TARİHLE BARIŞMAK

Somuncu Baba

Leon-E. Halkın¸ insan ve hayat arasındaki karmaşık denklemi çözmede¸ tarihin katkısına şu analizle dikkat çekmektedir: Tarih olmadan¸ yaşadığımız asrın ve ülkenin sınırlarına hapsedilmiş¸ kendi bilgilerimizin ve düşüncelerimizin dar çemberine sıkıştırılmış bir şekilde¸ dünyanın geri kalan kısmına yabancılaşan bir tür çocukluk çağında; bizi çevreleyen ve önce gelen her şeye karşı derin bir cehâlet içinde kalırız.

İnsan¸ Toplum¸ Devlet Hayatı ve Tarih

Tarih¸ insanoğlunun yaratılmasıyla başlayan ve sadece onun varlığıyla anlam kazanan bir ilimdir. İnsanı¸ üstün ve mesul kılan vasıflardan biri de bir tarihinin olmasıdır. Tarihe¸ yaratılıştan kıyamete kadar¸ insanın kendini arayışının seyir defteri veya serüven dolu hayat akışının grafiği de denilebilir. Aynı zamanda tarihi¸ insan ile hayat arasındaki¸ çok bilinmeyenli karmaşık denklemi çözmeye muktedir¸ en tılsımlı anahtarlardan biri olarak da kabul edebiliriz.

Maalesef¸ tarihi okuma¸ inceleme¸ tefekkür ve muhakeme etmede gerekli şuura erişemediğimiz; mâlumatfuruşluk olarak gören ezberci anlayıştan kurtulamadığımız; tarih bilinci ve sevgisini aşılayıcı eğitimden hâlâ uzak olduğumuz ve nihayet bugünü anlamlandırma¸ yarını belirleme misyonundan onu soyutlayıp¸ düne hapsetme hastalığından kendimizi kurtaramadığımızı inkâr edemeyiz.

Ciddi sıkıntılarımızdan biri de; tarihi¸ analizci/sentezci bir metotla ele alıp¸ çetrefilli meseleleri çözmede anahtar olarak kullanamamaktır. Hâsılı¸ hayatımızın hakiki rotasını bulması ve kültür ve medeniyetimizin inşasında¸ köşe taşlarından olma rolünü tarihe verdiğimizi söylemeyiz. Zikrini ettiğimiz bahisler hakkında Samiha Ayverdinin görüşleri şöyledir:

Şuna inanmak yerinde olur ki¸ ilmin hafızasına devrolmuş tarih realiteleri; vakti geçmiş¸ vazifesi tamamlanmış keyfiyetler değildir. Geleceğin temelini teşkil ettiği için cemiyet olarak¸ şuurlu bir tecessüsle (araştırma merakı) üstünde durmamız gereken gerçeklerdir. Zirâ istikbalin kulağına söylenecek söz¸ gözüne gösterilecek istikamet; vâdesini tamamlamış bu tarih hazinesinin derinliklerinde saklıdır.

Diğer taraftan¸ tarihin¸ milletlerin şuur altını ve hafızasını oluşturduğu¸ herkesin tasdik ettiği bir hakikattir. Milleti millet yapıp¸ benliğini/tabiatını dokuyan unsurların başında tarih gelir. Hafızasını ve kimliğini kaybeden milletlerin varlığını devam ettirmesiyse imkânsızdır. Mehmet Kaplanın tahlili¸ buna şu şekilde ışık tutmaktadır: Tarih milletlerin şuur altını teşkil eder. Binlerce yıllık tecrübenin mahsulüdür. Tarihî kültürün terbiyesini almayan yeninin vücuda getirdiği eserler ham ve çirkin olur.

Bu çerçevede¸ ABD'li medeniyet tarihçisi Will Durantın yaklaşımı da anlam yüklüdür: Yaşanmış cehennem olmaktan çıkan tarih neticede¸ binlerce evliyanın¸ devlet adamının¸ âlimin¸ sanatkârın ve filozofun yaşadığı¸ öğrettiği ve sanatını icra ettiği bir cennet köşesine döner. Bu üstün insan¸ Hz. Muhammed gibi insan ruhunu fetheden bir peygamberse her sözü¸ gayet basit ve geri bir millete dâhi muazzam güç kazandırıp¸ insanı hayrete düşüren akıl almaz hâdiseler meydana getirebilir.

Fransız düşünür Montesguieu¸ tarihin; zamanın ışığı¸ hakikatin sâdık şâhidi¸ iyi nasihat ve tedbirin kaynağı¸ davranış ve âdetlerin kaidesi olduğuna işaret etmektedir. Bundan ötürü bir devlet adamımız; Tarih¸ en büyük muâllim-i siyâsettir (siyaset hocasıdır); hiçbir fert onun rahle-i tedrisinden (dersine) müstağnî (ihtiyaç duymadan) kalamaz teşhisini koymuştur. İnsan aklının özü¸ geçmiş kuşakların tecrübelerini biriktirip gizli kâbiliyet ve hasletlerini geliştirmesinden müteşekkildir.

Leon-E. Halkın¸ insan ve hayat arasındaki karmaşık denklemi çözmede¸ tarihin katkısına şu analizle dikkat çekmektedir: Tarih olmadan¸ yaşadığımız asrın ve ülkenin sınırlarına hapsedilmiş¸ kendi bilgilerimizin ve düşüncelerimizin dar çemberine sıkıştırılmış bir şekilde¸ dünyanın geri kalan kısmına yabancılaşan bir tür çocukluk çağında; bizi çevreleyen ve önce gelen her şeye karşı derin bir cehâlet içinde kalırız.

Hayatın Muallimi ve İbret Sandalı

Bilindiği gibi¸ insanın mayasında hata yapma eğilimi vardır ve doğru yolu bulabilmesi için her daim hayatının muhasebesini yapması gerekir. İnsanı hesaba çekecek ve hayatının dengesini kuracak en hassas terazilerden biri de tarihtir.

Esas olan da¸ mâziden ebede doğru akıp giden zaman nehrindeki hâdiseler selinde boğulmamak için tarihin ibret sandalına binmektir. Hayat gemisini rotasından sapmadan¸ sâlimen menziline ulaştırmak için tarihin aktardığı koordinatlardan istifade etmek çok hayatidir. Frekansımızı tarihe ayarlı kıldığımız takdirde¸ geleceği inşa etme ve selâmete erişme adına yolumuzu şaşırmak söz konusu bile olmayacaktır. Yeter ki¸ onun bize bahşettiği tecrübeler definesine ilgi gösterelim; ibretler sarayına dikkat kesilelim ve istikbâlimize yön veren trafik levhalarına itibar edelim.

Zamanın acımasız dişlileri arasında öğütülmek istemiyorsak; tarih belleğimizden süzülüp gelen bilgi ve tecrübelerden uygun formüller devşirmek ve benzer vakaların çözümü için kullanışlı anahtarlar geliştirmek mecburiyetindeyiz. Bugünkü her pişmanlığın¸ dünkü ihmâl ve gafletin acı bir meyvesi olduğu hakikatini hakkıyla bilip¸ hayattan aksetmiş ibret levhalarıyla dolu mâzi medresesinin kazanımlarını kâr hanesine maksimum seviyede kaydedenler¸ hiç şüphesiz geleceğe başarıyla hükmeden ve istikamet verenler olacaktır.

Sayfayı Paylaş