ÜMİTVAR OLMAK

Somuncu Baba

"Yüce Allah'ın bizden istediği¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in de öğrettiği korku¸ gerçek anlamıyla bir mü'min endişesi ve sorumluluğudur. Bu endişe ve sorumluluk zaman içerisinde şuurlu bir bilince ve hayat tarzına dönüşür. Bunu kazanabilen mü'min ticaretinde¸ helal-haram çizgisine dikkat eder¸ sokakta vakarını korur¸ insanlarla ilişkisinde de malayani şeylere iltifat etmez."

Ümit insanın en önemli sermayelerinden biridir. Ümit ne kadar iyi ve olumlu ise¸ ümitsizlik de o kadar kötü ve olumsuz bir duygudur. İnsanlar yatırımları¸ iyilikleri¸ sermayeleri¸ amelleri varsa ümitli¸ bunlar yoksa ümitsiz olurlar. Ağacı diken meyve umar¸ dikmeyen ise ya dikenden umar veya günün birinde karamsarlığa düşer ve ümitten yoksun kalır. Hem ümidin hem de ümitsizliğin yani korkunun aşırısı hastalığa yol açar. Bu sebeple denge nizamı olan dinimiz¸ hayat kitabımız olan yüce Kur'ân ve dinin en güzel tebliğcisi¸ Kur'ân'ın ise en iyi müfessiri olan Hz. Peygamber (s.a.v) de insanda var olan bu duyguları dengede tutmuştur. Âyetlere ve hadislere baktığımız zaman bir grup âyet ve hadisin insanları korku içinde olmayı telkin ettiğini¸ bir başka grubun ise ümit aşıladığını görürüz. Şu âyetleri bu gözle inceleyelim:


"Kim Allah'tan korkarsa¸ Allah ona işinde bir kolaylık verir."[1] "İşte bu¸ Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır."[2].


"De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O¸ çok bağışlayan¸ çok esirgeyendir."[3].


"Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın¸ Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez."[4].


"(İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden¸ sapıklardan başka kim ümit keser?"[5].


Bazı âyetler ise her iki durumu da bir arada bulundurur¸ hem korkuyu hem de ümidi aynı anda ifade eder. Mesela şu âyetler bu kabildendir: "Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır."[6]¸ "Korkarak ve ümit taşıyarak Rablerine ibadet ederler."[7] "Kim Allah'tan korkarsa¸ Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder."[8]


Âyetleri açıklayan ve destekleyen bazı hadisler ise şöyledir: Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Eğer mü'min¸ Allah'ın azabının nitelik ve niceliğini bilseydi¸ cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de Allah'ın rahmetinin nitelik ve niceliğini tam olarak kavrayabilseydi¸ O'nun cennetinden asla ümidini kesmezdi."[9]


Abdullah İbni Mes'ûd (r.a)'dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah selem(s.a.v) şöyle buyurdu: "Cennet size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir."[10]


Hz. Enes (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti. Hemen sordu: “Kendini nasıl buluyorsun?“. “Ey Allah'ın Resûlü¸ Allah'tan ümidim var¸ ancak günahlarımdan korkuyorum.” diye cevap verdi. Resûlullah (s.a.v) da şu açıklamayı yaptı: “Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku)  birleşti mi Allah o kulun ümid ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar.”[11]


Genel olarak İslâm mü'min insanın korku ve ümit aramasında yaşamasını¸ bu ikisi arasında makul bir denge kurmasını prensip kılmıştır. Mü'min aczine¸ kusurlarına¸ günahlarına ve kayma ihtimaline karşı hep bir korku içinde yaşamalı. Ancak bu korku¸ hayatı zehir edecek boyuta ulaşıp adım atmasına engel olacak bir korku¸ tereddüt ve kararsızlık şeklinde olmamalıdır. Zira bu gibi korkular farklı psikolojik hastalıkların davetçisi olabilir. Günah işleyeceğim diye eve kapanmak¸ haram karışır korkusuyla ticaret yapmamak¸ gıybet ederim diye insanların arasına katılmamak İslâm'ın mü'minden istediği davranışlar değildir. O zaman Yüce Allah'ın bizden istediği¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in de öğrettiği korku¸ gerçek anlamıyla bir mü'min endişesi ve sorumluluğudur. Bu endişe ve sorumluluk zaman içerisinde şuurlu bir bilince ve hayat tarzına dönüşür. Bunu kazanabilen mü'min ticaretinde¸ helal-haram çizgisine dikkat eder¸ sokakta vakarını korur¸ insanlarla ilişkisinde de malayani şeylere iltifat etmez.


