHRAMANMARAŞ VELÎLERİ

Somuncu Baba

Rasulûllah (s.av.)'ın dudaklarında bir tebessüm belirir. Ardından Ukkaşe'ye dua ederek¸ "Cennetteki arkadaşlarımdan birini görmek isteyen varsa Ukkaşe'ye baksın." buyururlar.

Kültürel zenginliğini bugünlere taşıyan fakat kendini yeteri kadar tanıtamayan illerimizden Kahramanmaraş'ta bulunan Allah Dostları'nın hayatları hakkında yeterli miktarda bilgi bulunmamaktadır.


Kahramanmaraş'ta bulunan Allah Dostları denilince akla ilk gelen hiç şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin seçkin sahabilerinden olan Ukkaşe (r.a.)'dir.


Ukkaşe (r.a.) Peygamber âşığı¸ Peygamber sevdalısı bir insandır. O¸ bu sevgisinden dolayı Peygamberimizin kürek kemikleri arasında bulunan peygamberlik nişanesi¸ peygamberlik mührünü öpmeyi başarmış bir sahabidir.


Allah Rasûlü (s.a.v.) son konuşmalarından birini yapacaktır. Zorlanarak da olsa çıktığı mescidin minberinden ashabına şöyle seslenir:


Ey ashabım! Allah adına¸ sizden kime bir haksızlık yapmış isem¸ kıyamette hesaplaşıp hakkını almadan önce¸ şimdi ayağa kalkıp hakkını benden alsın. Kimin malını almışsam işte malım gelsin alsın. Kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun…


Hiç kimsede çıt yoktur. Allah Rasûlü sözlerini üç defa tekrarlar. Üçüncü defa söyledikten sonra¸ Ukkaşe (r.a.) ayağa kalkar¸ Müslümanları yararak ilerler¸ Peygamberimizin önünde durur ve şöyle der:


– Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın elçisi¸ eğer ısrar etmeseydin senin karşına çıkıp bir şey istemeyecektim. Bir savaştan sonra gazilerin arasındaydım. Ayrılmak üzereyken develerimiz yan yana geldi. Devemden indim¸ ayağını öpmek için sana yaklaştığımda değneğini kaldırdın ve sırtıma vurdun. Bana kasten mi vurdun¸ yoksa devene mi vurmak istemiştin bilmiyorum. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:


– Ey Ukkaşe¸ sana kasten vurmaktan Allah'a sığınırım¸ diyerek Ukkaşe'nin bu hakkını alması için seslenir:


– Bana bir kırbaç getiriniz.


Mescidin içi birdenbire kaynamaya başlar. Diğer sahabiler:


– Ey Ukkaşe! Sen ne yaptığını sanıyorsun? Kendine gel! Şayet böyle bir şey olmuşsa Allah'ın Rasûlü'ne hakkını helal et. Yahut da onun yerine bize vur¸ derler.


Sahabilerin bu heyecanını gören Peygamberimiz:


– Susunuz! Kimse kimsenin cezasını çekemez¸ buyururlar.


Bu sırada kırbaç da getirilmiştir. Ukkaşe (r.a.) Peygamberimize sokulup kulağına fısıldar:


– Ey Allah'ın Rasûlü! Ama o gün benim sırtım çıplaktı…


Peygamberimiz hırkasını kaldırır ve mübarek sırtları tamamen açılır. Ukkaşe Hazretleri elindeki kamçıyı fırlatır ve gözyaşları içinde yüzünü gözünü Efendimizin sırtına sürmeye ve öpmeye başlar. Sahabiler hayret içinde onları seyrediyordur. Peygamberimizi öptükten sonra şöyle der:


– Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü! Maksadım sadece mukaddes bedeninize yüzümü gözümü sürmek ve şefaatinizi dilemekti. Beni affedin.


Rasulûllah (s.av.)'ın dudaklarında bir tebessüm belirir. Ardından Ukkaşe'ye dua ederek¸ "Cennetteki arkadaşlarımdan birini görmek isteyen varsa Ukkaşe'ye baksın." buyururlar.


Derdimend Dede Hazretleri


Derdimend Dede Hazretleri Osmanlı devri velîlerindendir. Yaptığı ilaçlarla insanların dertlerine deva olan ve yöre halkı tarafından çok sevilen Derdimend Dede'nin dergâhında çıkan yangın sonucu yazılı belgelerin yanmaları sebebiyle Dede ve hizmetleri hakkında yeterli bilgi bulunamamıştır. Kabri Sütçü İmam Lisesi karşısındaki tepededir.


Çomak Dede Hazretleri


Hangi asırda yaşadığı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmayan Çomak Dede'nin kabri¸ Kahramanmaraş'ın Sakarya mahallesindeki¸ Sakarya caddesi üzerinde¸ küçük bir bahçe içindeki ağaçların arasında olup¸ dışa­rıdan bakıldığında görülmemektedir. Fransız işgali sırasında kabrinden iniltiler geldiği¸ Sütçü İmam'ın Fransızlara karşı başlattığı mücadelede ise kabrinden kalkıp¸ elindeki çomağıyla en ön safta çarpıştığı rivayetleri vardır.


