KONYA VELİLERİ

Somuncu Baba

Hayatını¸” Hamdım¸ piştim¸ yandım” diye özetleyen büyük İslâm velisi Mevlâna her ne kadar dış görünüşü itibariyle sıradan bir insan gibi de olsa¸ kendisinden asırlar sonra bile dünya insanlarının duygu düşünce ikliminde ufuklar açılmasına vesile olan bir hazinedir.

Hayatında Kur'an ve Sünnet'ten bir adım ve bir nefes dahi ayrılmamaya çalışmış¸ bu iki ana kaynağın dışında bir şey kendisine isnâd edilecek olunursa¸ bundan bizar olduğunu veya olacağını net olarak ifade etmiştir. “Ben sağ olduğum müddetçe Kur'an'ın bendesiyim¸ Hz. Muhamm

Şehirleri şehir yapan¸ onlara ruh veren üzerlerinde yaşamış¸ yaşarken topraklarına basarak¸ öldüklerinde ise topraklarına gömülerek onları şereflendirmiş manevî şahsiyetlerdir. Yaklaşık 8000 yıllık geçmişiyle¸ insanlık tarihi açısından önemli medeniyetlere sahne olmuş¸ oldukça zengin bir kültürün izlerini üzerinde taşıyan Konya'yı da önemli ve güzel kılan etkenlerin başında¸ belki de en önemlisi¸ bu şehrin Selçuklu payitahtı olmasının yanında;  bağrında¸ sayısı yüzlerle ifade edilebilecek veli ve birçok değerli insanların medfun bulunması gelmektedir. Konya'ya ‘Belde-i Muhayyere/ Hicret edilebilecek beldeler' dedirten asıl sebep de bu olsa gerektir.


Millî kültürümüzün manevî mimarları¸ Mevlâna Celaleddîn Rumî¸ Şems-i Tebrizî¸ Sadreddin Konevî¸ Bahaeddin Veled¸ Nasreddin Hoca¸ Hadimî¸ Veyiszâde Mustafa Efendi¸ Ladikli Hacı Ahmed Ağa ve daha birçokları; yaşama sevinci¸ dünya görüşü ve hayat felsefeleriyle ile Ortaçağ karanlığındaki Avrupa'ya ‘medeniyet dersleri' vererek¸ sadece Avrupa'ya değil bütün dünyaya ışık tutmuşlardır.


Mevlâna Celâleddîn Rumî


Hayatını¸” Hamdım¸ piştim¸ yandım” diye özetleyen büyük İslâm velisi Mevlâna her ne kadar dış görünüşü itibariyle sıradan bir insan gibi de olsa¸ kendisinden asırlar sonra bile dünya insanlarının duygu düşünce ikliminde ufuklar açılmasına vesile olan bir hazinedir.


Hayatında Kur'an ve Sünnet'ten bir adım ve bir nefes dahi ayrılmamaya çalışmış¸ bu iki ana kaynağın dışında bir şey kendisine isnâd edilecek olunursa¸ bundan bizar olduğunu veya olacağını net olarak ifade etmiştir. “Ben sağ olduğum müddetçe Kur'an'ın bendesiyim¸ Hz. Muhammed (s.a.v)'in yolunun tozuyum ” ifadesi de onun Kur'an-ı Kerim ve sünnete bağlılığını gösteren en güzel belirtidir.


Mevlâna'nın hayatında en büyük değişikliği yapan hadise Şems-i Tebrizî'nin Konya'ya gelişidir. Ders ile meşgul olan büyük bir bilgin¸ tam bir zahid ve temkin ehli bir sufi olan Mevlâna'yı bu garip zat kendinden geçirmiş¸ aşk denizine attı ve coşkun bir Hak aşığı yapıvermiştir. Artık Mevlâna'nın hayatına tamamıyla Şems yön vermeye başlamıştır.


Mevlana aslında etrafına ışık saçmak için hazır bekleyen bir lamba¸ Şems ise bu lambayı ateşlen bir kibrittir. Onu uyandırmak ve ziya saçar bir hale getirmek için kibrit lazımdı ki bunu da Şems yaptı.


