SOSYAL HAYATTA KADIN

Somuncu Baba

"Kadın şöyle veya böyle¸ özellikle içinde yaşadığı toplumun sosyo-kültürel yapısına ve geleneklerine göre sosyal hayatında bütünüyle dışında kalamayacaktır. O halde¸ sosyal hayatın içinde olduğunda¸ iffet; ahlak ve vakarını koruyabilmesi gerekir; câzibesini sergileyerek en azından kimi art niyetli kimselerin yanlış davranış ve düşüncelerine meydan vermesi¸ Müslüman bir kadına yakışmaz."

   Kur'ân-ı Kerim'de¸ genel olarak kadınların sosyal hayatın bütünüyle dışında olmaları anlamında bir emir ve yönlendirme söz konusu olmayıp¸ daha çok ağır başlı davranma¸ erkeklerle vakarlı bir şekilde konuşma¸ kuşku uyandıracak hareketlerden kaçınma ve gereksiz yere ortalıkta dolaşmama noktasında emir ve yönlendirmeler mevcuttur.[1] Kadınlar¸ açılıp saçılarak câzibelerini sergilememeleri ve iffetlerini korumaları şartıyla¸ şartları gereği ev haricinde çalışabilir¸ alışveriş yapabilirler. Bu¸ kadınlar için mutlak bir sorumluluk arz etmeyip¸ gereğinde sosyal ve ekonomik şartlara göre kadının kullanabileceği bir ruhsattır. Eğer kadın mutlak surette çalışmayı arzu etmiyorsa ve evinde görev ve sorumluluklarına dikkat ediyorsa¸ onun ve çocuklarının geçimini sağlamak kocasının görevidir. Yani kadının çalışarak ailenin gelişimine katkıda bulunması bir zorunluluk değil¸ bütünüyle kişinin tercihine ve eşinin rızasına bağlıdır. Ama eğer kadın bir şekilde¸ aldığı eğitim¸ bilgi birikimi ve yeteneği doğrultusunda¸ aileyi ihmal etmeyecek şekilde aktif olarak sosyal hayatın içinde bulunma arzusunda olur ve eşiyle bu konuda anlaşırsa¸ özellikle günümüzün sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durumu onun çalışmasında gözetmesi gereken hususlara elverdiği ölçüde buna engel olmak gerekli değildir.


Hiç şüphesiz dikkat edilmesi gereken¸ esasen erkekler için de geçerli olmak üzere¸ kendi hassasiyetlerine uygun¸ iffet ve ahlakına zarar vermeyecek¸ fitneye yol açmayacak bir ortamda sosyal aktivitede bulunmaktır. Bu aktivite¸ ister ekonomik amaçlı¸ isterse sosyo-kültürel amaçlı olabilir.


Kadınların örtünme emirleri de¸ zaten onların sosyal hayata katılmalarıyla bağlantılı bir emirdir. Çünkü kadının evinde örtünmesi için bir emir yoktur. Kadın şöyle veya böyle¸ özellikle içinde yaşadığı toplumun sosyo-kültürel yapısına ve geleneklerine göre sosyal hayatında bütünüyle dışında kalamayacaktır. O halde¸ sosyal hayatın içinde olduğunda¸ iffet; ahlak ve vakarını koruyabilmesi gerekir; câzibesini sergileyerek en azından kimi art niyetli kimselerin yanlış davranış ve düşüncelerine meydan vermesi¸ Müslüman bir kadına yakışmaz. Burada hemen şunu da belirtmek gerekir. İffet¸ ahlak ve namusunu koruma noktasında Müslüman erkekler de¸ en az Müslüman kadınlar kadar sorumludurlar. Geleneksel anlayıştaki¸ erkeği hoş görüp¸ kadını suçlayan¸ yargılayan¸ hatta cezalandıran anlayış¸ İslâm gerçeği ile asla örtüşmez. Allah katında üstünlük¸ farklılık ancak takvâ ile olur. Eğer bir konuda kadın daha bilgili ve yetenekli ise¸ elbette o konuda toplum için¸ insanlık için o kadının katkısı¸ sırf cinsiyetinden dolayı geri plana atılamaz. Bu konuda Hz. Peygamber ve sahabe hayatında sayısız örnek vardır. Ben bunlardan¸ birini örnek olarak vermek istiyorum. Olay Hz. Ömer'in halifeliği döneminde geçer. Hz. Ömer bir gün hutbe okurken şunları söyler:


