ŞİDDETİN PSİKO-TEOLOJİSİ

Somuncu Baba

"Şiddet neyi sembolize eder? Kestirme yoldan gitmeyi¸ yani eğmeden kırmayı; diğer yolları bilmemeyi¸ yani cehaleti; bebeklik dönemini¸ ya da insanlığın ilkel dönemlerini; son noktayı¸ insanlıkta ters yöne gitmeyi; ya da bitmişliği¸ çaresizliği¸ ucûbeliği."

Şiddet¸ soyut bir kavramdır. Çoğunlukla fiziksel gerçekleşir. Ama ifade ettiği olumsuz anlamlar ciddi bir insanlık gerilemesini sembolize eder. Arapça olan "şedde" kelimesi adeta iki unsurun inatçı bir çarpışmasını¸ vuruşmasını gösteriyor. Kişinin iradesine karşıt oluşu hatırlatıyor. Bu anlamda çarpışanlar eşit güçlere sahip olsa¸ oyun kaba da olsa âdil olur. Ama güçlünün güçsüz üzerinde gerçekleştirdiği bir eylem olunca derin bir çukurlaşmayı anımsatıyor.


Şiddet uyumun bozulmasını temsil eder. Kadın (en azından kültürlerde) ağırlıkla estetiği¸ erkek ise geometriyi temsil etmektedir. Meselâ erkek kazanılmamış kaba kuvvetiyle eşini dövüyorsa¸ burada evlilikte (geometri ve estetikten oluşan) uyumun sonunun geldiği açıktır. Ama olayın kökeninde asıl uyum bozukluğu bireyin iç dünyasında aranmalıdır; şiddetten önce eşlerden birinin (veya her ikisinin) iç uyumu da bozulmuş olmalıdır. Yani söz gelimi erkek iç dünyasında karmaşa ve yetersizlik yaşıyor; böylece sözgelimi dış dünyadaki ezikliğini¸ eşini döverek gidermeye çalıyor; kendine göre iç ahengini bir başkasının sırtına basarak gerçekleştirmeye çalışıyor olabilir. Ama şiddette en büyük sorun hem şiddeti uygulayanın¸ hem uygulananın¸ aralarındaki uyumun daha da bozulduğunun farkına varamamalarıdır.


İşte bu anlamda şiddet¸ aşkınlaşmanın tam tersi istikamette yolculuktur.  Derin bir gerileme¸ eksileşmedir. Yani aşkınlaşmanın tersi ne ise odur; önce sefilleşme¸ sonra da esfelleşmedir.


Şiddet işkence¸ vurma gibi doğrudan fiziksel etkiyle olabilir¸ küfretmek gibi sözel olabilir¸ küfreder gibi tutumsal veya ima yoluyla olabilir. Aslında psikoloji diliyle söylemek gerekirse bir insana yokmuş gibi muamele etmek¸ meselâ selam vermemek¸ görmezden gelmek bir tür şiddet sayılmaktadır.


Şiddet alçaltıcı¸ acı verici¸ çaresiz bırakıcı¸ isyan ettirici¸ sindirici¸ silikleştirici¸ öfke pompalayıcı¸ öç almaya zorlayıcıdır.


İlâhiyat biliminde "aşkınlaştırma" diye bir kavram vardır. Bu kelime¸ psikanalizde karşılığını "süblimasyon/yüceltme" olarak bulmuştur. Hani Müslümanlar Allah'a "mutlak aşkın" olarak inanırlar¸ yani düşünce ve hayal adına kafada oluşabilecek her şeyin ötesinde varsaymak. İngilizce "transcend"¸ Arapça "müteâl" kelimelerinin karşılıkları. Gündelik yaşamda insan doğasındaki şiddeti olgun hale getirmek için de bu mekanizma kullanılabilir. Bir süreç olarak "insanlaşma (humanization)"¸ çocukluktan itibaren başlayan yıkma¸ dökme¸ hırs gibi ham biyolojik güdülerin "aşkınlaştırılması" çabasının sonunda oluşur. 


