EL-CEMÂL

Somuncu Baba

"Allah'ın İlâhî güzelliğini temaşa hakkına mazhar olan kimseler¸ güzel insanlardır.
Dolayısıyla¸ O'nu görmeyi hak eden cennet sâkinleri için bu güzelliği seyretmeye
dalmak kadar sevimli hiçbir şey yoktur. Kendi güzelliklerine¸ Yüce Allah'ın güzellik ve
nurundan güzellik katarlar."

Arapça'da¸ güzellik alamına gelen cemâl¸ “cemîl" teriminin masdarıdır. Cemâl¸ iki kısma ayrılır: Birincisi¸ insana özgü olan¸ insanın beden ve davranışlarının güzelliği; ikincisi ise¸ insan eliyle¸ insandan başka insanlara ulaştırılan eylemsel güzelliktir. Bu güzellik¸ hem sûrette¸ hem şekilde ve hem de form ve mânâda bulunur. Allah Resûlü'nün¸ “Allah güzeldir¸ güzel olanı sever.[1] hadîsiyle söylemek istediği davranış planında ortaya konacak olan ahlâkî güzelliklerdir.


 Estetik terminolojide "cemâl" sözcüğü¸ orijinalinde ahlâk ve davranışlardaki güzellik için kullanılırken¸ daha sonra şekil (sûret) güzelliği için de kullanılır olmuştur.


"el-Cemâl ve el-Cemîl"¸ Allah'ın en güzel isimlerinden olup¸ "nûr" mânâsına gelir ve anlamı "güzelleştiren" demektir. Özellikle tasavvuf âlimlerine göre; rahmet¸ ilim¸ lütuf¸ cömertlik¸ rızıklandırma¸ yaratıcılık¸ fayda verme vb. gibi sıfatların hepsi¸ güzellik sıfatlarındandır. Bunlardan ayrı olarak Allah'ın hem Cemâl ve hem de Celâl yönüne işaret eden ortak sıfatları da vardır. Mesel⸠rab ismi¸ terbiye ve yaratmaya nispetle Cemâl; rabliğe ve kudrete nispetle Celâl ismidir.


 Cenâb-ı Hakk'ın güzelliğinin varlıklara tecelliyât bakımından¸ mânevî ve biçimsel güzellik olarak ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Bunlardan ilki el-esmâu'l-hüsnâ'nın mânâlarından ibaret ve Allah'tan başkasına kapalı olan mânevî güzellik¸ ötekisi ise¸ “halk âlemi" olarak adlandırılan ve burada ortaya çıkan formel güzelliktir. İşte Allah'ın güzel isimlerinden olan “el-Cemâl” sıfatının nesnelere yansıması biçimsel güzellik olarak yaratılmışlar düzleminde kendisini göstermektedir. Kur'an bunu¸ “Sıbgatu'llâh" (Allah'ın boyası)[2] terkibiyle de ifade eder.


Allah'ın zât isminden sudûr eden ve diğeri konumunda bulunan “el-Cemâl”¸ ulûhiyet sıfatlarından bir sıfattır. “Allah güzeldir (cemîl)¸ güzel (el-cemâl) olanı sever.[3] peygamber buyruğunda geçen "Allah güzeldir." ibaresinde güzellik-hayır ilişkisi birlikte yer alır. Lafzın anlamı¸ birçok hayrın Allah'tan çıkması (feyz) demektir. Bu özellikler kendisinde bulunan kimse sevilir. İşte Yüce Allah kendisine uygun düşecek bir şekilde zât¸ sıfat ve fiilleri yönüyle güzellikle vasfedilmiştir. O halde ‘cemîl' Allah'ın güzellikten tecellî eden (el-cemâl) ismidir. O¸ çok güzellik demek olup¸ Allah için sabit olan mutlak güzelliktir. Öyle ki o¸ gerçek bir güzelliktir. Bu varlık âleminin güzelliği¸ renklerinin çokluğu ve sanatlarının farklılığıyla¸ Allah'ın güzelliğinin eserlerinden sadece bir bölümdür. O halde Yüce Allah bu cemîl sıfatına¸ bütün güzellerden daha lâyıktır. Elbette bütün bir varlık dünyasına güzellik bahşeden¸ bu nitelikte mutlaka en üst dereceye (kemâl) çıkma hususunda en üstündür. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak¸ zâtı¸ isimleri¸ sıfatları ve fiilleri ile güzeldir.


