EL-CEBBÂR

Somuncu Baba

“Mahlûkatı¸ irâdesine uymaya zorlayan¸ dilediğini yaptırmaya güç yetiren¸ yaratıkların noksanlarını düzelten ve işlerini ıslah eden O'dur."

el-Cebbâr¸ "cebr" kökünden¸ mübalağalı ism-i fâildir. "Çok cebredici" mânâsını ifade eden Cebbâr vasfında başlıca iki mânâ vardır. Bunlardan ilki¸ cebr¸ esasen¸ "kırığı yerine getirip sıkıca sarmak; eksiği¸ noksanı ıslah edip tamamlamak" demektir. Cebbâr ismi¸ "halkın eksikliklerini tamamlayan¸ ihtiyaçlarını gideren¸ işlerini düzelten ve bu konuda gereken şeyi gereği gibi yapmakta çok iktidarlı olan hâkim" mânâsını ifade eder.[1] İşte¸ Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan[2] el-Cebbâr'ın anlamlarından birisi budur. Bu anlamda el-Cebbâr¸ rahmet¸ merhamet ve adaletin varlık alanına yansıyan farklı tecellîleriyle kendisini izhâr eder. Nasıl ki¸ cerrah olan bir doktor¸ bir yandan hastasının kangren olmuş ayağını keserken öte yandan bedenin tamamını kurtarmayı hedefliyorsa; nasıl ki¸ âdil bir yönetici bir yönden zâlimleri¸ kâtilleri¸ zânîleri¸ gâsıpları¸ hırsızları v.b. âdil hükümleriyle yargılayıp hak ettikleri cezaya çarptırırken¸ öte yandan da dolaylı olarak mazlumların haklarını iade etmiş oluyorsa¸ işte bunun gibi¸ Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Cebbâr isminin de böyle bir işlevi vardır. Yani¸ cebir yüklü ilâhî fiillerin özünde şefkat vardır¸ hikmet vardır¸ rahmet vardır; zulüm ve zorbalık değil. Çünkü el-Cabbâr olandan aslâ zulüm sâdır olmaz. Zulmün öznesi¸ insanlardır. İşte burada cebir¸ zulüm ve zorbalıkları¸ acı ve ıstırapları ilâhî kudret ve adaletle ortadan kaldırmanın adıdır.


Yüce Allah'ın el-Cebbâr isminin diğer bir anlamı da¸ "dilediğini zorla yaptırmak" tır. O¸ yarattıklarını¸ meşîeti istikametinde zorlayandır. Mahlûkatının yararına uygun olarak onlar üzerinde her türlü tasarruf yetkisine sahip olan ve mahlûkatının bütün işlerini ıslah ederek düzeltendir.[3]  Zira el-Cebbâr olan Yüce Allah¸  el-Kahhâr ismi gibi¸ halkı irâdesine mecbur eden¸ dilediğini ister istemez zorla yaptırmaya kâdir olan¸ hüküm ve nüfuzuna karşı çıkılma ihtimali bulunmayan güç ve büyüklük sahibidir. Hiçbir zaman Allah'ın el-Cebbâr ismini¸ İslâm düşünce tarihinde ortaya çıkan; "İnsanın irâde özgürlüğü yoktur¸ Allah her emrini cebirle yürütür¸ insan rüzgârın önündeki yaprak gibidir." diyen Cebriyye mezhebi gibi anlamamak gerekir. Çünkü kanun yapma ile ilgili emirlerin kulların cüz'î irâdeleriyle şartlı kılınmış olduğu¸ "Eğer siz Allah'a (O'nun dinine) yardım ederseniz¸ Allah da size yardım eder"[4] gibi birçok nass ile tesbit edilmiştir.[5] İnsan¸ kendisine sorumluluk yüklenen alanda hür irâde sahibidir. Eğer insan¸ sorumluluk yüklendiği alanda¸ eylemlerinde hür olmasaydı günah ve sevâbın¸ cennet ve cehennemin¸ iman ve küfrün¸ hidâyet ve dalâletin bir anlamı kalmazdı. Allah¸ insanı¸ ihtiyarî fiillerinde özgür yaratmıştır. Bu anlamda Allah "hâlık/yaratan¸ kul ise¸ kâsib/ günah ve sevâbı kazanan"dır. Özgür irâdesiyle insan¸ yapıp-ettiklerinden hesaba çekilecektir. Burada şu gerçeğin altını çizelim ki¸ her ne kadar Allah insana fiillerini özgür bir şekilde yerine getirme hakkı tanımışsa da bu durum hiçbir zaman Allah'ın kulunun isteklerini yerine getirme konusunda mecbur olduğu anlamına gelmez; O'na bir zorunluluk yüklenemez. Allah¸ kullarına yaptıklarının karşılığını adâleti ve hikmeti gereği tam olarak verecektir.[6] Allah'ın fiillerinde abeslik yoktur. Her şey yerli yerince yaratılmıştır. İlâhî hikmet¸ adalet¸ inâyet ve fazîletin hepsini içerir. Hem adalet ve hem de şefkati ihtiva eden ilâhî hikmet¸ kullarından güç yetiremeyecekleri şeyleri istemez. Bundan dolayı Allah¸ hiçbir zaman kullarına güç yetiremeyecekleri şeyleri yüklemez ve onlardan da sorumlu tutmaz. Çünkü ilâhî adâletin anlamlı olması¸ böyle bir muameleyi gerektirir.


