HER ŞEYİ GÖREN, BİLEN VE HİÇBİR ŞEY KENDİSİNDEN SAKLANAMAYAN, YAPILANLARI TEK TEK MUHAFAZA EDEN: EL-BASÎR

Somuncu Baba

"Kadın-erkek her Müslüman gözlerini haramdan korumalıdır. İnsanı Kur'an okumaktan alıkoyan en büyük engel¸ gözlerin haramdan korunmamasıdır. Haramdan korunmayan gözler¸ mânevî anlamda kalbin ölümünü tetikler."

Arapça'da "basar" sözcüğü¸ canlılarda görme eylemini gerçekleştiren ve adına göz denen maddî organa verilen bir isimdir: "Kıyâmet olayı ise ancak bir göz kırpma veya daha yakındır."[1] ve "..ve hani gözler dönmüş¸ yürekler ağza gelmişti."[2] gibi âyetlerde geçen ‘basar' kelimesi göz organı anlamına kullanılmıştır. Yine bakıcı organda bulunan kuvveye ‘basar'¸ idrâk eden kuvveye de basîret¸ basar ve gönül gözü denilir: "İşte senin perdeni kaldırdık. Bugün artık görüşün (basar) keskindir."[3] ve "Göz ağmadı da aşmadı da…"[4] âyetlerinde geçtiği gibi.[5] Basar kökünden türeyen tebassur¸ birşeyi tanımak bilmek; istibsâr ve tebassur ise¸ derin derin düşünmek anlamlarını içerir.[6]


Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Basîr¸ O'nun görmeye konu olan şeyleri tam olarak görmesini ifade eder. O¸ her şeyi görür¸ varlık alanında hiçbir şey O'na gizli kalmaz.  Kur'an'da buna şöyle işaret edilir: "O¸ gözleri idrak eder. O¸ en gizli şeyleri bilendir¸ (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır."[7]  Dolayısıyla el-Basîr¸ görülebilecek şeylerin sıfatlarının tamamının kendisi vasıtasıyla münkeşif olduğu ilâhî bir sıfat olup¸[8] yaratılmışların görme duyularıyla idrâk ettikleri cisimleri ve renkleri¸ görme organı olmaksızın idrâk eden anlamınadır.[9] Bu sebeple Yüce Allah'ın görmesi¸ hâdis (sonradan yaratılmış) olan ve görmek için maddî bir göze sahip olan yaratıkların her türlü görme biçiminden münezzehtir.


 


İnsan Yüce Allah'ın el-Basîr isminden iki şekilde istifade etmelidir:


Bunlardan ilki¸  maddî olan gözümüzün¸ diğer organlarımız gibi bize Yüce Allah'ın bir emaneti olduğunun idrakine varmaktır. Bu emanet¸ sahibinin talimatı doğrultusunda kullanılmalıdır. Dolayısıyla O'nun "gör" dediği şeyler görülmeli¸ "bakma" dediği şeyler de terk edilmelidir. Gözün muhafaza edilmesi İslâm ahlakının en önemli edeplerindendir. Bu sebeple sûfîler "nazar-ber-kadem" (Göz ayağa bakmalıdır.) demişlerdir. Bakışları kontrol altına alıp¸ uygunsuz ve haram olan şeylere bakmaktan gözü korumak gerekir. Çünkü gözler kalbin öncüsü¸ keşif koludur. Kalbin mâsivâdan korunması¸ doğrudan gözün korunmasıyla ilişkilidir. Gözlerini muhafaza edemeyenler¸ kalplerini de muhafaza edemezler. Nitekim Allahu Teâl⸠"Hayır¸ hayır! Onların kalplerini kazanmış oldukları şeyler kararttı¸ örttü."[10] buyurur. Bu âyetteki "reyn" ve "rân" kelimeleri¸ kalbin hakîkati görmesine engel teşkil eden bir çeşit mânevî perde mânâsına gelmektedir.  Bundan dolayı Kur'an'da gözlerin korunması üzerinde ısrarla durulur: "(Resûlüm!) Mü'min erkeklere¸ gözlerini (harama) dikmemelerini¸ ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu¸ kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah¸ onların yapmakta olduklarından haberdardır.  Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.."[11]


Kadın-erkek her Müslüman gözlerini haramdan korumalıdır. İnsanı Kur'an okumaktan alıkoyan en büyük engel¸ gözlerin haramdan korunmamasıdır.  Haramdan korunmayan gözler¸ mânevî anlamda kalbin ölümünü tetikler. Şu âyette bu husus çok açık bir şekilde dile getirilir: "Andolsun biz¸ cinler ve insanlardan¸ kalpleri olup da bunlarla anlamayan¸ gözleri olup da bunlarla görmeyen¸ kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi¸ hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir."[12]  Bu âyette ortaya konduğu gibi¸ gönüllerden Allah korkusu çekilmişse¸ ne irfan kalır ve ne de vicdan. Hayat artık bu tip insanlar için behîmî arzuların peşinde koşulan bir serap haline gelmiş demektir.


Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Basîr isminden alınması gereken ikinci hisse de¸ bir Müslümanın her an Allah'ın kendisini gördüğünden gaflet etmemesidir. Kim Allah'ın her dâim kendisini gördüğünü tasavvur ederse¸ bâtınî dünyasını murâkabe ile zâhirî dünyasını da muhâsebe ile süsler. Böyle bir kimse bilgi ve uygulama düzeyi bakımından "ihsan" derecesinde olup kendisini gönül gözüyle Allah'ın huzurunda hissedip¸ kulluk vazifelerini yerine getirir. Nitekim Cibril Hadîs'inde Hz. Peygamber "ihsan"ı şöyle tanımlamıştır: "İhsan¸ Allah'a sanki görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira sen onu görmüyorsan da o seni görüyor."[13] İhsan¸ gönül gözü demektir.  İşte "kalb gözü" diye ifade edilen basîret¸ kalbin; görme¸ anlama¸ bilme¸ derûni his¸ içe bakış anlamlarına gelen idrak edici gücüdür. Nitekim Kur'an'da basîret kelimesi kalbin idrak gücü olarak nitelendirilmiştir: "De ki: İşte benim yolum budur. Allah'a basîretle dâvet ederim. Ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız."[14] Basîretli olma özelliğini taşıyan kimse¸ doğru ve yanlışın arasını ayırma melekesi ve ufuk zenginliği kazanır. Zira basîret¸ bir göz gibidir ki¸ buna halk arasında basîreti açık denir. Kalbdeki akıl garîzesi¸ gözdeki görme kuvvetine benzer. Kutsal nûr ile aydınlatılmış olan kalbin gücü olan basîret¸ maddî ve mânevî bağlamda eşyanın hakîkatlerini¸ beden gözünün¸ dış yüzleri gördüğü gibi görür. Bundan dolayı¸ filozoflar kalbin bu gücüne¸ "el-kuvvetü'l-kudsiyye" ya da "el-âkıletü'n-nazariyye" adını vermişlerdir.[15]


 İnsan¸ mânevî terbiye ile basîretinin nurlanmasını sağlayabilir. Kalbin¸ sezgi ve keşif gücü olan basîret¸ Allah'ın mü'minin kalbine attığı bir nurdur. Bunun sayesinde insan¸ şüphe¸ tereddüt ve hayretten kurtulur¸ geleceğinden endişe etmez. Basîret aynı zamanda ferâset anlamına da gelir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde "ferâset" melekesini şöyle açıklar: "Mü'minin ferâsetinden sakının. Zira o¸ Allah'ın nuruyla bakar."[16] Dolayısıyla¸ böyle ileri görüşlü bir mânevî terakkî sahibi olmanın imanla da çok yakın bir ilişkisi vardır. Hidâyetin ileri mertebelerinden olan ferâsete örnek¸ Hz. Süleyman (a.s) ve Dâvûd (a.s)'ın yaptıkları içtihatlarda ve verdikleri hükümlerdeki isâbettir.[17] Abdullah İbn Mes'ûd (ö. 32/654)¸ insanların önsezisi en kuvvetlisinin şu üç kişi olduğunu söyler. Bunlar; vezir Aziz¸ Şuayb (a.s)'ın kızı ve Hz. Ebûbekir'dir. Kur'an'da anlatıldığına göre¸ vezir Aziz¸ Yûsuf (a.s) hakkında hanımına¸ "Ona güzel bak¸ belki bize faydası olur. Yahut da onu evlat ediniriz."[18]¸ derken; Şuayb (a.s)'ın kızı babasına Hz. Musa hakkında: "Onu ücretli olarak tut."[19] dedi. Hz. Ebubekir de yerine Hz. Ömer'i halife olarak bıraktı. İşte bu ileri görüşlülüklerinden dolayı adı geçen üç kişi¸ insanların en ferâsetlisi[20] olarak değerlendirilmiştir.


O halde bir Müslüman Yüce Allah'ın el-Basîr ismini ahlâkî bir davranış haline getirmelidir. Eğer insan¸ bâtınî anlamda her an Allah'ın gözetim ve denetimi altında bulunduğunu idrak ederse¸ zâhiri anlamda hareketlerine Allah'ın istikametinde bir yön çizer. Çünkü baş gözü ile gönül gözü arasında bir ilişki vardır: "Gözün gördüğünü gönül yalanlamadı."[21] âyeti buna işaret eder. İşte insân-ı kâmil olmanın yolu ve yöntemi baş gözü ile gönül gözünü birbirinden ayıracak davranışlar içerisine girmemektir.


 






[1] 16/Nahl¸ 77.



[2] 33/Ahzâb¸ 11.



[3] 50/Kâf¸ 22.



[4]  53/Necm¸ 17; 46/Ahkâf¸ 26.



[5] İsfehânî¸ el-Müfredat¸ s. 63.



[6] İbn Manzûr¸ Lisânü'l-Arab¸ I¸ 290.



[7] 6/En'âm¸ 103.



[8] Gazâlî¸ Ebû Hâmid Muhammed¸ el-Maksadü'l-Esnâ Şerhu Esmâillâhi'l-Hüsn⸠Kahire¸ ts.¸ s. 62.



[9] Suad Yıldırım¸ Kur'an'da Ulûhiyyet¸ İstanbul¸ 1987¸ s. 198.



[10]  83/Mutaffifîn¸ 14.



[11] 24/Nûr¸ 30–31.



[12] 7/A'râf¸ 179.



[13] Bkz. Buharî¸ "İman" 37; Müslim¸ "İman" 57; Tirmizi "İman" 4.



[14] 12/Yûsuf¸ 108.



[15] Cürcânî¸ et-Ta'rîfât¸ s. 71.



[16] Tirmîzî¸ "Tefsir" 15.



[17]  21/Enbiy⸠78–79.



[18] 12/Yûsuf¸ 21.



[19] 28/Kasas¸ 26.



[20] İbn Kayyım el-Cevziyye¸ Medâricü's-Sâlikîn¸ II¸ 505–506.



[21] 53/Necm¸ 11. Ayrıca bakınız. 6/En'âm 75.

Sayfayı Paylaş