ŞİDDET: PROBLEMİ PROBLEMLE ÇÖZME

Somuncu Baba

"TV ve gazetelerde zaman zaman rastladığımız cinnetin ve şiddetin sadece yoksulluk gibi ekonomik faktörlerle açıklanması yaklaşımı kanaatimizce sorunlu bir yaklaşımdır. Elbette bu da son derece önemli bir faktördür. Ancak¸ şahit olduğumuz şiddet olaylarının tarafları hep bu çerçevede kimseler değildir."

Şiddet¸ bir problem çözme yöntemidir. Ancak diğer problem çözme yöntemlerinden farklı olarak şiddet yönteminde¸ güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olabilecek şekilde bir davranış söz konusudur. Kendi içinde problem içeren bu problem çözme şekli¸ sözle yahut fiziksel olarak gerçekleşebilir. Her hâlükârda şiddet içeren davranışlar¸ muhatabı rahatsız edici ve zarar vericidir. Böyleyken¸ insanlar neden şiddete başvurmaktadırlar? İnsanın bilerek ve isteyerek başkalarına zarar verme davranışının sebepleri neler olabilir?


Çok sayıda bireysel ve sosyal geri planı olan bu sebeplerin en önemlilerinden birinin¸ halen toplumumuza egemen olan insan eğitme ve yetiştirme anlayışımız olduğu kanaatindeyiz. Bunu hiç şüphesiz yetişmekte olan çocuk ve gencin sosyal çevresini oluşturan aile¸ okul¸ çarşı-pazar-mahalle çevresi ve medya bütünlük içinde yapmaktadırlar. Nitekim davranışları öğrenirken¸ çocuk ve gençlerin modellere ihtiyacı vardır. Bu modeller doğru ve sağlıklı problem çözme yöntemlerini gösteremezlerse¸ gençler çaresiz ve çatışmalı olurlar. Ayrıca çeşitli problemlere ilişkin anne-baba¸ diğer bazı yetişkinler ve öğretmen tutumunun şiddet ağırlıklı olduğunu gözlemleyen çocuk ve ergen¸ şiddeti kaçınılmaz ve problem çözücü bir yol olarak algılayacaktır. Bir hata yaptığında yahut yetişkinlerin kimi kurallarını ihlal ettiğinde¸ en basitinden öfkeye dayalı sözlü ve fiziksel tepkilerle karşılaşan bir çocuk ve genç için¸ bu tür bir tepkinin rahatsızlık verici olması yanında¸ öğretici bir niteliği de vardır.  "Demek ki problem çözmede şiddet önemli bir yöntemdir ve uygulanmak zorundadır." anlayışını çocuk ve gençlerin zihnine yerleştiren şey¸ yetişkinlerin tutumlarıdır. Dolayısıyla doğru modelleri ve yöntemi göremeyen gençlik¸ şiddete başvurmaktan başka çare bulamayabilmektedir. Çünkü şiddet¸ özellikle gençler tarafından¸ bir tür etkili problem çözme yöntemi olarak algılanmakta ve kaçınılmaz bir davranış biçimi şeklinde gözükmektedir.


Bu öğretici yetişkin tutumunun yanı sıra¸ çok önemli bir başka öğretici ve destekleyici kaynak da¸ bilgisayar oyunları ve TV'lerde sunulan modellerdir. Bu modeller de¸ çocuk ve gençleri olumsuz etkiler. Özellikle çocuk ve genç¸ yetişme tarzı itibarıyla bir şekilde bu işlere yatkınsa daha da etkili olur. Maalesef toplumumuz açısından bakıldığında¸ çocuk ve gençler¸ bilgisayar oyunları oynarken¸ onlara sunulan seçeneklerin çoğu şiddeti olağan gösteren oyun türleridir. Çocuğun zihnine yerleşen şiddet merkezli tutum biçimleri¸ ona belli durumlarda nasıl davranması gerektiğini¸ hatta bazen karşındaki düşmanın olarak algıladığın kişi ise¸ ona saldırmanın kaçınılmaz olduğu anlayışını vermektedir. Henüz kendini¸ hayatı ve diğer insanları yeni tanıyan öğrenme çağındaki bir çocuk¸ gerçek hayatla oyunu ayırt etmesini nasıl sağlayacaktır?


