ŞİDDET VE TERÖRÜN PANZEHİRİ OLARAK TASAVVUF

Somuncu Baba

"İçsel gelişimini gerçekleştirememiş¸ rûhî donanıma erememiş ve gönül aynasını parlatamamış insanların içlerindeki karanlıkları dış dünyaya da yansıttıklarını görmekteyiz. Asil davranışlar her şeyden önce asil ve erdemli bir ruha sahip olmayı gerektirir. Mutlu ve bahtiyar bir toplumun inşâsı¸ erdemli şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İşte tarih boyunca gerçekleşen bu arayış öyküsünde insanlığın imdadına yetişen düşünce sistemi tasavvuftur."

Yaratılmışların en güzeli olarak var edilen insan¸ gâye varlıktır. Allah'ın halîfesi olma vasfı ile¸ bütün varlıkların korunup gözetilmesi insanın uhdesine verilmiştir. İnsan emanet sahibi bir varlıktır. İnsan¸ maddî boyutu kadar mânâ yönü de bulunan¸ zihinsel kurgusu kadar gönül serüveni de yaşayan¸ fizik ậleminde yer almakla birlikte metafizik dünyaya da kanat açan¸ ten kılıfına olduğu kadar ruh gücüne de sahip bulunan müstesna bir varlıktır. İslậm fıtratı üzerine yaratılan her insan nötr olarak¸ sevap ve günahtan âzâde bir şekilde dünyaya gelmiştir¸ ama hayra da şerre de¸ iyiliğe de kötülüğe de¸ mutluluğa da felakete de¸ insanlığa da hayvanlık derekesine de yönelmek kendi tercihine bırakılmıştır. Ancak Allah (c.c.) kendisinden hayrı¸ iyiliği¸ güzelliği¸ erdemi ve insanlığı tercih etmesini istemiştir.


Günümüz insanı¸ sahip oldukları ile avunmaya çalıştıkça her ne hikmetse bir türlü kendi olamamanın sıkıntısını yaşıyor. Küreselleşen dünyada insanların iştahları kabartılıp tüketim budalası haline getirilirken¸ ben merkezli hareket özendirilmek isteniyor. Özgüven sahibi¸ farkındalık bilincinde¸ arayış içerisinde¸ kimlik ve değerler ışığında¸ sorumluluk ve paylaşım duyguları kapsamında yaşam sürmek varken¸ insanlık bencil¸ hırslı¸ tamahkậr¸ sonu gelmeyen isteklerin peşinde ömür tüketen garip bir varlık konumuna geliyor. Gözü doymayan insanların karınlarının bir türlü doymadığını görüyoruz. Kendi gerçekliğini idrak edemeyen isimlerin¸ bir yaşam felsefesi güdemediklerini sezinlemekteyiz. Nefislerine¸ arzularına¸ hırslarına ve bayağı duygularına hâkim olamayanların bağnaz¸ hırçın ve azman konuma geldiklerine şahit olmaktayız. İçsel gelişimini gerçekleştirememiş¸ rûhî donanıma erememiş ve gönül aynasını parlatamamış insanların içlerindeki karanlıkları dış dünyaya da yansıttıklarını görmekteyiz. Asil davranışlar her şeyden önce asil ve erdemli bir ruha sahip olmayı gerektirir. Mutlu ve bahtiyar bir toplumun inşâsı¸ erdemli şahsiyetlerin varlığına bağlıdır. İşte tarih boyunca gerçekleşen bu arayış öyküsünde insanlığın imdadına yetişen düşünce sistemi tasavvuftur.


Tasavvuf; kişiyi sultan etmeye¸ viran olmuş gönülleri mâmûr kılmaya¸ parçalanmış bireyleri yürekleri toplu atan cemaat şuuruna büründürmeye çalışır. Tasavvuf¸ kişinin ahlậkî donanımda zirveleşmesini sağlar. Tasavvuf¸ modelleme ve örnekleme yöntemi ile bilge ve mânâ erlerinin yolunda olmayı öngörür. Tasavvuf¸ kişinin bayağı duygulardan¸ sakat düşüncelerden¸ bencillik hastalığından kurtulup¸ olma ve olgunlaşma sürecine girmesini sağlar.