Mevlâna daima hayatın gerçeklerini gördü¸ hayatın bütün gerçeklerini kabul etti¸ hiçbir zaman ondan el etek çekmedi. Miskinliği¸ hayattan el etek çekmeyi reddedip¸ hayatı¸ hep hayatın içinde yaşadı.


Mevlâna'nın nazarında¸ kim olursa olsun¸ her şeyden evvel insan vardı. Halk tabakasından olsun¸ yüksek tabakadan olsun¸ onun için farketmezdi. Bilakis halka pek merhametliydi. Gariplere karşı daima gönül alıcı davranırdı. Kendisine reva görülen uygunsuz söz ve davranışlara karşı dahi hiç aynıyla karşılık vermez; yumuşaklıkla mukabelede bulunurdu.


Onun¸ çeşitli din¸ mezhep¸ meşrep sahibi kimseleri kendisine hayran bırakan merhameti¸ insan sevgisi¸ tevazuu¸ gönül okşayıcılığı gibi üstün vasıfları¸ mensup olduğu İslâm dininin yüksek ahlak telakkisinden bazı örnekleridir.


Mevlâna'ya göre gerçek dost¸ Hak'tır. O'nun dostu olmak¸ O'nun dostluğunu kazanmak¸ ancak O'nu sevmek¸ derin bir aşkla sevmek ve O'na yakın olmaktır. İnsanlar arasındaki dostluğa pek güveni yoktur.


Gönül dünyamızın kahramanlarından biri olan Mevlâna¸ ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul edip öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacağı için ölüm gününü bir gam¸ bir üzüntü günü olarak değil¸ bir zevk ve neşe günü¸ düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” olarak kabul ediyor ve "Eğer mezarımı ziyarete gelirsen¸ üstümdeki toprak yığınını rakseder görürsün… Çenem bağlanmış mezarda yatmadayım amma¸ ağzım sevgilinin ebedi sarhoşluğunu durmadan emmededir..” diyordu.


Şems-i Tebrîzî


Asıl ismi Mevlâna Muhammed olan Şems-i Tebrizî¸ yüksek kabiliyetlerle mücehhez bir mana eridir.  Henüz çocuk yaşlarında iken bile yaşıtlarından çok farklı bir anlayış¸ düşünüş ve yaşayışa sahip olan Şems o günlerini şöyle anlatır:


“Henüz ilk mektepteydim. Daha bulûğ çağına girmemiştim. Peygamber Efendimizin sevgisi bende öyle yer etmişti ki¸ kırk gün geçtiği halde¸ onun muhabbetinden aklıma yemek ve içmek gelmedi. Bazen yemeği hatırlattıklarında¸ onları elimle yahut başımla reddederdim. Göklerdeki melekleri ve yerde gayb âlemini¸ kabirdekilerin hallerini müşahede edebilirdim."


Dünyaya hiç kıymet vermeyen¸ haram ve şüphelilerden son derece sakınan ve mubahların çoğunu terk eden Şems-i Tebrizî maddî menfaat için hiç kimseye tenezzül etmez¸ hiç kimseye boyun eğmez¸ çok vakarlı ve oldukça heybetli bir kişidir.


O Mevlâna gibi madde ve mana ilimlerinde yüksek derecelere ermiş büyük bir âlimi aşk ateşiyle pişirip mânâ âleminin pencerelerini açmış¸ ledünni âlemlerin seyrine götürmüş ulu bir evliyadır. Her sözü¸ sohbeti ve bakışı ile insanları alt üst eden¸ dar¸ sınırlı bir ahlaktan Allah'ın ahlakı anlayışına çeken seçkin bir insandır.


Sadreddîn Konevî


Gönül âlemi geniş¸ tefekkür dünyası engin¸ ilim¸ irfan ve fazileti yüce şahsiyetlerden biri olan Sadreddin Konevî¸ Konya'nın mana kubbesini bezeyen yıldızlardandır.


İki yaşındayken babasını kaybeden Sadreddin Konevî¸ çocukluğundan itibaren üvey babası büyük sûfî üstatlarından olan Muhyiddin Arabî hazretlerinin manevî terbiye ve tedrisi altında yetişir. Kendisinin yetişmesine hususi ihtimam gösterdiği Muhyiddin Arabî¸ Sadreddin Konevî'nin ruh ve fikir dünyasını şekillendiren ilk hocası¸ ilk şeyhidir. Ona nefsini terbiye yollarını öğretir.


