MÜSLÜMAN AİLEDE AHLÂK

Somuncu Baba

"Ahlâk eğitimi sağlıklı düşünen¸ hisseden ve davranan bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ve vazgeçilmez bir eğitimdir. Sağlıklı bir toplumun oluşumu¸ bireylerin ahlâken sağlıklı olmasına bağlıdır."

Ahlâk¸ "insanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötülükten uzak olması ya da bir toplumda insanların uymak zorunda oldukları davranış kuralları" şeklinde tanımlanmaktadır.


 


Ahlâkın gerekliliği ve önemi konusunda çok şey söylenebilir. Bu konudaki bir soruya verilecek en basit cevap¸ "Ahlak olmazsa toplum da olmaz¸ yani insanlar ahlâksız olarak bir arada yaşayamazlar." şeklindedir.


 


Kaynağı¸ ister dine¸ ister başka bir otoriteye dayansın¸ insanlar arası davranışların bir kısmı¸ her zaman "iyi" ve "kötü" gibi değer yargılarına göre değerlendirilecektir. Bu yargıların bulunduğu her yerde ahlâkî davranış söz konusudur. Yeni yetişen nesillere ahlâkî değerlerin öğretilmesi bu bakımdan önem taşır.


 


İnsan ahlâkî davranışları bilmiş olarak doğmamaktadır. Bu davranışların değişik toplumlarda değişik şekiller alması ve farklı olarak değerlendirilmesi de onların sonradan öğrenilmiş değerler olduğunu gösteriyor. Biz hangi durumda nasıl davranmamız gerektiğini¸ içinde yaşadığımız toplumun yetişkin bireylerinden veya yaşıtlarımızdan öğreniyoruz. Şu hâlde ahlâk her şeyden önce bir eğitim konusudur. Bu eğitim¸ sadece okullarda verilen derslerden ibaret değildir. Bir bakıma¸ bütün toplumu bir okul ve her insanı da bu okulun hem öğretmeni hem de öğrencisi sayabiliriz.


 


Ahlâk eğitimi sağlıklı düşünen¸ hisseden ve davranan bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ve vazgeçilmez bir eğitimdir. Sağlıklı bir toplumun oluşumu¸ bireylerin ahlâken sağlıklı olmasına bağlıdır. Geleceğini garanti altına almak isteyen toplumlar¸ ahlâklı bir nesil yetiştirmek için gayret göstermişler¸ ahlâkî eğitime önem vermişlerdir. Ahlâkî eğitimin amacı¸ olgun davranışlar konusunda alışkanlık sağlayıp¸ üstün ahlâkı gerçekleştirmektir. Yine ahlâk eğitiminin amacı¸ bireyi ve toplumu kötü ahlâktan korumak ve kurtarmak¸ bunun yanında iyi ahlâkla donatmak ve devamını sağlamaktır. Bu nedenle¸ çocuklara ahlâkî olan ve olmayan özellikler hakkında doğru bilgiler verilmeli¸ sağlam kanaatler oluşturulmalıdır.


 


Çocuğun ahlâk eğitiminde en önemli kurum ailedir. Aile¸ ahlâkî duyguların uyandırılması¸ uygulanması ve ahlâkî bilgilerin kazandırılması yoluyla ahlâk eğitimi görevini yerine getirir. Aile bu görevlerini gayrı resmî bir ortamda yerine getirir. Eğitimin mekânı her yerdir (okul¸ aile¸ toplum)¸ fakat bütün eğitimin temeli ailededir.


 


Çocuk¸ sosyal hayata uyum sağlayacak davranışları küçük yaşlarda öğrenir ve öğrenmeler kolay sökülüp atılamayacak kadar derin bir şekilde yerleşir. Günlük hayatta "huy" dediğimiz karakter vasıflarının pek çoğunun temeli çocuklukta aile vasıtasıyla atılır. Çocuk sadece insanlarla değil¸ eşya ile olan ilişkilerinin esasını da burada öğrenir. Cömertlik¸ cimrilik¸ temizlik¸ düzenlilik¸ dağınıklık¸ çekingenlik ve sosyallik gibi alışkanlıkların kazanılması hep çocukluktaki eğitime bağlıdır.


 


Eğitimciler¸ çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içerisindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın hayatı boyunca süregeldiğini kabul etsek de kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır.


 


Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar¸ ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu göstermiştir. Anne babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi¸ çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır¸ ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk¸ sosyal birey olmayı öğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele ihtiyaç duyar. Kişilik oluşumu için gerekli olan özdeşim¸ büyük ihtimalle aile içindeki yakın bir üye ile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne baba olmaktadır; fakat ağabey¸ teyze¸ hala¸ dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşim nesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması hâlinde¸ olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma ihtimali artmaktadır.


