SİVAS VELÎLERİ

Somuncu Baba

Soğuk Sivas'ta¸ hangi mevsim yaşanırsa yaşansın¸ her zaman "ilâhî aşk" ve "sükûnet" iklimi yaşanır. Yürekleri titreten bu yoğun sevgi titreşimleri hâle hâle¸ membaı olan Allah dostlarının maneviyatından fışkırarak bütün Sivas'ı¸ Sivaslıyı kucaklar.


Kuşkusuz mekânlara anlam kazandıran en önemli unsurlardan bir tanesi de o mekânlarda yaşayan şahsiyetlerdir. Bu mekânlar ki mesela; Konya Mevlân⸠Ankara Hacı Bayram-ı Velî¸ Erzurum İbrahim Hakkı Erzurumî¸ Kastamonu Şaban-ı Velî gibi şahsiyetleri yetiştirmiş olmanın şerefiyle anılırlar.


Yüzölçümü itibariyle Türkiye'nin ikinci büyük ili olan Sivas¸ doğudan batıya¸ kuzeyden güneye uzanan istikametlerin güzergâhında bulunmasından ve üzerinde tarih boyu birçok hadise ve faaliyetlerin yer almasından dolayı Allah dostlarının varlıklarıyla en çok şereflenen tarihî illerimizden biridir.


Soğuk Sivas'ta¸ hangi mevsim yaşanırsa yaşansın¸ her zaman "ilâhî aşk" ve "sükûnet" iklimi yaşanır. Yürekleri titreten bu yoğun sevgi titreşimleri hâle hâle¸ membaı olan Allah dostlarının maneviyatından fışkırarak bütün Sivas'ı¸ Sivaslıyı kucaklar.


Abdülvahhab Gazi


Anadolu topraklarının İslâm dini ile tanışması¸ Müslümanlaşması ve huzurlu bir hayata kavuşması için Hz. Peygamber (s.a.v.)'in işareti ile başlayan fetih hareketleri her geçen dönemde daha da hızlanarak devam etmiş¸ O'nun (s.a.v.) gösterdiği hedeflere ulaşabilmek için bu topraklara hizmet amacıyla birçok gönül elçisi gelmiştir. Bu vesile ile nice maneviyat önderleri¸ tıpkı İstanbul surlarının önünde şehit düşen Eyyûb el-Ensarî (r.a.) gibi çeşitli şehirlerin surları önünde bu uğurda şehadet şerbetini içmiştir.


Bu gönüllü fetih hareketine katılan sayısız isimlerden biri de mücadeleleri neticesinde Sivas'ta şehadet şerbetini içerek vuslata eren Abdülvehhab Gazidir.


 Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte kendisi hakkında tarihî kaynaklarda¸ Emevi ordusunda büyük kahramanlıklar gösteren Abdullah el-Battal'la silah arkadaşı olduğu hatta onun da bulunduğu Bizans ile yapılan bir savaşta M. 731 yılında Sivas'ta şehit düştüğü ifade edilir. Şehit düştüğü yerde bedeni yıllarca bir suyun içerisinde kaldığı¸ vefatından yıllar sonra salih bir kulun rüyası üzerine bedeni¸ içerisinde bulunduğu suların içinden çıkarılarak bugün medfun bulunduğu yere defnedildiği de kaynaklarda zikredilir.


Abdülvehhab Gazi sahabe değil tabiindendir. Onun halk arasında her ne kadar sahabeden birisi olduğu¸ Hz. Peygamber'in onu ordu komutanlığına tayin ettiği¸ ağzına tükürdüğü ve bu tükürüğün ağzından çıktığı yerde şehit düşeceği şeklinde kendisi hakkında menkıbeler anlatılsa da onun gerçekte Hz. Peygamber (s.a.v.)'i dünya gözü ile görmediği tarihî veriler ile sabit olmuş bir hakikattir.


Şemseddin Sivasî


Şemseddin Sivasî 1519 'da Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu. Biraz esmer oluşu dolayısı ile Kara Şems olarak şöhret bulmuştur. Zile'de doğmasına rağmen¸ hayatı Tokat'ta ve bilhassa Sivas'ta geçmiştir.


Başta babası olmak üzere¸ çevresi maneviyat ehli insanlarla kuşatılmış olan Şemseddin Sivasî tahsilini Zile ve Tokat'ta tamamladıktan sonra İstanbul'a gidip¸ zamanın gözde medreselerinden Sahn-ı Semân medreselerinden birinde müderrislik yapmaya başladı.


Gittiği bir kazasker ziyaretinde makam¸ mevki isteyen müderris ve kadıların küçülmelerini görerek üzüldü ve bundan rahatsız olarak müderrisliği bıraktı. Zile'ye dönerek talebe yetiştirmeye¸ halka vaaz ü nasihat etmeye başladı.


Yapmaya çalıştığı bu hizmetleri yanında kalbinde yanan ilâhî aşk onu tasavvufa yönlendirdi ve Amasya'ya giderek Muslihuddin Efendi'ye biat etti. Hocasının vefatından sonra da Abdülmecid Şirvanî Hazretleri'ne intisap etti ve onun yanında kısa zamanda kemâle erip icazet aldıktan sonra Zile'ye döndü.


Devrin Sivas Valisi Hasan Paşa'nın kendisini daveti üzerine Sivas'a gelip yerleşti. Bir tekke inşa edip¸ camide vaaz ü nasihat¸ tekkede ibadet ve riyazet ile meşgul oldu.


