ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYAN: ER-RAHMÂN, ER-RAHÎM

Somuncu Baba

"Yüce Allah'ın Rahmân sıfatı zâtî olup¸ Rahîm ise fiili sıfatıdır. Bundan dolayı O¸ zâtî sıfatları arasında yer alan Rahmân sıfatının bir gereği olarak¸ kulları hakkında sevab ve hayrı ulaştırmayı¸ kötülükleri de savmayı diler."

Rahmân ve rahîm¸ "rahmet" kökünden türetilmiş iki isimdir. Rahmet¸ acınan kimseye iyiliği gerektiren yumuşak davranıştır. Bazen sadece yumuşaklık için¸ bazen da sadece iyilik için kullanılır. "Allah falancaya rahmet etsin." örneğinde olduğu gibi. Eğer Yüce Allah bu sıfatla nitelendirilirse¸ bundan salt¸ iyilik amaçlanmış olur. Zira Allah'tan iyilik; in'âm ve lütuftur. İnsanlardan rahmet ise; yumuşaklık ve sevgidir. Hz. Peygamber'den gelen şu rivâyet bu anlamdadır:  "Yüce Allah rahîmi yarattığında ona şöyle dedi: "Ben Rahmân'ım¸ sen de rahîmsin. Senin ismini kendi ismimden türettim. Seni birleştireni ben de birleş­tiririm¸ seni keseni/ayıranı ben de keserim/ayırırım."[1]


Bu rivâyet¸ yukarıda söylediğimiz rahmetin iki anlamını içerir¸ Bunlardan birisi rikkat/incelik¸ diğeri de ihsan/iyiliktir.  Dolayısıyla Yüce Allah insanların tabiatına rikkat-i kalbi/inceliği yerleş­tirmiş¸ ihsanı ise kendisine ait kılmıştır. Rahîm lafzı¸ rahmetten geldiği gibi¸ insanlarda var olan anlamı da Allah için olan anlamından gelmektedir. Böylece bu iki kelimenin lafızlarındaki uygun­luk gibi¸ anlamları da birbirine uymaktadır. Rahmân sıfatı¸ ancak Allah için kullanılır¸ başkası için değil. Zira Rahmân¸ rahmeti her şeyi kuşatan demektir. er-Rahîm ismi başkalarına da verilebilir. Bu isim¸  en yüce mertebelerden birisidir. Bu sebeple Yüce Allah¸ Efendimiz Hz. Muhammed (a.s)'i rahmet vasfıyla vasıflandırmıştır:


 "(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."[2]


 "Mü'minlere karşı çok şefkatlidir¸ merhametlidir."[3]


"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba¸ katı yürekli olsaydın¸ onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi."[4]


YÜCE ALLAH DÜNYANIN RAHMÂN'I¸ ÂHİRETİN RAHÎM'İDİR.


Öte yandan Yüce Allah dünyanın Rahmân'ı¸ âhiretin de Rahîm'idir.  Çünkü dünyada lütfü umûmî mânâda Rahmân isminin bir gereği olarak mü'minlere ve kâfirlere şâmilken¸ âhirette ise¸ bağış ve acımayı Rahîm isminin bir gereği olarak sadece mü'minlere tahsis etmiştir.[5] Şu âyetlerde geçen er-Rahîm bu mânâlardadır:


"Şüphesiz Allah¸ çok bağışlayandır¸ çok merhamet edendir."[6]


"Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz¸ ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik." Allah şöyle dedi: "Azabım var ya¸ dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu¸ bana karşı gelmekten sakınanlara¸ zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım."[7]


Gerçekten Allah¸ Rahmân'dır. Çünkü O¸ bu dünyada rızık vermek konusunda iyilere de günahkârlara da ayırım yapmadan merhametle muâmele ediyor. Çalışan herkese¸ hiçbir ayırım yapmadan karşılığını tam olarak veriyor. "İnsan için ancak çalıştığı vardır"[8] âyetinde¸ insan lafzını her türlü sıfattan soyutlayarak yalın bir şekilde kullanması buna delildir.