 


Eğitimin en iyi gerçekleştirileceği yer ailedir. İnsanlar¸ temel değerlerini yeni nesillere aile aracılığı ile aktarır. Birey¸ ilk dinî ve ahlâkî bilgi ve tutumları ailesinden öğrenir. Çocuğun eğitimi her şeyden önce temel ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Bunlar sevgi¸ disiplin ve özgürlüktür. Bu üç ihtiyaç¸ birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır ve birlikte karşılanır. Bebeklikte sevgi ihtiyacı yoğundur¸ ileri yaşlarda ise sevgi ihtiyacının yanında özgürlüğü sağlama ve disiplin verme gereği de ortaya çıkar. Çocuk için ailenin önemi¸ sadece onun maddî ihtiyaçlarını karşılamaktan kaynaklanmamaktadır. Çocuğun maddî ihtiyaçları şu veya bu şekilde karşılanabilir. Ancak aile içinde sağlanan sevgi ve güven ortamını başka yerlerde sağlamak oldukça zordur. Çocuk için özellikle anne sevgisi çok önemlidir. Anne sevgisinden mahrum kalan çocuk¸ diğer ihtiyaçları giderilse bile¸ dokunma ve sevme ihtiyacı doyurulamadığı için¸ psikolojik açıdan tutarsız davranışlar gösterebilir. Yetiştirme yurtlarında yapılan araştırmalar bu durumu açıkça göstermektedir. Çocuk sevgiyi ailede öğrenmektedir.


 


Her ailenin¸ çocuğun eğitimiyle ilgili mutlaka doğru bilgilere sahip olması gerekir. Bu husus hiçbir şekilde ihmal edilmemelidir. Anne-babaların çoğu¸ ebeveynlerinin kendilerini yetiştirme tarzından şikâyet ederken kendi çocuklarını nasıl yetiştirmek istedikleri konusunda ya fazla fikirleri yoktur ya da bu konuda düşünmeye vakit bulamazlar. Hayatlarını devam ettirirken ebeveynliğin kendiliğinden olacağını zannederler. Bu "pasif ebeveynlik tutumu" içine düşme hatası herkesin başına gelebilir. Ebeveynlik sadece olunan bir şey değil¸ yapılması gereken bir görevdir. Anne-baba olmak¸ boş zaman olduğunda yapılan basit bir iş olarak değil¸ aktif bir öncelik olarak seçilmelidir. Herkes iyi bir anne-baba olabilir. Bu sadece ebeveynlik yapmaya hayatta öncelik vermeyi istemekle sağlanabilir. Çocukların¸ hayatı¸ anne-babalarıyla birlikte aktif bir şekilde yaşayarak öğrenmeye¸ tanımaya ihtiyaçları vardır ve onlardan ayrı olarak¸ pasif bir şekilde bu mümkün değildir. Yasalar da çocukların yetiştirilmesi görevini aileye vermiştir.


 


Çocuğun bedensel¸ ruhsal ve sosyal gelişimi sevgi dolu sıcak bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Böyle bir ortamı sağlayan ilk ve temel topluluk kuşkusuz ailedir. Herkes¸ ailesinin bedensel özellikleri gibi¸ düşüncelerini¸ inançlarını¸ tutumlarını da taşır. Çünkü bütün bunları çoğu zaman bilinçsizce¸ ailenin hayatından¸ uygulamalarından alır.


 


Okullar da eğitim için çok önemli¸ vazgeçilmez ve yeri doldurulamaz kurumlar durumundadırlar. Okulları örgün eğitim kurumları olarak nitelendirir¸ onları yaygın eğitimden ayırırız. Bu ayırım¸ aslında okulu daha yakından tanımak ve onunla özel olarak meşgul olmak kolaylığı sebebiyledir. Okullar kadar yaygın öğretim hizmeti yapan kurum var mıdır acaba? Okullar¸ özellikle ilköğretim okulları vatandaşın ayağına kadar gitmekte¸ zorunlu oluşu sayesinde de yetişmekte olan yeni nesle¸ ortak değerleri kazandırmaktadır. Ailelerin bir kısmı çocuklarının okula gitmesi ile onlarla birlikte okulun verdiklerinden etkilenmekte¸ yararlanmaktadırlar.


 


Her ümidi örgün eğitim kurumlarına¸ okullara bağlamak doğru bir düşünce değildir. Okul bilgi verir. Bilginin davranış hâline dönüşmesi¸ bilgili kişinin iyi ahlâklı¸ karakterli kişi olması¸ o bilgilerin duygularla bütünleşmesine bağlıdır. Duygular ise¸ okul çağından çok önce insanda vardır ve belli yönlerde şekil almaya başlamışlardır. Eğitim için okul çağını beklemek¸ okulun başarısını tehlikeye atmak demektir. Eğer okul öncesinde duygular geliştirilmemiş ve doğru yönlendirilmesine çalışılmamışsa¸ okulun verdiği bilgiler büyük çapta eğreti kalacak¸ çocuk onları ezberleyecek¸ fakat kendisine mal edemeyecektir. İyiyi-kötüyü¸ doğruyu-yanlışı¸ güzeli-çirkini teorik olarak öğrenip kuralları¸ kanunları ezberlediği hâlde¸ yalan söylemeyi¸ rüşvet almayı¸ çalmayı¸ kişisel çıkarını her şeyden üstün tutmayı¸ başkalarını bertaraf etmek için onlara iftiralar atmayı¸ ayıplarını araştırarak¸ hilelerle onlara zarar vermeyi sürdüren¸ hatta bunları başarı sayan kimselerin varlığı¸ onların öğrendiklerini benimseyememiş olmalarındandır.

Sayfayı Paylaş