Muhyiddin Arabî'den gerek feyz¸ gerek düşünce yoluyla aldığı eğitimi¸ binbir meşakkat ve zorluğa katlanarak elde eder¸ günlerini riyazet ve mücahede ile nefsiyle uğraşmakla geçirirdi.


Sadreddin Konevî¸ zamanının en büyük şeyhi ve âlimlerindendi. Anadolu Selçuklularının Şeyhü'l İslâm'ı¸ devrinin ikinci İmam-ı Azam'ı sayılırdı. Hadis ilminde¸ manevî bilgilerde eşsizdi. Konya'da binlerce talebeye özellikle kelâm¸ tasavvuf¸ tefsir ve hadis dersleri verdi. Bu binlerce talebe yanında pek çok da hikmet ve tasavvuf ehli kimseler yetiştirdi.


Hayatı¸ zühd ve takva içerisinde geçen Sadreddin Konevî hiç kimsenin kalbini kırmaz dünya malına asla meyletmezdi. İslâm ölçülerine sıkı sıkıya bağlı¸ prensiplerine sadık¸ söz ve davranışlarında ciddi¸ ömür boyu¸ şeriat ölçülerine göre hareket etmeyi şiar edinmiş tavizsiz bir âlim¸ yüce bir şahsiyetti.


Ömrünü Allahu Teâlâ'nın kullarına hizmet etmekle¸ ilim ve edep öğretmekle geçiren Sadreddin Konevî:


"Ya Rabbi! Kalbimizi senden başka şeye yönelmekten ve senden başkasıyla meşgul olmaktan temizle. Bizi bizden al¸ bizim yerimize bizi kendinle doldur. Bizi başkalarına ve şeytana oyuncak yapma. Bize nur bahşet. Dualarımızı çabucak¸ kendi istediğin şekilde kabul buyur. Sen işitensin. Sen bize bizden daha yakınsın. Sen dualara icabet edensin." diye dua ederdi.


300'ün üzerinde evliyanın medfun bulunduğu bilinen Konya'daki türbe ve ziyaret yerlerinden bazıları da şunlardır:


1.  Ateş-Baz Veli Türbesi (Şemseddin Yusuf); Yeni Meram yolu üzerinde¸ Sigorta Hastanesinin güneydoğusundadır.


2.  Tavusbaba (Şeyh Tavus Mehmet Hindi) Türbesi; Konya'nın tarihi bir mesi­re yeri olan Meram'dadır.


3.  Burhaneddin Dede ( Fakih Dede ) Türbesi; Burhandede Mahallesi'ndedir.


4.  Hoca Ahmet Fakîh Türbesi; Hoca Fakîh Caddesi üzerinde Şeker Fabrikasının arka çıkış kapısının karşısındadır.


5.  Şeyh Aliman Türbesi; Konya Aliman Mahallesindeki mezarlık içerisindedir.


6.  Kalender Baba (Şeyh Ebubekir) Türbesi; Konya Musalla Caddesinde¸ Musalla Mezarlığı yakınındadır.


7.  Şeyh Halili Türbesi; Konya Musalla Mezarlığındadır.


8.  Şeyh Şücaeddin Türbesi; Konya Musalla Mezarlığında¸ Şeyh Halili Türbesi yanındadır.


9.  Kesikbaş Türbesi; Kalenderhane Mahallesindedir.


10. Ali Gav Türbesi; Tarla Mahallesindedir.


11. Abdullah Bosnavî (Fusus Şarihi); Sadreddin-i Konevî türbesi civarındadır.


12. Nalıncı Baba; İş Bankası Merkez Binasının doğusunda kalan bina ve yol altında kalmıştır.


13. Pirebi Sultan; Konya Sanat Enstitüsünün güneyindedir.


14. Ulaş Baba; Numune Hastanesinin hemen yanındadır.


15. Evhadüddîn Kirmânî; Konya'da Musalla Mezarlığının içinde Şücaeddin Türbesinin güneybatısındadır.


16. Sultanlar Türbesi; Alâeddin Camii içindedir.

Sayfayı Paylaş