 Yüce Allah'ın bu dünyada mü'min ve kâfir ayırımı yapmadan her hastaya merhametle şifa vermesi; bütün kullarına belâ ve musîbetler karşısında merhametle davranması¸ ister iman¸ isterse küfür cinsinden olsun¸ imtihanın anlamlı olabilmesi yolunda tüm kullarına fiilerini özgür iradeleriyle yapma gücü ve kudreti vermesi; damaklara lezzet¸ burunlara koku algılama gücü¸ kulaklara sesleri duyma imkânı¸ gözlere görme idraki vermesi¸ hep Rahmân sıfatının varlığa tecellîsinden başka bir şey değildir.


Acaba¸ Allahu Teala'nın dünya hayatında inkârcılara verdiği bunca nimet¸ salt nimet midir yoksa istidrâc mıdır? Eş'arîler¸ kâfirlere olan bu iyilikleri ‘nimet' olarak değil istidrâc olarak değerlendirirler ve görüşlerini temellendirmek için şu âyeti delil olarak getirirler:


"Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır¸ onlar farkına varmıyorlar."[9] Fahreddin Râzî'ye göre bu âyette kâfirlere verilen mal ve evladın iyilik olması mümkün değildir. Aksine şu âyette anlatıldığı gibi o bir istidrâctır:


"(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâke yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır."[10] Bu âyette geçen ve "Benim tuzağım sağlamdır." anlamına gelen "keydî metîn" tabiri istidrâc olup¸ nimet anlamına değildir. Nimet¸ bir kimse hakkında övülmüş sonuç mânâsına gelir.[11] Bilindiği gibi istidrâc¸ dünya hayatında Yüce Allah'ın inanmayanları sonunda cezalandırmak için üstün başarılar¸ makam-mevkiler ve olağanüstü işler vermek suretiyle adım adım azaba yaklaştırması anlamına gelir.  Her ne kadar Râzî gibi Eş'arî âlimler¸ kâfirlere Allah'ın bolca verdiği dünyalıklar hakkında "nimet" kavramının kullanılamayacağını söylemiş olsalar da¸ başka âyetlerde dünyada yaptıklarına karşılık verilenler ‘nimet' olarak adlandırılmıştır. Nitekim şu âyetlerde bu dediğimiz husus çok açık ve net bir şekilde anlatılmaktadır:


"Onlar geride nice bahçeler¸ nice pınarlar bıraktılar."


"Nice ekinler¸ nice güzel konaklar!"


"Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!."[12]


 Görüldüğü gibi bu âyetler grubunda¸ ister zâhirî ve isterse bâtınî anlamda olsun¸ kâfirlere dünya hayatında bir takım nimetlerin verildiğinden bahsediliyor. Elbette bu nimetler¸ nimet verene karşı tuğyanlarını artırmış da olabilir. Zaten onlara âhirette nimet değil ebedî ve daimî azap vardır. Onlar dünyada Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerden yiyip-içiyorlar ve sağlık-sıhhat¸ güç-kudret buluyorlar. Bu sebeple dünya hayatında yaptıkları küfür¸ zulüm ve mel'anetlerine karşılık nimetleri kesilmiyor. Elbette onlar¸ öte-dünyada azaptan başka bir şey elde edemeyecekler. Çünkü onlar¸ hep küfür ve ma'siyetlerini artırmışlar olarak ilâhî huzura çıkacaklar¸ sonuçlarına da katlanacaklardır.


Yüce Allah'ın Rahmân sıfatı zâtî olup¸ Rahîm ise fiili sıfatıdır. Bundan dolayı O¸ zâtî sıfatları arasında yer alan Rahmân sıfatının bir gereği olarak¸ kulları hakkında sevab ve hayrı ulaştırmayı¸ kötülükleri de savmayı diler. O¸ ezelde Rahmân ve Rahîm'dir. O'nun iradesinin ezelî olması¸ mü'min kullarına ezelden nimetlerle iyilikte bulunmayı dilemesi anlamına gelir. Fiilî sıfatlarından olan Rahîm oluşu ise¸ iyiliği ulaştırması ve kötülükleri savması demektir. Çünkü rahmet¸ iyilik ismidir. Nitekim şu âyetlerde hayır sözcüğü¸ rahmet olarak adlandırılmıştır:


 "O¸ dilediği kimseyi rahmetine sokar."[13]


"O¸ rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım¸ yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik." [14]


 KÖTÜLÜKLER¸  KILIK DEĞİŞTİRMİŞ İYİLİKLER GİBİDİR.