Güzel ahlâklı¸ iyi huylu¸ fakirlere ve misafirlere ikramı seven¸ sehâ ve ihsan sahibi¸ özü sözü doğru¸ olduğu gibi görünen¸ mütevazı bir şahsiyete sahip olan Şemseddin Sivasî¸ hayatını insanlara hizmete adamış¸ günün her vaktinde onlara bir şeyler vermek için uğraşmış¸ diğer zamanlarını da tekkesinde zikir ve tefekkürle geçirmiştir.


Şemseddin Sivâsî Hazretleri¸ 1597 tarihinde Sivas'ta vefat etti.


Arap Şeyhi


İsmi Seyyid Abdullah Haşimî el-Mekki olan Arap Şeyhi 1829 senesinde Mekke'de dünyaya geldi. Seyr-i sülûkünü babasında tamamlayıp icazetini aldı. Daha sonra Medine'ye gidip bu bölgede Rufâiyye'nin yayılması için büyük hizmetlerde bulundu. Hicaz'dan Afganistan'a giden ve orada 20 sene kalan Arap Şeyhi daha sonra İstanbul'a geldi. Burada Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın pek çok iltifatlarına mazhar oldu.


Arap Şeyhi Anadolu'nun pek çok yerinde de irşad faaliyetlerinde bulundu. Bu arada İç Anadolu Bölgesindeki bütün Seyyid'lerin başına "Nakibü'l-Eşraf" olarak atandı.


1876'da Sivas'a gelip yerleşerek dergâhını açtı. Siyasî hayatı çok canlı geçmesine¸ Sivas'ın idarî amirleriyle ve özellikle dönemin Sivas valisi ile iyi münasebetler içerisinde olmasına rağmen İttihat ve Terakki Hükümetinin zulmünden kurtulamayarak Mekke'ye sürgüne gönderildi.


Mekke'den dönüş tarihi tam olarak bilinmemekle beraber rivayetlerden¸ Mekke'de yedi sene kaldığı ve 1. Dünya Savaşı sonlarına doğru Sivas'a döndüğü anlaşılmaktadır.


Millî Mücadele döneminde ise¸ Sivas'ta yapılan Sivas Kongresine Sivas temsilcisi olarak katılan Arap Şeyhi 1922 yılında 92 yaşında olduğu halde Hakk'a yürüdü.


İhramcızade İsmail Hakkı Toprak


Yaşadığı devre maneviyatın mührünü vuran¸ kurutulmaya hatta yok edilmeye mahkûm edilmiş maneviyat ve inanç bağlarını yeşerten ve hayat veren okyanus… Din-i mübîni İslâm'ı gerçek mahiyetinde yaşayan ve mensuplarını bu yolda tevazu ve yokluk mektebinde yetiştiren¸ insanlığa imanın sevgiden geçtiği gerçeğini öğreten zat-ı Kâmil… Mükemmelliği ezeliyetten olması hasebiyle yaşantısında ve öğretisinde örnek bir amil…


İsmail Hakkı Efendi de gönüllerde yaşayan maneviyat sultanlarındandır. Onun memlekete olan hizmetleri¸ etrafındaki insanlara nasihatleri¸ sözleri¸ şiirleri dillerden dillere anlatılmakta ve yaşatılmaktadır. 1880 yılında Sivas'ta dünyaya gelen İsmail Hakkı Efendi¸ ecdadının Kâbe'nin örtüsü ile ilgili görevler yerine getirdikleri için “İhramcızâde” sıfatı ile anılmıştır. Rüştiye Mektebinde¸ Sivas Çifte Minare ile Şifahiye Medreselerinde eğitim gören İsmail Efendi¸ Tokatlı Mustafa Hâki Efendi'ye intisaplıdır. Mustafa Hâki Efendi'nin vefatından sonra kısa bir süre Sivas'lı Mustafa Tâki Efendi'ye biat etmiştir. Tâki Efendimizin vefatından sonra irşad vazifesini kendisi yürütmüştür. Ağustos 1969 yılında vefat eden İhramcızâde¸ 89 yıllık ömrünü insanlara ve insanlığa vakfetmiştir. İnsanların sevip saydığı ve hürmet duyduğu ender şahsiyetler yetiştirmiştir. İhramcızâde Altun Silsile'yi devam ettirecek olan halefi Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'ye her sohbette vazifeyi bırakacağına dair birçok söz söylemiş işaretlerde bulunmuştur.


Hulûsi Efendi Hazretleri de¸ İhramcızâde'nin manevî vârisi olmuş¸ ondan devraldığı irşad ve hizmet vazifesini en güzel şekliyle yerine getirmiş ve ehil bir ele teslim etmiştir. İhramcı Efendimizin teberrükat eşyalarının bazıları vefatından sonra Hulusi Efendi'ye teslim edilmiştir. İsmail Hakkı Efendi'nin evlatlarından Necati Bey¸ İhramcızâde'nin ahirete irtihalinden sonra Hulusi Efendi'ye yazdığı bir mektubunda¸ "Efendim¸ Hazretten sonra birine intisab etmemiz gerekiyorsa mutlaka o sizsiniz." diye yazmıştır.


Sivas'ta bulunan diğer türbe ve ziyaret yerlerinden bazıları da şunlardır:


Ahmet Turan Gazi: Soğuk Çermik'in tepesindedir.


Şeyh Çoban: Şeyh Çoban Mahallesindedir.


Karakaş Baba: Gülyurt Mahallesindedir.


Nur Baba: Selçuk İlköğretim Okulu bahçesindedir.

Aziz Baba: Halifelik Mezarlığındadır.

Sayfayı Paylaş