Şu bir gerçek: İnsan doğası saldırgandır. İnsanın dünyaya geldiği ilk yılları düşünelim. Bebek yıkar¸ bozar¸ dağıtır¸ döker. Anne veya o düzeyde bakıcı biri onu hizaya sokmaya çalışır. "Cıs"¸ "Hayıııır!" "Yapmaa!"¸ "Döverim!"¸ "Olmaz!" "Yok!" "Sakın!" "Aman!". Böylelikle yıkıcılık şehirleşme yönünde ortadan kaldırılmaya çalışılır. Yani sosyal yaşamda kabul edilebilir şekilde "hizaya" sokulur. Zamanla saldırganlık asgari düzeye iner. Yıllar önce Freud¸ Birinci Dünya Savaşı'nda yüz binlerce insanın öldüğünü görünce¸ insanın iki temel iç güdüsünden birinin ölüm ya da yıkıcılık olduğunu ileri sürmüştür. İnsan öldürücüdür. Buna kendi de dahildir. Yani intihar edebilir. İnsanlık tarihi açısından bakıldığında insanlaşmanın henüz oturmadığı dönemlerde insan ilişkileri şiddet ve güce dayalı olarak vardı. Kabile savaşları vardı. Güç¸ hak ile eşit kabul edilir idi.


Şiddetin karşıtı¸ uyum¸ karşılıklı anlaşma¸ anlama¸ insan tabiatına yakışır muamele¸ insan olma onurunda birleşme¸ eşitlik¸ af¸ toleranstır; bunlardan da en önemlisi merhamet. En çok şiddete maruz olan kadınlar gerçekte şiddetin tam karşıtı olan merhametin tek kaynağıdır bana göre. Kadın şiddet dolu baskın erkek doğasını dengeler¸ yatıştırır¸ rahminin sıcaklığında karşılıksız beslemeyi öğretir¸ doğan çocuğa karşılıksız vermeyi genetik düzeyde aşılar. Rahmet¸ tarifi imkansız sevinç göz yaşını hatırlatır¸ katı geometri karşısında ağırlıklı olarak estetiği sembolize eder.


Peki şiddet neyi sembolize eder? Kestirme yoldan gitmeyi¸ yani eğmeden kırmayı; diğer yolları bilmemeyi¸ yani cehaleti; bebeklik dönemini¸ ya da insanlığın ilkel dönemlerini; son noktayı¸ insanlıkta ters yöne gitmeyi (de-humanization); ya da bitmişliği¸ çaresizliği¸ ucûbeliği.


Şiddetten duygusundan kurtulmak ve kaçınmak için¸ iç dünyamızın derinliklerinde sürekli dışa vurulmak isteyen ham enerjinin aşkınlaştırılması¸ yaratıcı yönlere kanalize edilmesi gerekir; mesel⸠spor yaparak. Ama futbol stadyumlarını şiddeti boşaltma yerleri haline getirerek değil. Şiddet¸ önemli derecede model alma yoluyla öğrenildiği ve daha çok babadan oğula geçtiği için¸ şiddete model olan¸ şiddet pompalayan¸ aba altından sopa gösteren birey ve kurumların ıslahı gerekir. Bireylerin şiddet kullanmalarına yol açan kaynaklarını kurutmak¸ gücü kontrolsüz olarak yanlış yerde kullanmak isteyenleri önlemek¸ siyasallaşmamış ve bakış açısı geniş adalet mekanizmalarıyla ezilenler konusunda duyarlı olmak yöntemlerden bazısı sayılabilir. Yine ilâhiyatçılar tarafından ezilmenin¸ sosyo-politik mahrumiyetin kader olmadığı yönünde¸ ezilenler için ezen şartlara¸ bireylere ve kurumlara karşı¸ "eliyle¸ diliyle veya en azından kalbiyle buğz ederek" bir "baş kaldırı" teolojisi geliştirilmesi önemlidir. Şiddet bu şekilde aşkınlaştırılabilir¸ bozulan bireysel¸ ilişkisel ve toplumsal geometrostetik tekrar bu şekilde geri elde edilebilir.

Sayfayı Paylaş