Öte yandan¸ elbette¸ yaratılışın bir de cebir yönü vardır. Mesel⸠içinde yaşadığımız evren ve bu evrende yaşayan bütün varlıklar¸ kendi irâde ve özgür istekleriyle bu âleme gelmemişlerdir. Nasıl ki bu varlık alanına kendi istekleriyle gelmemişlerse¸ aynı şekilde kendi istekleriyle de gitmeyeceklerdir. Bütün kevnî varlık alanı¸ ilâhî yasalara uygun bir şekilde zorunlu olarak hareket etmektedir. Mevsimlerin oluşumu¸ semâda milyonlarca yıldızın deverânı¸  gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişi¸ ay ve güneş tutulmaları¸ depremler¸ sel-su baskınları vb. Allah'ın el-Cebbâr isminin bir neticesinde zorunlu olarak meydana gelmektedirler. Ayrıca¸ varlığın bir parçasını teşkil eden ve ilâhî emâneti yüklenen insana baktığımız zaman onun da sorumluluk alanı dışında¸ zorunlu olarak önceden belirlenmiş yasalara uygun bir şekilde hareket ettiği yerler vardır. Özgür olmadığı bu alanda insan¸  Allah'ın el-Cebbâr isminin bir gereği olarak iş yapar. İnsanın¸ tamamen kendi istek ve irâdesinin dışında farklı coğrafyalarda doğması¸ anne ve babasını kendisinin seçmemesi; cinsiyet¸ dil¸ renk¸ akıl farklılığı; rızık ve eceli gibi konular bunun en açık örneklerini oluşturur. Yine dinî sorumluluk alanında helâl ve haramı belirleyen insan değil¸ el-Cebbâr olan Allah'tır. Nihâî günde kullar hakkında karar O'na aittir. Kulların tavır ve hareketlerine göre sonuçların anlamlandırılacağı Cennet ve Cehennem¸ el-Cebbâr olan tarafından hazırlanmıştır. Burada insana düşen görev¸ bütün bu oluşlar karşısında gücü nisbetinde tedbir almaktır.


O halde her mü'min insan¸ "hem kırık gönülleri onaran¸ tamir eden" ve hem de "meşîeti istikâmetinde bütün bir varlığı zorlayan" Yüce Allah'a dayanmalı ve O'na güvenmelidir. O¸ el-Cebbâr olan ismiyle¸ kırık gönüllerin yanında ve zorbaların karşısında adâletiyle hükmeder. Bu ilâhî ismi kendisine ahlâkî bir ilke edinen bir Müslüman da mazlum¸ mağdur ve kimsesizlerin yanında olmalı¸ her türlü haksızlıkla mücadelede kararlı ve onurlu bir duruş sergilemelidir.


 









[1] Krş. el-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 119-121.



[2] Bkz. 59/Haşr¸ 23.



[3] İbn Kesîr¸ Tefsîr¸ (tahk. M. Ali es-Sabuni)¸ Beyrut¸ 1981¸ III¸ 479.



[4] 47/Muhammed¸ 7.



[5] Yazır¸ Hak Dini Kur'an Dili¸ İstanbul¸ 1979¸ VII¸ 4872.



[6] Yazır¸ a.g.e.¸ VII¸ 4873.

Sayfayı Paylaş