AĞLA ENDÜLÜS

Somuncu Baba

"Bize ağla Endülüsüm bize ağla. Kurtuba şehrinin en işlek merkezinde ve Vadi'l
Kebir Nehri kenarında I. Abdurrahman döneminde 786 yılında inşasına başlanıp bir
yıl içinde tamamlandığı halde iktifa edilmeyen Kurtuba Ulu Caminin genişletilmesine
ve külliyesine dört hükümdar devrinde devam edilmiştir."

Yıllarca içimde ukde olarak kalan Endülüs ziyaretini seçkin bir arkadaş gurubu ile nasip eden Allah'a hamdederim. Bir zamanların bütün insanlık âlemi için örnek gösterilen sekiz asırlık hizmet¸ medeniyet ve marifet diyarı Endülüs için için ağlıyor. Nasıl ağlamasın ki hayatlarının her deminde nefislerini Allah'a hamd ve şükür makamında diri tutmayı başaran ve kulluğu en yüce makam kabul eden güzide ecdadın yerinde ona isyan ettiği kadar ilerlediğini sanan ters ve haris bir zihniyet var. Allah'ın bir emanet olarak kullarına bahşettiği ilim Müslümanların elinde bütün dünyayı aydınlatıp ve hayran bırakan eserleri tespih insicamı içinde dizdirirken¸ güya ateşi insana vermeyen Tanrı'dan onu çalma efsanesi olan Prometeus üzerine kurulu Hıristiyanlık dünyasının sakil ilim anlayışı yüzünden zengin kaynak ve asırlarca gayretlerine rağmen eserlerinde estetik¸ zevk ve sürûr izleri bulunmuyor. Batı dünyası her şeye benim diyor ve nefis penceresinden yaklaşıp acıma ve merhamet hissi taşımadan her türlü sömürünün ardından eserleri yok etmeye çalışıyor. Bilimin merkezini Hazreti Adem'in cennetten çıkarılmasına sebep olan yasak ağaç üzerine yoğunlaştıran Greko-Romen anlayışı Batı'nın uygarlık temeli olmuştur. İslâm dünyasında hangi üstadın terbiyesinden geçtin denirken onlarda hangi üniversite mezunu olduğu sorulur. Bizde unvanlar isimlerden sonra gelir: Fatih Sultan Mehmet gibi. Onlarda ise unvan başa yazılmak zorundadır: Kıral Şarlken gibi. 


Endülüs nasıl hazin hazin yaş dökmesin ki ortaçağda Avrupa'da kilise dışında okuma yazma bilen tek kişi bulunmadığı halde bundan 1030 sene evvel II. Hakem döneminde tam 28 üniversite kapılarını bütün insanlığa açık tutuyordu. Avrupa ilk üniversitesi olan İngiltere'deki Oksford Üniversitesinin plânlarını Kurtuba'dan alarak 1225 yılında yani Endülüs'den 255 yıl sonra ancak açabilmiştir. Batı her zaman önce akıl dedi ve her şeyi onun emrine verdiği için yanıldı ve insanları birbirinden soğuttu¸ ama İslâm aklı ahlâkın emrine verdiği için herkesimi hayran bıraktı. Endülüs'de II. Hakem'in hanımı Ayşe Hatun'un Kurtuba'daki şahsî kütüphanesinde 250 000¸  Devlet Kütüphanesinde ise 400 000 eser yer alıyordu. Kütüphaneye ait kitap isimlerini taşıyan kataloglar her biri 50 şer sayfadan oluşan tam 44 ciltti. Kütüphaneye girenlere divit ve parşömen kâğıdı da veriliyordu. Bu kitaplar göz nuru ve elle Çinli ustaların kendi el imalatı olan parşömen kâğıdı üzerine yazıldığı gibi sadece Endülüs'de yazılan eserlerden de ibaret değildi. Başta Kahire¸ Şam¸ Bağdat ve İskenderiye kütüphanelerindeki nadide eserlerden istinsah edilmiş¸ yani yeniden yazılmış nüshaları da içine alıyordu. 1286 yılında başlayan Haçlı kin ve gaddarlığı iki asır içinde hem Müslümanları hem Katolik dışında diğer inanç sahiplerini kaynar kazana atma¸ aslanlara parçalatma¸ ırza tecavüz ve benzeri feci işkencelerle ölüme mahkûm ederek yarımadada tek kişi bırakmadığı gibi sekiz asırlık şanlı Endülüs medeniyetini de yok saymışlardır. İspanya'yı güneyden çeviren Sierra Nevada silsile dağlarında şehit düşmemiş bir karış yer kalmadığı kaydedilmektedir. Gırnata'da Elbeyza Mahallesi isyancı kabul edilerek sokak kedilerine kadar asıldı. O devasa kütüphanelerdeki sayılamayacak el yazması eserlerden kala kala 1598 de II. Filip'in bütün İspanya'dan toplattığı kitap sayısı sadece 25 000 eser olmuştur. Hatta meşhur Fransız fizikçisi Piyer Curie acı acı şöyle dert yanar: "Endülüs'den bize kalan 30 eser sayesinde ilim bu seviyeye geldi. Eğer eserlerin tamamı kalsaydı bugün fezada dolaşıyor olacaktık." Nasıl ağlanmasın ki¸ bu nadide eserler din namına Kardinal Gimnes'in emriyle adeta şehvet duyularak bir bir yakılıyor. Nehir günlerce mürekkep akıyor. Bununla da yetinilmeyip kendilerinden olan Aristo'nun eserlerine dahi okunmasın diye zehir sürdüler. Tuleytula (Toledo) şehrinde ruhbanların eğitim merkezi kurulmasından itibaren İslâm'ın izleri silinmeye başlıyor. Katedrallerdeki hayalî tablolarda kadın aşağılık mahlûk gösterilip cennet kapısından zebanilerce geri çekiliyor. Kadından meydana geldiği için de cehennemi hep çocuklar dolduruyor. Katedrallerde zenginlerin¸ fakirlerin¸ Müslümana benzeyen Hıristiyanların yerleri hep ayrı. Minarelere kılıf geçirip çan kulesi haline getirmişler.