Öte taraftan mü'min¸ kendi yapabildiği ve Allah'ın nimetleri karşısında fazlaca bir değer taşımayan amellerine değil¸ Allah'ın geniş rahmetine bakarak her zaman ümitvar olmalıdır. "Ümit fakirin azığıdır." denir ama aynı zamanda bu ümit denilen büyük sermaye mü'minin de azığıdır. Fakat ümitvar olmak kuru kuruya¸ "Benim ümidim var." demekle olmaz. Ümit taşımak için belli yatırımların yapılması ve gerekli adımların da atılması gerekir. Etrafımıza baktığımız zaman karamsarlık taşımayanların genellikle gerekli adımları atan ve olması gereken girişimleri kurallarına uygun olarak yapan kimseler olduğunu görürüz.


Buna göre¸ ailesiyle ülfet kurabilmiş ve onlara hak ettikleri sevgiyi verebilmiş bahtiyar aile reisleri ailesinin geleceğinden; öğrencisine vermesi gereken doğru bilgileri en iyi şekilde verebilmiş başarılı hocalar onların başaracağı güzel işlerden; yöneticisini isabetli seçmiş olanlar¸ onların âdil ve doğru icraatlarından ümit beslemeyi de hak eder. Bu konularda peşpeşe atılan yanlış ve şuursuz adımlar ise karamsarlık davet ederken ümitleri de tüketir.


Mü'min korku ve ümit dengesini kurabildiğinde yaşamak bir anlam taşırken¸ bu dengeyi bozması durumunda hayat gerçek anlamını yitirir. Yani imanı olanın¸ sâlih ameli hayat felsefesi haline getirenin¸ her alanda sorumlu davranan mü'minin ümitvar olması için aslında çok sebep vardır. Ümidimiz attığımız adım kadardır. Mü'min karamsarlık¸ yakınma¸ mazeret ve şikâyet adamı değildir. Her türlü kötülüğü yaparak Allah'ın emanet verdiği dünyayı çekilmez hale getiren sorumsuzlara bile ümit aşılamak ve dünyayı yeniden çekilir hale getirmek yine mü'minlere düşmektedir.


İslâm düşünürlerinin bu konuda çok güzel sözleri vardır. Bazılarını hatırlamakta yarar var:


"En büyük felaketler içinde dahi ümidini kaybetme Unutma ki ilik en sert kemiğin içinden çıkar." (Hâfız)


"Güçlük kolaylıkla beraberdir¸ kendine gel¸ ümidi bırakma! Akıllı insan bilir ki¸ ölümün arkasında bile daha güçlü bir hayat beklemektedir." (Mevlâna).


 






[1] 65/Talâk¸ 4.



[2] 65/Talâk¸ 5.



[3] 39/Zümer¸ 53.



[4] 12/Yûsuf¸ 87.



[5] 15/Hicr¸ 56.



[6] 7/A'râf¸ 56.



[7] 32/Secde¸ 16.



[8] 65/Talâk¸ 2.



[9] Müslim¸ "Tevbe"¸ 23.



[10] Buhârî¸ "Rikâk"¸ 29.



[11] Beyhakî¸ Şuabu'l-Îmân¸ II. 5.¸ no: 1003. (Bu kaynaktaki metinde kişi daha farklıdır¸ ancak aynı konu anlatılmaktadır.)

Sayfayı Paylaş