Başta sözünü ettiğimiz yetişkin tutumları ve bu tarz yaşantı ve öğrenme süreçlerinin sonucu olarak¸ reyting kaygısı ile bolca gösterilen TV'lerdeki şiddet içerikli filmlerin de çok ilgi gördüğü fark edilmektedir. Bunun sonucunda toplum olarak şiddete yatkın hale gelmekteyiz. TV ve gazetelerde her geçen gün artan şekilde cinnet ve şiddet olayları haberlerine rastlanılmaktadır. Bu olayları dikkatle inceleyince¸ öfkelenmeye hemen hazır hale geldiğimiz anlaşılmaktadır. Öfkeyle kalkanın zararla oturacağını düşünemeyecek hale gelmiş isek ve patlamaya hazır halde bulunuyorsak¸ toplumsal dokularımız¸ millî ve mânevî değerlerimiz¸ dinî inançlarımız bizi şiddetten alıkoymaya yetmiyor demektir. Böyle değilse¸ bu tarz değerlerimizin eğitimi ve öğretilmesinden çok çocuklarımızın şiddeti öğreniyor olmaları toplumumuzu bu noktaya getirmektedir. Öfke benliğimizi kuşatınca¸ en doğruyu düşündüğümüze inanmakta¸ ötesini düşünememekteyiz. Oysa bu haldeyken genellikle pişman olacağımız davranışlar sergileriz. Bunun sonucunda da¸ bireysel ve sosyal sorunları çözmek bir yana¸ hayatı¸ kendimiz ve başkaları için yaşanmaz hale getirmekteyiz. Maalesef olayın bu noktaya gelmesinde¸ sadece çocukları yetiştiren anne-baba tutum ve davranışları ile TV yayınları ve bilgisayar oyunları belirleyici değildir. Olayın daha vahim yanı¸ çocuklarımıza model olması gereken okullardaki öğretmenler¸ hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki milletvekilleri ve göz önündeki diğer kişilerin de¸ çocukları eğiterek onlara iyi birer model olmak bir yana¸ şiddet içeren tutum ve davranışlar sergileyerek gidişata olumsuz katkı sağlıyor olmalarıdır. Bu durumda sorun daha kapsamlı¸ doğrudan ve dolaylı sorumlular düşünülenin daha ötesindedir. Şu halde şiddet davranışı¸ kimi yorumcuların değerlendirmesiyle temelde ekonomik yetersizliklerden kaynaklanıyor demek ne derece doğru olacaktır?


TV ve gazetelerde zaman zaman rastladığımız cinnetin ve şiddetin sadece yoksulluk gibi ekonomik faktörlerle açıklanması yaklaşımı kanaatimizce sorunlu bir yaklaşımdır. Elbette bu da son derece önemli bir faktördür. Ancak¸ şahit olduğumuz şiddet olaylarının tarafları hep bu çerçevede kimseler değildir. Yani toplumun geneli açısından bu konuda sorunlarımız olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca¸ yoksulluk kavramı da¸ geniş bir kavramdır. Hiç geliri olmayan¸ az geliri olan¸ orta düzeyde geliri olan¸ hatta ortanın üstünde gelir düzeyine sahip kimseler bile yoksul olarak nitelenebilmektedir. Yine sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerde de¸ çocuğun her istediği yapılamadığında veya bazen yapılmasını istediği şeyler sürekli yapıldığında¸ çocuk doyumsuzluk sebebiyle bir tür tepki olarak şiddete başvurabilmektedir.


O halde¸ şiddet davranışını önleyebilmek için¸ öncelikle anne-baba ve diğer yetişkinler¸ kendilerini kontrol edebilmeli ve çocuklarının ruhsal ve fiziksel sağlıklarını düşünerek şiddeti bir problem çözme yolu olarak görmemelidirler. TV'ler de¸ sorumlulukları olduğunu hatırlayarak daha dikkatli olmalıdır. Hele son yıllarda sık rastladığımız şiddete başvuran kahraman tiplemelerinin olduğu film vb. yapımlara itibar etmemelidirler. Okullardaki eğitim anlayışının¸ şiddeti destekleyip desteklemediği konusunda araştırmalar yapılmalı ve eğitim anlayışımız buna göre yeniden şekillendirilmelidir. Şiddet uygulayan öğretmenlerin bu davranışları asla meşru görülmemeli¸ mutlaka cezalandırılmalıdır. Şiddet uygulama yatkınlığı olan öğrenciler için psikolojik destek çalışmaları yapılmalıdır.  Onların şiddet uygulama istek ve eğilimlerinin gerisinde var olabilecek örneğin yetişme tarzı¸ anlamsızlık duygusu¸ alkol ve uyuşturucu kullanımı vb. çeşitli sosyo-psikolojik faktörler analiz edilerek onlara yardımcı olunmalıdır. Bütün bu çözüm önerilerini gerçekleştirebilmek için uygulanabilir projelere ihtiyaç vardır. Bu bağlamda¸ üniversiteler ve devletin diğer kurumları aracılığı ile¸  pek çok yönüyle şiddetle ilgili araştırmalar yapılıp¸ uygulanabilir projeler geliştirilmelidir.

Sayfayı Paylaş