Bize ağla Endülüs'üm bize ağla. Kurtuba şehrinin en işlek merkezinde ve Vadi'l Kebir Nehri kenarında I. Abdurrahman döneminde 786 yılında inşasına başlanıp bir yıl içinde tamamlandığı halde iktifa edilmeyen Kurtuba Ulu Caminin genişletilmesine ve külliyesine dört hükümdar devrinde devam edilmiştir. İki hektarlık koca arazi üzerinde 32 000 kişilik mabet¸ 856 adet zarif sütunlar üzerinde meydana gelerek o zamanın en yüksek ilim ve irfan merkezi haline getirilmiştir. Sütunlarda çift çember tekniği uygulandığından hiçbir depremden etkilenmemişlerdir. 1236 yılında Endülüs'te estirilen korkunç Katolik mezalimi ile birlikte heykel ve resimlerle dolu ve bugün pek de alâka görmeyen Katedrale çevrilmiştir. Hatta II. Hakem o zamana kadar 80 000 dinar sarfedilen Ulu Camiyi genişletirken yanı başındaki Katedralin yarısına 100 000 dinar istedikleri halde çekinmeden verip çalışmayı sürdürmüştür. Ulu Cami medresesinde sistemli bir şekilde hadis¸ tefsir¸ fıkıh¸ siyer¸ İslâm Tarihi¸ Arap Dili ve Edebiyatı ve bütün teknik bilimlerin yanında çeşitli yabancı dil dersleri de okutuluyordu. Böylece dünya çapında âlimler yetişmiş ve aradan geçen 1200 yıla rağmen bugün onların keşif ve buluşlarına henüz varılabilmektedir. İşte trigonometride Abdurrahman El-Meserre¸ işte felsefenin babası İbni Meserre¸ yarısı kendi buluşu olan 220 tıp âletinin çizimlerini dünyaya hediye eden Ez Zehravî¸ ilk uçan adam Abbas bin Firnas¸ güneşin dünyaya uzaklığını binde üç yanılma ile bulan Ez-Zerkalî¸ tarımda en son sulama tekniklerini gösteren İbn-i Avvam¸ müzikte repertuarında 10 000 eser bulunan Ziryab¸ yörüngelerin helezonik olduğunu ilk defa keşfeden İbni Tufeyl¸ 97 önemli yer için sağlam koordinatlar hazırlayan İbner-Rakkam¸ atmosferdeki basınçlardan insanlığı haberdar eden Ebu Abdullah Muaz el Ceyyanî¸ yeryüzü coğrafyası hakkında en sağlam kitabı 1200 yıl evvel yazan Ebu Ubeyde El-Bedrî¸ Galile'den 400 yıl evvel yuvarlak dünya harita ve kürresini muntazaman yapan El İdrisî¸ 33 yıl dolaşan bilimsel ilk seyyah İbn-i Cüreyc¸ meşhur göz hekimi Muhammed El Gafakî bu ilim adamlarından sadece birkaç tanesidir. Kurtuba şehrinde halen nüfusun sadece %3 ü Yahudi olduğu halde Yahudi Kurtuba diyorlar. İşbiliyye (Sevilla) Ulu Cami 23180 metrekare alanına rağmen sadece 50 yıl hizmet edebilmiş¸ Papa'lığın en büyük Katedraline çevrilmiştir. Amerikan fatihi diye Batı'ca takdim edilen İnka ve Aztek'lerin katili Kolomb'un ve oğlunun nâşı güya bu katedralde.


