DOKUZUNCU HUTBE

Somuncu Baba

Cenâb-ı Hakk en büyük kürrelerinden en küçük zerrelerine kadar bu kâinâtı yoktan var etmiştir. Bunları sevk ve idâre etmek de kendisinin hakkıdır. Mülk O'nundur¸ mülkün hâkim-i mutlakı odur. İstediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder. Kendisinden başka herkesin ve her şeyin mukadderatını takdîr eden ve herkes ve her şeyi kendisine mutî' ve münkâd kılan O'dur. Herkese yaptığından hesâb soran O'dur. Fakat kimse O'na suâl soramaz. Her ne yaparsa O'nun yaptığı mahzâ hayırdır. Bütün hayırlar O'na râci'dir. O'nun bütün işleri hayırdır¸ şer ona râci&#

"…Şunu da bilin ki Allâh içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allâh'a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allâh gerçekten çok bağışlayandır¸ halimdir. (Hemen cezâlandırmaz¸ mühlet verir.)" (2/Bakara¸ 235.)


Azîz Cemâat-ı Müslimîn!


Terbiyenin temellerinden¸ en köklü kâidelerinden biri ve belki birincisi mürebbînin fiilen imtisâl nümûnesi olmasıdır. Bunun içindir ki Peygamberler¸ Tanrı teâlâ ve tekaddes hazretleri tarafından teblîğ edecekleri emirleri¸ ilk önce kendileri yerine getiriyorlardı. Bu sözleri¸ özleri birbirine uygun olduğu içindir ki bu ilahî mürebbîlerin ocağı yani din müesesesi  sönmemiştir.


Peygamberlerin yollarına giden mü'minler de yalnız söz ile kalmazlar aynı zamanda fiil ile îmânlarını yaşarlar. Îmânın nûru onların üzerinde dâimâ görülür. Her ne yapar; her ne işlerlerse bilerek¸ inanarak yapar ve işlerler. Bütün yaptıklarında Allâh (c.c)'ın rızâsını gözetir¸ Allâh (c.c)'ın rızâsına muvâfık harekette bulunmayı îmânlarının bir îcâbı bilirler. Hiç kimseye kötü gözle bakmak ve bir kimseyi tahkîr etmek¸ onların şanından değildir. Onların düstûrları yaratılmışları¸ yaratanından ötürü hoş görmektir.


Hazret-i Ali kerreme'llâhu vecheh efendimiz  diyorki: "Mü'min yiğit ölür¸ er olur. Yani onun güleçliği yüzünde¸ hüznü üzerindedir. Her nesneyi hoş görür ve afv eder¸ kendisini herkesten aşağı tutar¸ kimseyi çekiştirmez¸ kimseye kötü söz söylemez. Gözü¸ bağrı yaşlıdır. Hayrı¸ «Yapıyor.» desinler diye yapmaz. Riyâ ve süm'a nedir bilmez. Kimseye şerri dokunmaz. Gülmesi tebessümdür¸ susması taallümdür. Kimseyi mahcûb etmek kasdıyla suâl sormaz. Sordukları anlamak için¸ anladıkları da yapmak içindir. Kimseye bir iftirâda bulunmaz. Bilmediği işe karışmaz."


Yukarıda okuduğumuz âyet-i kerîmede buyurulduğu gibi gönlünün içinden geçirdiği işlerden ve kulağın¸ duyduğu laflardan ve gözün¸ gördüğü şeylerden mes'ûl olduklarını düşünür ve bunun için iyice bilmediği ve iyice duymadığı ve iyice görmediği şeyleri¸ «Bildim¸ gördüm¸ duydum.» demez. Acınacak kimselere acınması samîmî olup¸ yapmacık değildir. İlmi çoktur. Yarayışlı ve ağır başlıdır¸ eli açıktır. Hayra¸ «Hayır.» demez¸ kimseye kibir ve gurûr taslamaz. Hiçbir şeyde koltuk kabartmaz. Hükümlerinde ve verdiği kararlarında zulümden ve haksızlıktan bir iz bulunmaz. Söylediği sözü icrâ ve va'dini îfâ eder. Kendisi yumuşak huylu¸ üstü başı pâk¸ alnı açık ve aktır. Susması söylemesinden çok¸ söylemesinde aslâ külfet yoktur.  Kızdığı zamanda bile haktan ayrılmaz ve bir hakkını isterken bile hiçbir kimseye karşı kıyasiye iş yapmaz. Sevdiklerinin dertleriyle dertlenir. Dostlarından gördüklerine katlanır. Mevlâsından râzı¸ hevâ ve hevesine muhâlefetle marzîdir. Gönlü her an pâk ve temiz¸ saflık ve pâklıkta sanki bir kenzdir. Kendisine ezâ edene¸ bile katı söz söylemez ve onun yüzünden altun işini bakır eylemez. Kendi üzerine vazîfe olmayan işe ne elini ve ne dilini sokmaz.


Muhterem Cemâat-i Müslimîn!


Cenâb-ı Hakk en büyük kürrelerinden en küçük zerrelerine kadar bu kâinâtı yoktan var etmiştir. Bunları sevk ve idâre etmek de kendisinin hakkıdır. Mülk O'nundur¸ mülkün hâkim-i mutlakı odur. İstediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder. Kendisinden başka herkesin ve her şeyin mukadderatını takdîr eden  ve herkes ve her şeyi kendisine mutî' ve münkâd kılan O'dur. Herkese yaptığından hesâb soran O'dur. Fakat kimse O'na suâl soramaz.  Her ne yaparsa O'nun yaptığı mahzâ hayırdır. Bütün hayırlar O'na râci'dir. O'nun bütün işleri hayırdır¸ şer ona râci' değildir. Kâmil mü'minler¸ mülkünde dilediği gibi tasarruf hakkını hakka teslîm ile her hâlükârda¸ serrâda¸ darrâda onu lisân-ı hamd ile yâd ederler. (Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamd) "Mülk O'nundur¸ hamd O'nadır." (64/Teğabün¸ 1.) diye onu tesbîh ve takdîs eylerler. Dâimâ  hayır görürler ve hayra ererler. Onun için ma'rifet ve îmân; hikmet ve îkân menbaı olan Peygamberimiz¸ hutbemizin başında okuduğumuz¸ Süheyb-i Rûmî radıya'llâhu anhdan mervî hadîs-i şerîfinde buyuruyorlar ki; "Mü'minin hâli ne hoştur. Çünkü onun bütün hâli ve bütün işleri hayırdır. Böyle her hâli ve bütün işleri hayırlı olmak mü'minin gayrısında yoktur. Bütün hâli hayırlı olmak mü'minlere mahsûstur. Mü'min hayâtta bir muvaffakiyyete nâil  olacak¸ sürûra mazhar olacak olursa¸ bu muvaffakiyyeti Hakk'ın lutf ve kereminden bildiğinden Hakk'a şükreder ve bu şükür onun hakkında hayır olur. Bu şükür öyle hayra erer¸ hayır budur. Yok bunun aksi olarak hayâtta bir muaffakiyetsizliğe¸ bir kedere dûçâr olacak olursa¸ bunu da haktan bildiği cihetle sabreder ve bu sûretle yine hayra erer¸ hayır bulur."


Allâh cümlemizi böyle kâmil mü'minlerden¸ şâkir ve sâbir kullardan eylesin. Âmîn.

Sayfayı Paylaş