Darendeli Muhammed Hilmi Efendi Hazretleri

Anadolu'da yaşayan son devir velîlerindendir. Darende ilçe­sinin Yenice bucağında doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1916 yılında Kahramanmaraş'ta vefat etti.


İlk tahsi­lini Darende'de tamamlayan Muhammed Hilmi Efendi¸ ihtisas için İstanbul'a gitti. Abdülaziz Han devrinde Fatih Medreseleri'nde tahsil gördü. Bu sırada Müderris Sadık Efendi'nin özel himayesine kavuştu ve Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Efendi Hazretleri'nin sohbetlerine devam etti. Bu zattan halifelik icazeti aldı. Sonrada Darende'ye döndü.


O sıralarda bulunduğu çevrede gördüğü olumsuz bazı tutum ve davranışlar sebebiyle Muhammed Hilmi Efendi¸ babasına: “Medine tarafına doğru hicret edelim” dedi. Babası: “Niçin?” diye sorduğunda: “Burada biz şimdilik rahatız. Kimse bize dokunamıyor. Kimse bize zul­metmez. Biz de kimseye zulmetmeyiz. Fakat bizden sonra gelen çocuklarımız belki zalim olup¸ zulmederler. O zaman bizler sorumlu oluruz. Yahut evlatla­rımız mazlum durumunda olur¸ zalimden zulüm görüp¸ sorumluluğu yine bize kalır.” cevabını verdi. Bunun üzerine neleri varsa satılığa çıkardılar. Fakat mallarını almazsak hicret edemezler düşüncesiyle hiç kimse müşteri olmadı. Bunun üzerine mallarını orada bırakıp¸ hayvanlarla yola çıktılar. Halk arkalarından gelerek geri dönmeleri için çok rica ettilerse de muvaffak olamadılar.


Muhammed Hilmi Efendi ve ailesi¸ ilk durak yerleri Maraş'ta iki yıl kadar kaldı. Bu müd­det içerisinde kendilerinin tamir ettirdikleri bugün Duraklı Camii diye anılan Seyyid Ali Bey Camii'nin hücresinde kaldılar. Muhammed Hilmi Efendi'nin ilmî kıymetini takdir eden Maraşlılar bu sırada kendisine her türlü yardımı göster­diler.


Bir ara Antep'e giden Muhammed Hilmi Efendi¸ orada on yıl kadar kaldı. Bu zaman zarfında pek çok talebe yetiştirip¸ yörede huzur ve esenlik sebebi ol­du. Herkesin derdini sohbet ve nasihatlerle halletmeye çalıştı. On yıl sonra tek­rar Maraş'a döndü. Bu dönüş Anteplileri üzdü. Maraşlılarla Antepliler ara­sında bir çekişme başladı. Muhammed Hilmi Efendi zor durumda kaldı. Sonunda ne yapması gerektiğini¸ hocası Sivaslı Ahmed Nalçacı Efendi'ye sordu. Ahmed Efendi: “Şu anda nerede bulunuyorsan orada kal.'' dedi. O sırada Maraş'a gelmiş olan Muhammed Hilmi Efendi hizmetlerine Maraş'ta devam etti. Bir yandan da meşrutasına yerleştiği Duraklı Camii'nde halka vaaz ve irşatlarına devam etti.


Muhammed Hilmi Efendi¸ malın faydalı mı zararlı mı olduğu yolunda soru soran bir kimseye: “Mal yılana benzer. Hem zehri¸ hem de panzehiri vardır. Eğer insan fayda ve zararını bilirse o yılanın şerrinden kurtulur. Malın faydası şahsına¸ aile efradına israf etmeden sarf etmek geri kalanı da hac¸ cihad¸ İslam Dini'ni yaymak¸ hayır kurumu yaptırmak ve muhtaçlara vermekle olur.”


Muhammed Hilmi Efendi¸ 1900 yılında¸ Duraklı Camii'nin bugünkü son şekliyle yapılmasında inşaat çatısından aşağı düşerek yürüyemez hâle geldi. Bundan sonra on altı yıl daha yaşadıysa da yatağından kalkamadı. Ömrünün son yıllarını yatağında zikirle geçirdi. Muhammed Hilmi Efendi¸ 1334 (M. 1916) yılında vefat etti. Kabri Kahramanmaraş'ta¸ Şeyh Âdil kabristanındadır.

Çok cömert olan Muhammed Hilmi Efendi Hazretleri¸ evine gelen hedi­yelerin tamamını fakirlere dağıtırdı. Bir gün yeğeni:

– Amca gelenin hepsini dağıtıyorsun¸ deyince¸

– Oğlum¸ dağıtmazsan gelmez¸ demiştir.

Sayfayı Paylaş