Tasavvuf; kişinin güdülenen¸ başkasının insafına terk edilen¸ sokakların kucağında uyutulan¸ şer odaklarının çarkları altında ezilen¸ nefis ve şeytanın bitmeyen berbat isteklerine köle olan basit bir varlık olmadığını beyan eden bir arayış öyküsüdür. Sokaklarda¸ kentlerde¸ hatta okullarda kol gezen şiddet ve talan hareketleri¸ nefislerini kontrol altına alamayan insanların ne kadar azmanlaştığını göstermektedir. Birer gönül inşâcısı¸ ruh doktoru ve mânâ eri olan Hak dostları¸ tarih boyunca insanlığın kurtuluşu için çırpınmış¸ insanlığın enerjisini yakmaya¸ yıkmaya¸ talan etmeye ve cinayetlere değil inşâya¸ îmâra¸ ihyâya ve dirilişe kanalize etmesini öngörmüşlerdir.


İnsanın ömrü¸ basit arzularla tüketilecek kadar ucuz değildir. İnsanın azmi¸ bayağı hareketlere yeltenecek kadar sıradan değildir. İnsanın yaratılışı¸ bugünü kotarmaktan ibaret değildir. İnsanlık¸ sadece kendi arzularını yerine getirmekten ibaret hiç değildir. İnsanın bir ulvî gâyesi¸ çok özel bir yaratılışı¸ sonsuzluk duygusu¸ paylaşma ruhu ve birlikte yaşama özlemi vardır. İnsanı insan eden de¸ insanlığı mutlu kılan da işte böylesi ahlậkî değerlerdir. İnanç ve ahlậk değerlerinden yoksun olan gafilleri ve tiranları hangi güç dizginleyebilir ki? Hâlbuki biz insanlığın¸ kozmik düzeni ihlal etmeden içerisinde yaşadığımız gezegeni "Dậrü's-Selâm/Esenlik Yurdu" haline getirme sorumluluğumuz vardır. Evren olanca ihtişamına rağmen bir âhenk içerisinde yaratıldığına göre¸ evrenin bir parçası olan insan da evrendeki yerini alabilmeli; bu kozmik düzene katkıda bulunmalı. Kendisi için yaratılan kậinatı kendi elleri ile hebâ etmemeli. Sıradan insan olmak yerine evrensel insan olmaya özen göstermeli.


Tasavvuf önderleri¸ işte bu evrensel insan olma yolunda ömür tüketmiş çok özel isimlerdir. Önümüzde duran Bişr-i Hafî örneği vardır: İçki¸ sefahat¸ lüks ve savurganlık içerisinde gençliğini heder ederken¸ içindeki Rahmậnî sese kulak vererek insanlık tarihindeki altın sayfada ismini yaldızlı harflerle yazdıranlardan biridir o. İşte Habîb-i Acemî örneği. Döneminin tefecilik¸ faiz ve karaborsada en önde gelen ismi iken¸ Hasan-ı Basrî'nin meclisinde insan olduğunu hatırlayıp helalden kazanmanın öncü ismi haline gelen bir şahsiyet. Tarihte¸ Kazerûniyye dervişleri¸ gençliğini ve enerjisini boş heveslerle tüketen kitleleri erdemli davranış sergilemek için teşkilatlandıran bir zümredir. Baskı¸ şiddet¸ hiddet ve bağnazlığa meyyal gençler¸ Kazerûniyye dergậhında toplumun güven âbideleri¸ vatanın yılmaz bekçileri¸ okulun tatlı sesleri¸ okumanın ve öğrenmenin azimli gayretkeşleri¸ bilgelik yolunun yılmaz yolcuları¸ yardımlaşma ve dayanışma ülküsünün hayranlık bırakan öncü şahsiyetleri¸ Anadolu'nun esenlik yurdu haline gelmesinde gayretkeş davranan isimleri olmuşlardır.


O halde milletimizin umudu¸ memleketimizin istikbali ve insanlığın medâr-ı iftihârı olan gençlerimizi kaybetmeye asla tahammülümüz olamaz. Terör ve şiddetin din ve imanı düşünülemez. Müslümanın zarar vermesi öngörülemez. Yavrularımızın sokak çocuğu¸ neslimizin cehâlet odağı¸ insanlığın bezgin ve bitkin oluşu düşünülemez. Tarihimizin seçkin isimleri asla tarihte kalmış kişiler değildir. Bişr-i Hafîler¸ Habîb-i Acemîler ve Kazerûniyye ruhuna sahip diriliş gençliği bugün de var olacaktır. Yeter ki yaratılışının farkına varsınlar¸ yaşamanın anlamını bilsinler¸ sevmenin ve paylaşmanın ne denli zenginlik olduğunu görsünler¸ yaşatmanın kıymetine vakıf olsunlar.

Sayfayı Paylaş