Allah'ın zâtının güzelliği hakkında insanın yorum yapması ve mâhiyetini kavraması mümkün değildir. Çünkü biz¸ Allah'ın zâtını değil¸ fiillerini ve eserlerini düşünmekle emrolunduk. Ancak âhirette cennet sakinleri¸ Rablerini gördükleri ve cemâlinin zevkini tattıkları zaman¸ içerisinde bulundukları her şeyi unuturlar. Bu durumun¸ kendileri için devam etmesini isterler. Allah'ın İlâhî güzelliğini temaşa hakkına mazhar olan kimseler¸ güzel insanlardır. Dolayısıyla¸ O'nu görmeyi hak eden cennet sâkinleri için bu güzelliği seyretmeye dalmak kadar sevimli hiçbir şey yoktur. Kendi güzelliklerine¸ Yüce Allah'ın güzellik ve nurundan güzellik katarlar. Sürekli O'nu görme özlemi içerisinde olurlar. Sonunda o dolup-taşma gününde kalpler uçacak şekilde sevince boğulurlar. Onun için bir ömür boyu Allah dostları  "Cemâlullah"ı elde etme yolunda büyük gayret sarf ederler. Bu¸ samimi dindarlığın en açık belirtisidir. Yaptığı meşrû faaliyetlerde Allah'ı râzı etme niyeti taşıyan insanlar yine O'nun izniyle hem cenneti ve hem de İlâhî Cemâl'i hak ederler. Bundan dolayı¸ Rabbiyle karşılaşmayı dileyenler¸ sürekli sâlih amele devam ederler ve ibadetlerinde O'na hiçbir kimseyi ortak kılmazlar.


Allah'ın isimlerinin en güzel olması anlamına gelince¸ bu isimlerin tamamı güzeldir. Hatta onlar mutlak olarak en iyi ve en güzellerdir. Hepsi hamdin¸ mecdin¸ cemâlin ve celâlin kemâlâtına delâlet etmektedir. Güzel ve iyi olmayan hiçbir şey asla onlarda bulunmaz.


Allah'ın sıfatlarının güzelliği ise¸ bütün sıfatları kemâl ve mecd sıfatları¸ senâ ve hamd vasıflarıdır. Hatta onlar sıfatların en geniş ve en genel olanıdır. Etkileri ve ilgili şeyler açısından¸ özellikle rahmet¸ iyilik¸ kerem¸ cömertlik¸ ihsân ve in'âm en mükemmelidir.


Öte yandan¸ Allah'ın fiillerinin güzelliği övgü ve teşekkür edilmeye lâyık olan iyilik ve ihsân fiilleri arasında dönüp durmaktadır. Yine hikmete uygunluğu dolayısıyla üzerine hamd edilen adâlet ve hamd fiilleri arasında cereyan etmektedir. Allah'ın fiillerinde abeslik¸ tutarsızlık¸ haksızlık ve zulüm yoktur. Aksine tamamı hayır¸ rahmet¸ olgunluk¸ hidâyet¸ adâlet ve hikmettir. Çünkü fiillerin kemâli¸ zâtın ve sıfatların kemâline bağlıdır. Zira fiiller¸ sıfatların eserleridir. İnsan içinde yaşadığı nesneler dünyasının güzelliğinden doğrudan tecrübeyle kavranması güç olan İlâhî varlığın güzelliğine ulaşabilir.


Tasavvufî söylemde ubûdiyyet¸ “kesb-i kemâl ve seyr–i cemâl” diye tarif edilir.[4] Bu tarifin Türkçesi¸ yapılan ibadetlerden amaç¸ bu dünyada mânevî olgunlukları elde etmek ve ahirette de Allah'ın güzelliğini temâşa etmektir. Bundan dolayı mutasavvıflar¸ güzelliğin bu âlemdeki içkinliğini geliştirdikleri haller ve makamlar nazariyesiyle dile getirerek bu âleme çekmeye çalışmışlar ve böylece Allah‘ın sadece âhirette değil¸ bu dünyada da görüleceğini savunmuşlardır.[5] Zira onlarda Allah'ın güzelliğini temaşa duygusu daha çok ön plândadır. En azından bu düşünceyi meşreplerinin merkezi yapmışlardır.


Özetle¸ âhirette Allah¸ insanların amel ve ibadet derecelerine göre herkese farklı şekillerde tecellî edecektir. Bu tecelli her an değişecek ve Hüsn-i Mutlak olan Allah'ın Cemal'ini temâşâda insanlara hiçbir bıkkınlık ârız olmayacaktır. Ancak âhirette Allah'ın nasıl görüleceği keyfiyeti bizce meçhuldür. O'nun görülmesi¸ fıtratı ve amelleri tayyib (temiz) olan insanlara Allah'ın ilâhî bir lutfudur. O halde¸ insana kemâl yolunda düşen vazife¸ Yüce Allah'ın el-Cemâl ismini yaşadığımız dünyada ahlâkî alanda davranış biçimi haline getirmektir. Eğer biz niyet ve davranışlarımıza Rabbimizin el-Cemâl ismini yansıtabilirsek¸ âhirette likâullah'ı gerçekleştirecek ve İlâhî Cemal lütuflarına mazhar olacağız.


 









[1] Bkz. Nesâî¸ "Zînet"¸ 54; Ebû Dâvud¸ "Libas"¸ 14; Müslim¸ "Îmân"¸ 93



[2] 2/Bakara ¸ 138



[3] Müslim¸ "Îmân"¸39; Ahmed b.Hanbel¸ Müsned¸ IV¸ 133.



[4] Daha geniş bilgi için bk. Ensâri¸ Abdurrahman b. Muhammed¸ Kitabu'l-Meşârikı'l- Envâri'l-Kulûb ve Mefâtîhu'l- Esrâri'l-Guyûb ( thk. Helmut Ritter)¸ Beyrut¸ 1974.



[5] Bkz.  İbnü'l- Cevzî¸ Telbîsu İblîs¸ Beyrut¸ 1992¸ s. 149

Sayfayı Paylaş