HİKMET VE İLİM SAHİBİ, BÜTÜN İŞLERİ YERLİ YERİNDE OLAN: EL-HAKÎM

Somuncu Baba

"Allah'ın el-Hakîm ismini ahlâki bir ilke edinmiş olan insandan¸ hakikatin bilgisini
yakalama ve tefekkür aracılığıyla doğru düşünebilme yeteneklerini aktif hale getirme
beklenir. Bu bağlamda hakîm kişi¸ varlığı ve vahyi anlamada aklını kullanır."

Hakîm¸ "bilge¸ işleri sağlam yapan ve doğru görüşe sahip olan" anlamlarına geldiği gibi¸ feîl vezninde fâil olarak "yargıç" anlamında da kullanılır. Ayrıca "eşyayı lâyık olduğu yere yerleştiren¸ sanatın inceliklerine¸ estetiğine dikkat ederek bir işi sağlam yapan" demektir.[1]


Hakîm ismi Allah hakkında kullanıldığında hükmeden¸ "varlıkları en mükemmel bir şekilde bilen ve yaratan¸ birbiriyle en uyumlu bir şekilde düzene koyan" anlamlarını kapsar.[2]


Allah'ın isimlerinden olan “el-Hakîm" hikmet sahibi demektir. Hikmetse¸ varlıkların en yücesini¸ ilimlerin en faziletlisi ile bilmektir. Varlıkların en yücesi şanı yüce olan Allah'tır. O'nun künhünü yine O'ndan başkası bilemez.[3]


Bir başka tanımlamaya göre “el-Hakîm” ismi¸ "doğru olandan başkasını söylemeyen ve yapmayan" mânâsına gelir ki¸ Allah'ın fiilleri isabetli¸ sanatı itkân üzere olduğundan¸ böyle nitelenmelidir. Zira itkân ve isabet ancak hakîmden meydana gelir. Bazan ince sanatları güzel ve sağlam yapana “Hakîm" denir. Bunun mutlak zirvesi de yine Allah'a musustur ve O'ndan başkası için mümkün değildir.[4] Allah hakkında hikmet¸ eşyanın mahiyetini¸ yani arka plânını bilmek ve son derece muhkem olarak¸ itkân üzere yaratmaktır.[5] Kur'an'da “el-Hakîm” ismi münferid olarak geçmez. Ancak “el-esmâu'l-husnâ'dan olan; Habîr¸ Alîyy¸ Hamîd¸ Azîz¸ Alîm¸ Vâsî ve Tevvâb ile birlikte geçer.[6]


Müslümanın hayatından Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Hakîm nasıl tecelli etmelidir? Hakîm ismi¸ insan hakkında kullanıldığı zaman bunun anlamı¸ varlıkların yaratılış amacını doğru bir şekilde kavrayan¸ davranışlarını iyiye ve güzele kanalize eden¸ şuurlu bir şekilde iyiliklerin yayılması yolunda gayret gösteren demektir. Dolayısıyla insan da hikmet vasfı ile nitelendirilmiştir: "Andolsun biz Allah'a şükret diye¸ Lokman'a hikmeti verdik."[7] Masdar anlamında kullanıldığında¸ "kötülüğün engellenmesi ve iyiliğin elde edilmesi" anlamlarına ek olarak hikmet sözcüğü; adâlet¸ ilim¸ hüküm¸ nübüvvet¸ Kur'an¸ İncil¸ Allah'a itaat¸ haşyet¸ fehm (derin anlayış)¸ dinde ince kavrayış (fıkh)¸ gereği ile amel¸ doğru söz¸ mükemmel akıl¸ yüce bilgi¸ gizli sır¸ ne olduğu anlaşılmayan¸ ancak Allah'ın bilebileceği şey mânâlarını da kapsar.[8]


Kur'an'da 20 âyette geçen "hikmet" kelimesinin; eşyanın hakikatini kavramak[9]¸ ilim ve amel¸ söz ve davranış uygunluğu¸ sünnet[10]¸ fehm ve ilim[11]¸ nübüvvet[12] ve Kur'an[13] anlamlarına geldiğini görüyoruz.