  Granada'da 540 dönüm arazi üzerine kurulu El-Hamra Sarayı yeşil¸ su¸ hat sanatı ve estetiğin zirve durumda buluştuğu bir mekân… Giriş kapısındaki anahtarın el şekli ise İslâm'ın beş şartına işaret ediyor. İslâm mimarisine has ve mahremiyeti esas alan yuvarlak havuz sistemi. Müslüman aklının eseri olarak insanı tefekküre sevkeden bütün sarayın sütunlarında (La ğalibe illallah-Allah'tan başka galip yoktur) ibaresi 80 000 defa dantelâ gibi işlenmiş. Tahribattan dolayı sanat eserlerinin ancak altıda biri ayakta kalabilmiş. İspanyolların işgalinden sonra burası kral sarayı oluyor¸ fakat hizmet edenlerin ve tamircilerin ücretleri ödenmediğinden sahipsizliğe terk ediliyor. Amerikalı araştırmacı yazar George Irving'in 1829 yılındaki gayreti ile ne yazık ki dünyaya ancak tanıtılabiliyor. İslâm mimarisinde sıcak iklimde serinliğin korunması için sokaklar dar ve aile mahremiyeti için ev kapıları birbirine bakmıyor.


  II. Hakem o derece takva sahibi bir hükümdardı ki cariyesi Aurora (Sabiha)'nın hatıralarında belirttiğine göre hükümdarın yüzüne karşı hakkı söyleyip hatalardan çeviren kadısı vefat ettiği zaman secdede Mevla'ya yakarıp ağlayarak nefsini dizginleyecek bir kadı nasip etmesini niyaz ediyordu. Aynı hükümdar kendine ait sarraf dükkânlarının gelirini ise fakir çocukların eğitimine verecek vakıf kuruyordu. Yine onun döneminde sadece Kurtuba'da 50 hastane¸ 900 hamam¸ 60 000'den fazla konak¸ 213 000'den fazla ev¸ 80 000'nin üzerinde dükkânın mevcut olduğu kaydedilmektedir. (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi¸ Çağ Yayınları¸ c. 4¸ s. 548) Unutmayalım ki o yıllarda¸ krallar bile yılda sadece bir defa banyo yapıyor ve halen Avrupa'da tuvaletlerde su olmadığı gibi lavabolar doldurulup yüz yıkanmaktadır. Başta Emir Abdullah olmak üzere Endülüs hükümdarlarının birçoğu aile ve çocuklarını sarayın dışında ve mütevazı evlerde oturtur ve devlet işlerine karışmalarına meydan vermezlerdi.


  Sekiz asır devam eden bu altın çağın sonlarına doğru dürüst âlimlerin yerini dünya ihtirası olanlar aldığı gibi cehalet sarhoşu ve dünya sarhoşu olarak cihadın diri ruhundan uzaklaşma başladı. Protokol ve ihtişam bilhassa II. Abdurrahmandan itibaren hükümdarı sadelikten ve halktan kopardı. Aile baskısı ön plana çıkmaya yüz tuttu. II. Hişam'ı çocuk yaşta vesayetleri altına alan entrikacılar süfli menfaatleri uğruna devleti zayıflatmaya ve tefrikayı artırıp pusuda bekleyen kindar Haçlı'ya fırsat verdi. İlk gönül fatihleri yerini tahrip ve kan akıtanlara bıraktı. Nihayet Gırnata'nın son sultanı Ebu Abdullah'ın üzerinde ağladığı tepeyi görüyoruz. Ağla Abdullah¸ ağla Endülüs…

  İspanya ve Papalık ortaçağ Endülüs'ünde haksız yere işlenen cinayet ve katliamları ne yazık ki sadece Yahudilere karşı yapılmış gibi kabul ederek onlardan özür diledi ama Müslümanlara karşı çıtları çıkmadı. Bundan 1200 yıl evvel sadece İşbiliyye (Sevilla) de 500 000 Müslüman nüfus var iken bugün bütün İspanya'da 1¸5 milyon Müslüman yaşamaktadır.

Sayfayı Paylaş