"Kadınlara mehir verirken aşırı gitmeyin. Eğer onlara çok mehir vermek dünyada hayır ve Allah katında takva göstergesi olsaydı¸ bunu sizin en üstününüz olan Hz. Peygamber yapardı. O ise¸ ne kadınlarına ve ne de kızlarına on iki ukiyyeden fazla mehir yapmadı…"


O sırada bir kadın kalkıp şunları söyledi:


"Ey Ömer¸ Allah bize veriyor¸ sen ise bize haram kılıyorsun. Yüce Allah kitabında şöyle buyurmuyor mu: ‘O kadınlardan birine kantar kantar mehir vermiş de olsanız (boşama durumunda) ondan hiçbir şey almayın.'[2]"


Kadının bu sözleri üzerine başını öne eğen Hz. Ömer¸ şunları söyledi:


"Kadın doğru söyledi¸ Ömer yanıldı. Ey Ömer¸ bütün insanlar senden daha anlayışlı!"[3]


Bu örnek olaydan daha açıklayıcı bir şey olamaz. Koskoca devlet başkanı¸ halife Hz. Ömer¸ Müslümanlara hitap ederken¸ kadınlar evlerinde değiller¸ onlar da erkekler gibi onu dinlemekte ve onun yanlışı olduğunda onu eleştirmek suretiyle ona müdahale edebilmekteler. Burada özellikle birkaç noktaya dikkatinizi çekmek ve bazı çıkarımlarda bulunmak istiyorum.


Birincisi¸ o dönemde kadın sosyal hayatın dışında değil¸ bir şekilde içindedir. Yani o gün o günün şartlarına göre¸ bugün de bugünün şartlarına göre kadın sosyal hayata katılabilir.


İkincisi¸ kadın ne sırf kadın olduğu için¸ susup geriye çekilmesi gereken bir kişi¸ ne de sırf kadın olduğu için öne çıkarılıp¸ önemsiz de olsa fikri alınan bir varlıktır. Yani cinsiyet rolü¸ kadının bilgisi¸ yeteneği v.b. konuların önüne geçmediği gibi¸ onu sırf cinsiyeti nedeniylede geri plana itmemektedir.


Üçüncü olarak da¸ ikinci hususla bağlantılı olarak¸ insanı değerli¸ önemli¸ görüşleri dikkate alınan ve yapabileceği her işte zorla geri plana itilmemesini sağlayan şey¸ onun sahip olduğu ilmi donanımıdır.


O halde¸ kadınlar eğer bu şekilde ve bireysel¸ ailevî ve sosyal şartlar el veriyorsa¸ sosyal hayata pek çok alanda katılıp katkı sağlayabilme hakkına sahiptirler. Bunu yapabilmeleri için¸ iki konuya hassasiyet göstermeleri gerekir. Birincisi sosyal hayata katıldığında edebi¸ vakarı ve ahlakî nitelikleriyle işini yapmak ve ailesini¸ özellikle çocuklarını büyütme ve eğitme noktasında ihmal etmemektir.


Sonuç olarak İslâm kadına sayısız haklar tanınmış ve bunu yaparken onu incitmemeyi ve psiko-fizyolojik yapısını göz ardı etmemeyi gözetmiştir. Bu çerçevede kadın¸ durum ve şartlara göre¸ Müslüman olarak gözetmesi gereken sınırlar içerisinde¸ sahip olduğu her hakkı¸ öncelikle Allah rızasını gözeterek kullanılabilir.






[1] Bkz. Özdeş¸ Talip¸ Kur'ân ve Cinsiyet Ayrımcılığı¸  ss. 153-169¸  Fecr Yayınevi¸ 2008.



[2] 4/Nis⸠20.



[3] Kurtubî¸ el-Câmi'¸ V¸ s. 99.

Sayfayı Paylaş