 Elbette Allah hakkında "Hakîm" dendiği zaman¸ bunun anlamı başkalarının bu şekilde nitelendirilmelerinden farklıdır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Allah hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?"[14]


Öte yandan Kur'an-ı Kerîm'e de "hakîm" sıfatı verilidiği görülmektedir. Bunun anlamı¸  Kur'an'ın hikmeti ihtivâ etmesinden dolayıdır. Bu husus Kur'an'da açıkça ifade edilir.[15] Hakîm¸ muhkem anlamına da gelir.[16] Kur'an hakkında; "lafız ve mânâ yönünden hiç bir benzerlik ile şüphenin olmadığı kesinlik ve sağlamlık" anlamına gelen muhkem ile; "men eden; yalan¸ bâtıl¸ hata ve çelişkiden koruyan" anlamına gelen hakîm gibi her iki anlam da sahihtir. Çünkü Kur'an¸ hem muhkem¸ hem de hüküm ifade eder. Hüküm¸ hikmetten daha geneldir. Her hikmet hükümdür; ama her hüküm hikmet değildir. Çünkü hüküm¸ bir şeyin üzerinde hükmetmek şöyledir veya böyle değildir¸ demektir.[17]


İnsanı¸ hakîm yapan şey¸ salt bilgi değil¸ o bilginin uygulanışına ek olarak¸ "bir şeyin derinliklerinde saklı olan niyet ve amacı bilmek" anlamında fıkıh ve "muhatabın lafzından süratle mânâyı tasavvur etmek" anlamına gelen fehm melekesinin olmasıdır. Bütün bunlar aklın ve hikmetin semantik anlam alanıyla ilgili ortak buluşma noktalarıdır. İşte bundan dolayı hikmet; "akıl¸ isâbet gücü¸ ilim¸ fıkıh¸ ma'kul söz¸ doğru ile eğriyi birbirinden ayırma yeteneği¸ sağduyu" olarak tanımlanmıştır.


Netice itibariyle Allah'ın el-Hakîm ismini ahlâki bir ilke edinmiş olan insandan¸ hakikatin bilgisini yakalama ve tefekkür aracılığıyla doğru düşünebilme yeteneklerini aktif hale getirme beklenir.  Bu bağlamda hakîm kişi¸ varlığı ve vahyi anlamada aklını kullanır. Kitâbî âyetlerde görmediğini¸ kevnî âyetler üzerinde anlama egzersizi yaparken¸ aklı¸ bir çeşit kitabî âyet rolünü üslenir. Çünkü hakîm insan¸  vahyi esas alır¸ aklı vahyin çerçevesi içerisinde kullanır. Bu bağlamda İslâm hakîmleri gerçekleştirmek istedikleri kültür faaliyetlerini hep nübüvvet temeli eksenine oturtmaya çalışmışlardır. Çünkü onların büyük oranda sözleri ve fiilleri¸ sünnete uygun bir gidişat izlemiştir. Bu sebeple hakîm kişiye düşen görev¸ varlık üzerinde derin tefekküre dalarak bilinenden bilinmeyenin¸ meçhul olandan malum olanın bilgisine ulaşarak hakikatin bilgisini yakalamaktır.






[1] bk. İbn Fâris¸ Ebu'l- Hasen Ahmed¸ Mu'cemu Mekâyisı'l-Luga ( thk. Abdusselâm Muhammed Harun)¸ 1991¸ II¸ 91.



[2] İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s.127.



[3] bk. Gazzâlî¸ el-Maksadu'l-Esn⸠s.86.



[4] bk. Gazzâlî¸ a.g.e.¸ s.87.



[5] İsfehânî¸ a.g.e.¸ s.172.



[6] bk. 11/Hûd¸1; 6/En'âm¸ 18; 42/Şûr⸠51; 27/Neml¸ 6; 15/Hicr¸25; 4/Nis⸠130; 24/Nûr¸ 10; 51/Zâriyât¸ 30.



[7] 31/Lokmân¸ 12.



[8] Ebu'l-Bek⸠el-Külliyyât¸ s. 382; İbn Manzûr¸ Lisânu'l-Arab¸ XII¸ 141; Âsım Efendi¸ Kâmûs Tercemesi¸ IV¸ 382.



[9] 2/Bakara¸ 269.



[10] 2/Bakara¸ 129; 3/Âl-i İmrân¸ 164; 52/Cum'a¸ 2.



[11] 31/Lokmân¸ 12.



[12]  4/Nis⸠54.



[13]  16/Nahl¸ 125.



[14]  95/Tîn ¸ 8.



[15] 10/Yûnus ¸ 5; 54/Kamer¸ 104.



[16]  11/Hûd¸ 1.



[17] İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 181.

Sayfayı Paylaş