Yüce Allah'ın "Rahmân ve Rahîm" gibi iki güzel ismi olmasına rağmen acaba niçin dünyada kötülükler meydana gelmektedir? İyilik ve kötülük objektif midir¸ subjektif midir? Biz bu soruların en açık cevabını Gazzâlî'de görüyoruz. O¸ er-Rahîm olan Allah'ın âlemdeki kötülükleri ortadan kaldıracak güçte olduğuna göre¸ kötülüklere niçin meydan verdiğinin cevabını aramıştır. Ona göre¸ her şer gibi görülenin zımnında hayır vardır. Acı ve ıstıraplar¸ nihaî iyiliğimiz için tahammül etmemiz gereken tedâvîler gibidir. İnsanlar gerçek merhameti yanlış anlıyorlar ve acı verenin merhametsiz olduğunu düşünüyorlar; hâlbuki bu¸ her zaman için böyle değildir. Duygusal bir anne çocuğuna acı veren bir tedâvîye karşı çıkarken akıllı bir baba buna râzı olur. Cahiller de babanın değil annenin merhametli olduğunu sanır. Fakat akıllıca düşünebilen insanlar babanın tavrının tam bir merhamet örneğini temsil ettiğini bilirler. Babanın¸ yapılmasını sağladığı tedâvî ve başka yollarla yaptığı disiplin nasıl gerçekte çocuğun yararına olan kötülük kılığındaki iyilikler ise¸ aynı şekilde¸ dünyadaki acı ve ızdıraplar da insanların daha büyük iyiliklere ulaşmaları açısından gerekli olan kılık değiştirmiş iyiliklerdir.[15] Netice itibariyle Allah¸ hayrı kendisi için isterken¸ şerri zımnındaki hayır için istemektedir. Bununla birlikte¸ hayrı bulunmayan bir şerden bahsediliyorsa¸ bu yalnızca insan idrakinin sınırlarıyla ilgili bir durum olabilir.


Sonuç olarak¸ her Müslüman Allah'ın Rahmân sıfatından nasiplenip ahlakını güzelleştirmelidir. O'nun Rahmân isminden nasibini alan bir insan¸ Allah'tan bîhaber olan kimseleri İslam'a kazandırmak adına onlara merhametle yaklaşır. Onlara öğüt vermekten geri durmaz. Bunu kırıcı ve dökücü bir dil ve elle değil¸ yumuşaklık ve güzel bir üslupla yapar.  Aynı şekilde bir mü'min¸ Yüce Allah'ın er-Rahmân isminden nasiplendiği gibi er-Rahîm isminden de nasiplenmeyi ihmal etmez.  Bu sebeple¸ gücü nispetinde hiçbir muhtacı¸ ihtiyaç içinde bırakmaz. İnsanların ihtiyacı bazen bir söze¸ bazen bir rehberliğe¸ bazen maddî anlamda bir yardımlaşmaya ve paylaşmaya yönelik olabilir. Herkesin neye gücü yetiyorsa o yolda muhtaçların ihtiyaçlarını karşılamak için merhamet elini uzatmalıdır.








[1] Ahmet b. Hanbel¸ Müsned¸ Hadis no: 1680.



[2] 21/Enbiy⸠108.



[3] 9/Tevbe¸ 128.



[4] 2/Âl-i İmrân¸ 159.



[5] el-İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 279.



[6] 2/Bakara¸ 182¸ 192¸ 199.



[7] 7/A'râf¸ 156.



[8] 53/Necm¸ 39.



[9] 23/Mü'minûn¸ 55-56.



[10] 68/Kalem¸ 44-45.



[11] Râzî¸ Fahreddîn¸ Şerhu Esmâillahi'l-Hüsn⸠s. 168-169.



[12] 44/Duhân¸ 25-27.



[13] 77/İnsân¸ 31.



[14] 25/Furkân¸ 48-49¸ ayrıca bkz. 7/A'râf 57.



[15] bk. Gazzâlî¸ Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed¸ el-Maksadü'l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi'l-Husn⸠Kahire¸ ts.¸ s.40. (Matbaatü't-Tekaddüm).

Sayfayı Paylaş